24 Ekim 2015 Cumartesi

THE MARTIAN


     
marslı filmi

     Adana’ya tayinimiz çıktığında en çok sevindiğim şeylerden biri artık istediğim anda sinemaya ve tiyatroya gidebilmek oldu ama geçen gün fark ettim ki ocaktan bu yana yani dokuz aydır sinemaya gitmemişiz :( Marslı filmi gösterime girince hem sinema hasretimiz son bulsun hem de Yer Çekimi (Gravity) ve Yıldızlararası (İnterstellar) filmlerini sinemada izleyemedik, bari bu filmi izleyelim diye eşimle beraber sinemanın yolunu tuttuk.
 
     Marslı filmi 2011 yılında Andy Weir’in yazdığı kitaptan sinemaya uyarlanmış. Filmin yönetmenliğini  Ridley Scott yaparken filmin başrolünde   Matt Damon var. Yan rollerde ise birçok tanıdık isim bulunuyor.  Jessica ChastainMichael PeñaKristen WiigJeff DanielsKate Mara, Sebastian Stan ve Sean Bean var. 

marslı filmi

     Filmin konusunu kısaca anlatmak gerekirse, Mars gezegenine astronotların gönderildiği bir görevde, Mark Watney (Matt Damon) isimli astronot şiddetli bir fırtına sonrası öldü sanılarak ekibi tarafından terk edilir fakat Watney hayattadır ve kendisini Mars’ta yapayalnız bulur. Elindeki sınırlı olanaklarla, zekâsını ve dayanıklılığını kullanarak dünyaya yaşadığına dair bir sinyal göndermeye çalışır. Milyonlarca mil uzakta NASA ve uluslararası bilim insanları durmaksızın bu ‘Marslı’nın eve dönmesi için uğraşırken, ekip arkadaşları da tehlikeli bir kararın eşiğine gelecektir...

     En sonda söylemem gerekeni en başta söyleyeceğim. Ben bu filmi son zamanlardaki iki uzay filminden (Yer Çekimi ve Yıldızlararası) de daha çok sevdim. Bunun sebeplerine gelirsek öncelikle 140 dakikalık filmin en az 110 dakikasında görünen Matt Damon’ın çok başarılı bir oyunculuk sergilemesi var. Yıldızlararası filmini izleyeniniz varsa Matt Damon orada da bir astronotu hatta başka bir gezegende tek başına kalan bir astronotu canlandırmıştı. Sanırım bu rol onu Mark karakterine hazırlamış. Rolünü inandırıcı şekilde oynamıştı. Hiçbir zaman Matt Damon hayranı olmadım ama bu filmde cidden iyiydi.

     Bu filmi bu kadar sevmemin nedenlerinden biri de diğer bilimkurgu filmlerinde eksik olan mizah anlayışına sahip olması. Evet, bazen umutsuzluğa kapılıp kendinizi kötü hissediyorsunuz ama birçok yerde de kahkaha atabiliyorsunuz. Filmin espri anlayışını sevdim. 

marslı filmi

     Maalesef bilimden, fenden neredeyse hiç anlamam ama filmi izlerken oradaki zeki insanları, bilim adamlarını ve kadınlarını gördükçe keşke ben de bilimle uğraşsaydım dedim. Filmden sonra kendimi aptal ve boş hissettiğimi itiraf ediyorum.

     Bir de filmin hayatıma çok olumlu bir katkısı oldu. Filmi izleyeli beş gün oldu ama bu etkisi hâlâ geçerli. Umarım her zaman da geçerli olur. Filmde uzayı, Mars’ı ve evrenin büyüklüğünü görünce bir insan olarak ne kadar küçük ve ne kadar önemsiz olduğumu hatırladım. Aynı şekilde günlük hayatımızdaki üzüldüğümüz, sinirlendiğimiz şeyler de gözüme çok aptalca göründü. Dünyada bir grup insan başka gezegenler keşfetmek, insanlara faydalı olmak için kafasını yorarken ben de artık en azından “Kim ne demiş? O benim hakkımda nasıl konuşmuş? Şu bana küsmüş.” vb.  şeyleri dert etmemeye karar verdim. Şurda en iyi ihtimalle 70 yıl daha yaşayacağım ki bunun 20 senesi istediklerimi rahatça yapabileceğim yıllar olacak. Ondan sonra yaşlanacağım ve sağlık sorunlarım başlayacak. Tabii bu hayatımla ilgili en iyi tahmin. Çok daha önce ölebilir ya da sağlığımı kaybedebilirim. 100 yıl sonra beni kimse hatırlamayacak. O zaman yaşadığım anın keyfini çıkarmalıyım ve çıkaracağım da. Dediğim gibi beş gündür bu ruh halinde dolaşıyorum ve emin olun daha rahat ve mutluyum. Size de tavsiye ederim.

