25 Kasım 2018 Pazar

Güzel Yazılar Röportajlar

sule uzundere blog kitap yazıları
TDK Yayınları, 346 Sayfa, 2.Baskı, 2013

Geçen haftalarda TDK’nin Güzel Yazılar Denemeler seçkisini okumuştum (Kitabın ismine tıklayarak kitapla ilgili yorumuma ulaşabilirsiniz). Onu okuyunca aklıma TDK’den aldığım diğer derleme kitaplar geldi. Okulda okuma saatlerinde ve boş derslerde okumak için röportajlar kitabını seçtim. Kısa yazılardan oluşması ve kolay okunması sayesinde gürültülü ve dikkat dağılacak ortamlarda okumak için bu kitaplar çok iyi bir tercih oluyor.

Kitapta, Türk edebiyatının en ünlü isimlerinin zamanında yapılmış röportajları derlenmiş. Röportajlar 1918 yılından başlamış, 1993 yılında son bulmuş. Kim bilir belki ilerleyen dönemlerde günümüz yazarlarını da kapsayan ikinci bir cilt çıkarırlar.

Kitapta en sevdiğim edebiyatçılar da vardı, ismini ilk kez duyduklarım da. Yeni isimler keşfettim diyebilirim. Röportajlarda çok başarılı bulunan, kitapları çok okunan bazı yazarların adını ilk kez duymam beni hüzünlendirdi. Zamana direnmek, gelecek nesillerde de okunabilmek gerçekten ayrı bir başarı ve bunu bazen çok iyi denilen edebiyatçılar bile başaramıyor.

Kitap fuarlarında TDK’nin yaptığı %50 indirimle çok uyguna bulabileceğiniz bu seriyi kaçırmayın derim. Deneme, öykü, roman, röportaj, gezi, anı… Hangi türü seviyorsanız o türün en güzel örneklerini bir arada okuyabilirsiniz.

NOT: Kitabın ikinci baskısında kapağı değişmiş. Daha güzel, daha hoş bir kapak yapmışlar ama internette o kapağı bulamadığım için eski kapağını kullandım.

ALTINI ÇİZDİKLERİM: 1. “–Kendi romanlarınızdan en fazla beğendiğiniz hangisidir?
-En fazla tercih ettiğim romanım hiç okunmamış olan Kiralık Konak’tır çünkü Kiralık Konak teknik noktainazarından benim en az kusurlu olan eserimdir.” (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

2. “Sevdiği bir varlığı kaybeden insan konuşmak için doktor değil bir şair arar.” (Hasan Ali Yücel.)

3. “Bir insanın hayatında şiiri anlamaması büyük bir noksandır çünkü hazların en derini ve en güzelidir. Akıllı olanlar yalnız anlamakla iktifa etmelidirler. Şiiri anlamak ve söylememek yani adını şair çıkarmamak