marslı filmi

     Her zamanki gibi çok uzattım.  Marslı filmini sinemada izlemenizi öneriyorum. Çok güzel bir film olduğu için televizyondan ya da bilgisayardan izleseniz de seversiniz ama bu filmin hakkı sinemada verilir. Filmi izledikten sonra bana yazın da filmi konuşalım. Yazı çok uzun olmasın diye burada kesiyorum ama izleyenlerle filmi uzun uzun konuşurum :) Şimdilik hoşça kalın, görüşmek üzere. 

     Not: Filmde astronotlardan birini canlandıran Sebastian Stan’ı Richard Madden’e benzettim. Hatta filmin fotoğraflarını  görünce “Aaa Robb Stark da oynuyormuş.” dedim ama o değilmiş. Olsun, Sebastian Stan’ı izlemek de ayrı bir zevkti :)

23 Ekim 2015 Cuma

GAME OF THRONES MİMİ



     Herkese merhaba. Maalesef son zamanlarda bloga istediğim sıklıkta yazamıyorum. Bu sene çalıştığım okul değişti ve geçen seneki okuluma göre bu okulda çok daha fazla çalışıyor ve yoruluyorum. Sadece hafta sonları dinleniyorum ve yapmak istediklerime vakit ayırabiliyorum. Eğer başarabilirsem bu hafta sonu birkaç yazı hazırlayıp hafta içi iki güne bir blogda yayınlayacağım. Yoksa hafta içi yazı yazacak gücü kendimde bulamıyorum.

     Yazma şevkini kazanmak için öncelikle basit bir yazıdan başlayayım dedim. Çok sevdiğim kitap ve dizi Game Of Thrones’la ilgili bir mim buldum. Kimse beni mimlememesine rağmen bu mim çok hoşuma gittiği için cevaplandıracağım. Eğer henüz diziyi izlememiş ya da kitabını okumamışsanız lütfen buradan sonrasını okumayın çünkü yazımda bol bol spoiler olacak.

     Spoiler uyarımı da yaptıktan sonra gelelim mime ve benim cevaplarıma:

1- Kitaplarla/ diziyle nasıl tanıştın?
Dizinin ilk sezonu yayınlandığında başta Ekşi Sözlük olmak üzere internette diziyle ilgili yazılar gördüm. Bir süre sonra ilgimi çekti çünkü ben tarihi ve fantastik yapımları severim. Dizinin kitap uyarlaması olduğunu öğrenince de bütün serinin kitaplarını aldım ve okudum. Dizinin sadece ilk iki sezonunu izledim ama diğer sezonlarda ne olduğunu da takip ettim.

2- Stark ve Lannister hanesinden hariç en çok hangi haneyi seviyorsun?
Baratheon ailesini seviyorum. Üç erkek kardeş üçü de nevi şahsına münhasır tiplerdi. Özellikle Renly’i çok severdim.

game of thrones mimi

3- Stark'lardan hala hayatta olanlardan veya ölenlerden en sevdiğin karakter kim?
Robb Stark. Laf aramızda kendisine aşık olmuş da olabilirim :) Krakterin güzelliği bir yana Robb’u canlandıran oyuncu Richard Madden’i çok yakışıklı buluyorum. Maalesef diziden ve kitaptan erken ayrıldı. Bundan sonra oynadığı diğer projeleri takip edeceğim.

game of thrones mimi

4- Lannister'lardan en sevdiğin karakter kim?
Ya ben aslında Lannister’lerin hepsini seviyorum desem (Tabii Joffrey hariç) :) Tamam bu dizinin kötü karakterleri onlar gibi görünüyor ama dizinin atmosferine bakınca taht oyununu en doğru onlar oynuyor. O ortamda ayakta kalabilmek için yapmaları gerekenleri yapıyorlar. Bu yüzden aralarında tercih yapamayacağım.

5- Beğendiğin başka karakter?
Jon Snow, Ygritte, Renly Baratheon, Ned Stark, Petyr Baelish , Bran Stark,Gendry Baratheon. Bayağı karakteri seviyormuşum :)

6- Beğendiğin kötü karakter?
Cersei Lannister. Tamam birçok kötülük yaptı ama hırsını ve istediklerini elde etmek için her şeyi yapabilecek olmasını seviyorum. Sürprizlerle dolu bir karakter.
Bir de , Petyr Baelish’i seviyorum. Adam pisliğin teki ama her durumdan kurtuluyor. Bence bu serinin sonunda iyi yerlere gelecek.

7- Beğenmediğin kötü karakter?
Joffrey’i oynayan oyuncu onu mükemmel canlandırıyordu. Hatta bence dizinin en iyi oyunculuklarından birini sergiliyordu. Belki de bu yüzden Joffrey’den hepimiz nefret ettik. Öldüğünde herkes bir oh çekmiştir.

8- Öldüğüne üzüldüğün karakter?
Tabii ki Robb Stark. Onunla ilgili ne hayallerim vardı. Tahta geçecek ve babasının intikamını alacaktı. Sonra da kardeşleriyle ve karısıyla mutlu mesut yaşayacaktı ama acımazsız George Martin buna izin vermedi.

9- Öldüğüne sevindiğin karakter?
Joffrey.

10- Sahnelerinden sıkıldığın karakter?
Sansa’yı pek sevmiyorum ve onun sahnelerinde sıkılıyoroum. Bir de Samwell Tarly pek ilgi çekici bir karakter değil.

11- Seni en çok şaşırtan değişim/ gelişme?
9. bölümde Ned Stark'ın ölmesi. Biz başrolün dizinin sonuna kadar yaşamasına alıştığımız için o bölümde de birisi uzaktan ok atacak, cellatı vuracak, Ned de kurtulacak diye bekledik ama Game Of Thrones bizim bildiğimiz dizilerden değildi. 2. Sezonda da Renly’nin ölümüne çok şaşırmıştım. Taht kavgasında en güçlü adaylardan biriyken adamı on saniyede harcadılar. Bu andan itibaren artık hiçbir ölüme şaşırmam derken Kızıl Düğün oldu ve hepimiz şoka girdik. Anladım ki GOT’ta her an her şey olabilir ve bütün karakterler ölebilir.

game of thrones mimi

12- Dizideki bir karakteri canlandırsaydın hangisi olurdu?
Talisa olmak isterdim. Robb’la sahnelerim olurdu :)

game of thrones mimi

13-Dizide ki yerlerin neresinde oturmak isterdin?
Sanırım kralın şehrinde oturmak isterdim. Dizideki en modern mekan orası görünüyor.

game of thrones mimi

14- Sence en son tahta kim çıkacak?
Sanırım Jon Snow ya da Dany çıkacak ama benim gönlüm Gendy’den yana. Tahtı onun hak ettiğini düşünüyorum.

15- Dizi hakkında ne düşünüyorsun?
Dizinin ilk sezonu mükemmeldi çünkü birinci kitabı 10 bölümlük bir sezon olarak çektiler ama o sezondan sonra yazarın kitapları yazma hızı dizinin çekilme hızının altında kalınca bu sefer olayları uzatmaya başladılar. Zaten son sezonda dizi kitaptan ayrıldı ve farklı şekilde ilerliyor. Ben de bu durumdan rahatsızım. Keşke kitapların bitmesini bekleselerdi de ondan sonra diziye uyarlamaya başlasalardı. O zaman belki 5-6 sezon sürerdi ama efsane olurdu. Gerçi şu an da efsane olmuş durumda ama işte kitapları okuduktan sonra diziyi eskisi kadar beğenmemeye başladım.

     Benim Game Of Thrones’la ilgili fikirlerim bunlardı. Diziyi kimlerin izlediğini bilmediğim için kimseyi mimlemiyorum. Eğer diziyi izlediyseniz lütfen bu mimi cevaplandırın. Bana da yorum bırakın ki cevaplarınızı okuyabileyim.

     Diziyle ilgili fikirlerimiz benziyor mu yoksa benden tamamen farklı mı düşünüyorsunuz? Lütfen cevaplarınızı yazın, konuşalım. Şimdilik hoşça kalın, görüşmek üzere.

18 Ekim 2015 Pazar

KİTAP YURDU’NDAN KİTAP ALIŞVERİŞİM



     Artık “Uzun bir süre kitap almayı düşünmüyorum.” lafını söylemeyeceğim çünkü dayanamayıp alıyorum. Bu sefer sözümü tutamamış gibi hissediyorum. Artık bu konuda yorum yok.
 
     Güz okuma şenliğinde ilk 3’e girmeyi hedeflediğim için bu aralar harıl harıl kitap okuyorum. Ekim ayında 7 kitap okudum mesela. Benim için 18 günde 7 kitap okumak büyük başarı. Bu hızda devam etmeye çalışacağım. Böylece kitaplığımdaki okunmayı bekleyen onlarca kitabı da eritirim diye düşünüyordum ama 7 kitap okuduktan sonra gittim 6 kitap satın aldım. Okunmayı bekleyen kitap sayısı sabit kaldı.
 
     Aslında bu alışverişi yapma sebebim severek okuduğum kitapların devam kitaplarının çıkması. O kitapları çok merak ettiğim için hemen satın almak ve okumak istedim. Neyse lafı daha fazla uzatmadan neler almışım beraber bakalım mı?

sule uzundere blog kitap alışverişi

1.Emma Chase – Darmadağınık: Yazarın ilk kitabı Karmakarışık'ı beğenerek okumuştum. Hatta burada ayrıntılı olarak beğenilerimi yazmıştım. Karmakarışık’ın devamı niteliğindeki Darmadağınık çıkınca da hemen alıp okumak istedim ve okudum bile. Kitap bir günde hatta şöyle söyleyeyim 3-4 saatte okunabilecek nitelikte. Önümüzdeki ay kitapla ilgili yorumlarımı ayrıntılı olarak yazarım ama bu kitabı da ilki kadar çok sevdiğimi söylemeliyim.

2.E.L. James – Grey: Aslında Grinin Elli Tonu serisinin çok büyük hayranı sayılmam ama olayların Grey’in gözünden anlatılması fikri hoşuma gitti. Nedense erkek karakterlerin gözünden anlatılan kitapları daha çok seviyorum. Umarım Alacakaranlık serisinin de Edward tarafından anlatıldığı bir kitap çıkar da onu da alıp okuruz.

3.İpek Ongun – Nerde Kalmıştık: Lise yıllarımda başladım İpek Ongun okumaya. O zamanlar bayıla bayıla okurdum. Son yıllarda Bir Genç Kızın Günlüğü serisi eski tadını vermese de insan alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçemiyor. Neredeyse 30 yaşına geldim hâlâ bu seriden bir kitap çıktığında dayanamayıp alıyorum. Okulda okumak için ideal, bu hafta okulda Nerde Kalmıştık’ı okuyacağım.

4.Canan Karatay – Karatay Diyeti: Bu aralar zayıflamaya çalışıyorum. Hatta üşenmezsem blogumda bu konuyla ilgili bir yazı da yazacağım. Birçok kişiden Karatay Diyeti’nin başarılı olduğunu duydum. Hatta bunun diyet değil bir yaşam tarzı olduğunu söylediler. Zaten ben de yaşam tarzımı değiştirmeyi planlıyorum. Yoksa kilo veriyorum, bunda sıkıntı yok ama nasıl olsa zayıfladım diye eski alışkanlıklarıma döndüğüm anda verdiğim kilolar fazlasıyla geri geliyor. Bu yüzden alışkanlıklarımı değiştirmeye çalışacağım. İnşallah başarırım.

5.Ezgi Duran – Altın Çağ: Bir arkadaşımın tavsiyesiyle hiç ilgimin ve bilgimin olmadığı bir konuyla ilgili bu kitabı aldım. Okumak için sabırsızlanıyorum çünkü neyle karşılacağımı bilmiyorum. Umarım okuduklarımı anlayabilirim. Eğer bu kitabı okumadan önce ön hazırlık için başka kitaplar okumam gerekiyorsa lütfen yazın.

6.Pınar Çekirge – Başrolde Filiz Akın: Ünlü insanların hayatını okumayı sevdiğimi daha önce söylemiştim. Bu kitap da %40 indirimli olduğu için hemen aldım. Yalnız kitabı şöyle bir karıştırınca kitapta hiç fotoğraf olmadığını gördüm. Bu pek hoşuma gitmedi. Umarım kitabın anlatımı iyidir.

      Kitap alışveriş sitelerinden en çok kitapyurdu.com’u seviyorum. 2011 yılından beri oradan düzenli olarak alışveriş yapıyorum. Teslimat ve fiyat konusunda şimdiye kadar bir şikâyetim olmadı. Yalnız 80 küsur liralık 6 kitap aldığım bu alışverişimde kargonun içinden hiçbir hediye çıkmaması biraz canımı sıktı. Sırf ayraç ve kahve hediyelerini bol tuttuğu için bir kere de okuoku.com’dan alışveriş yapmayı düşünüyorum. İnsan böyle küçük hediyelerle mutlu oluyor.
 
     Evet, bu ay aldığım kitaplar bunlardı. Aralarında okuduklarınız varsa lütfen yorum yazın. Kitap satın almak ve kitap okumak kadar kitaplar hakkında konuşmayı da severim. Şimdilik hoşça kalın. Görüşmek üzere.

5 Ekim 2015 Pazartesi

AĞUSTOS AYINDA OKUDUKLARIM (2015)


     Herkese merhaba. Ekim ayına gelmişiz ağustos ne alaka diye düşünebilirsiniz. Ben birazcık yoğunluktan çokça tembellikten son iki aydır okuduğum kitapları bloguma yazamadım. Artık daha fazla ertelemeyeyim dedim.
 
     Ağustos ayında 6 kitap okumuşum. Bir yaz ayına göre benim için çok iyi bir sonuç. Yazın okuma oranım neredeyse eksilere düşer de. Bu ay gene iyi okumuşum. Gelelim okuduğum kitaplara:


amin maalouf adriana mater

AMİN MAALOUF – UZAKTAN AŞK ve ADRİANA MATER
     Amin Maalouf’un bu iki kitabını beraber yazmak istedim. Libretto diye bir tür duymuş muydunuz? Ben ilk kez bu kitaplarda duydum. Libretto; opera, operet, bale, müzikal gibi müziksel sahne eserlerinin metinlerine verilen isimmiş. Bir kelime daha öğrenmiş oldum. :-) 

     Amin maalouf’un biri 76 diğeri 89 sayfalık bu iki kitabı bir oturuşta bitirilecek türden. Hatta ben ikisini bir gecede arka arkaya okumuştum. Çabuk okunmasına karşın akılda kalıcı hikayeler. Tavsiye ederim.
Uzaktan Aşk için notum: 8/10
Adriana Mater için notum: 7/10

 ALTINI ÇİZDİKLERİM (UZAKTAN AŞK):
1.İnsan birine “Sen delisin.” dedi mi, bunu gerçekten düşünmediği içindir. Deli olduğunu düşünsen gizlice acımakla yetinirsin.
2.Clemence, o yüce gönüllü deniz kapanacak artık önümde, ayaklarımı ıslatmadan geçebilmem için, soluk aldığın ülkeye. 

ağustos ayında okuduğum kitaplar

İLHAMİ ALGÖR – FAKAT MÜZEYYEN BU DERİN BİR TUTKU
     Bu kitabın adını ilk kez Erdal Beşikçioğlu ve Sezin Akbaşoğulları’nın oynadığı filmle duydum. Filmi izlemeden kitabını okumak istedim. Kitap 65 sayfalık ince bir kitap. Hatta kitabın ilk sayfalarını ve içindeki birkaç resmi de çıkarırsanız daha da ince. Yine de öyle bir oturuşta okunacak kadar basit bir kitap değil. Okurken dikkat gerektiriyor çünkü farklı bir dili var ve çoğunlukla bir adamın kafasının içindekileri okuyoruz. Açıkçası ben kitabı çok beğenmedim. Bunda beklentimin farklı olması da bir neden olabilir. Ben Arif ile Müzeyyen’in ilişkisini okuyacağımı düşünmüştüm ama kitabın %90’ı hatta belki daha fazlası Arif’in düşüncelerinden oluşuyor. Müzeyyen doğru dürüst konuşmuyor bile. Bu da benim çok hoşuma gitmedi.

     Kitabı beğenmediğim için normalde filmini de merak edip izlemezdim ama bu kitabın filmini izleyeceğim çünkü 65 sayfalık ve %90’ı karakterin zihninden geçenlerden oluşan bu kitabı beyaz perdeye nasıl uyarladıklarını cidden çok merak ediyorum.
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku için notum: 6/10

ALTINI ÇİZDİKLERİM:
1.Bir şeyin gerçekte öyle mi olduğu yoksa bana mı öyle geldiği konusu her zaman kafamı karıştırırdı.
2.Bir şeyleri hissediyor ama reddediyordum. “Bana öyle geliyor.”du. Bir tarafım haklı olduğumu söylüyor, diğer tarafım “Sana öyle geliyor.” diyordu.
3.Sokağa bir ad verir, tabelayı uygun bir evin dış duvarına asardınız. Tabelada “Ayak sesleriniz de olmasa var olmadığınıza sizi neredeyse inandıracak bakışlar sokağı” yazardı.
4.Ses tonlarına takılırdım. Sesler her şeyi söylerdi.
5.Sevmenin kendisini ya da seven hâli ile kendini seviyor.

EMMA CHASE – KARMAKARIŞIK

     Geldik bu ayımı neşelendiren kitaba. :-) İçinde erotizm olan kitapları okumayı seviyorum. Hele bir de bu kitabın içinde komedi ögesi varsa ve olaylar erkek karakterin ağzından anlatılıyorsa (Karmakarışık’ta olduğu gibi) o kitap mükemmel oluyor.

     Uzun bir süre kitap almayacaktım. Bu yüzden okuduğum her blog yazısında Karmakarışık çok övülmesine rağmen onu almayı da ertelemiştim. Ta ki D&R’da Karmakarışık’ı açıp birkaç sayfasını okuyana kadar. Kitap o kadar hoşuma gitti ki internetten almayı bile bekleyemedim. 25 lira bayılarak (İnternette %30 indirimli satılıyordu) aldım ve o gün bitirdim.

     Kitabın baş karakteri Drew pek çok yerde tam bir aptal olmasına rağmen yine de onu çok sevdim çünkü bu aptallığını kapatacak çok güzel başka özellikleri vardı.

     Keşke Karmakarışık için ayrı bir post yapsaydım çünkü söylemek istediğim daha çok şey var. Sonuç olarak romantizm, erotizm ve mutluluk ihtiyacı duyduğunuz bir anda bir solukta okuyabileceğiniz bir kitap Karmakarışık. Şiddetle tavsiye ederim.
Karmakarışık için notum:10/10

ERCAN KESAL – PERİ GAZOZU

     Karmakarışık’ı yüzümde aptal bir gülümsemeyle okurken Peri Gazozu’nu asık ve ağlamaklı bir suratla okudum. İşte kitapların gücü. :-) Bize her duyguyu yaşatıyorlar.

     Peri Gazozu sinemacı olarak tanıdığımız Ercan Kesal’ın çocukluk, gençlik ve doktorluk anılarından oluşuyor. Bu anılar o kadar güzel harmanlanmış ki sanki birbirlerini tamamlamak için yaşanmışlar.

     Kitapta genellikle kötü olaylar anlatılıyor. Bazıları insanı o kadar sarsıyor ki bir süre kitabı bırakıp oturuyorsunuz. Özellikle babasının parası olmadığı için ilacını alamadığı, bu yüzden ölen çocuğu unutabileceğimi sanmıyorum. Kitapta sizi de çok etkileyecek birçok hikaye bulacağınıza eminim. Lütfen okuyun bu kitabı.
Peri Gazozu için notum: 9/10

ağustos ayında okuduğum kitaplar

SELÇUK AYDEMİR – MAHALLEDEN ARKADAŞLAR

     Peri Gazozu’nu okurken bozulan ruh halim Mahalleden Arkadaşlar’ı okurken kahkaha atar hale geldi. Dediğim gibi kitapların gücü. Yalnız planlamadığım halde böyle bir neşeli bir acıklı kitap okuma fikri de hoşuma gitti. Farklı ruh hallerine savrulup duruyorsun.

     İşler Güçler ve Kardeş Payı dizilerinin senaristi Selçuk Aydemir Mahalleden Arkadaşlar’da çocukken geçirdiği bir yaz tatilini anlatıyor. Bu 3 aylık tatilde neler yaşanmıyor ki? Özellikle 90’lı yıllara özlem duyan herkes eminim bu kitaba bayılacaktır. Aslında bence herkes bu kitaba bayılır. Çocukluğunuza dönmek, güzel bir nostalji yaşamak ve okurken eğlenebileceğiniz bir kitap okumak istiyorsanız Mahalleden Arkadaşlar tam aradığınız kitap. Üstelik kitabın bütün geliri Koruncuk Vakfı’na bağışlanacakmış. Alın size kitabı okumak için bir sebep daha. :-) 

     Genel olarak ağustos ayında okuduğum kitapları sevdim. Siz bu kitapları okudunuz mu? Neler düşünüyorsunuz? Lütfen yorum yazın konuşalım. Kitap okumak kadar zevk aldığım bir şey varsa o da kitaplar hakkında konuşmaktır. Şimdilik hoşça kalın. Görüşmek üzere.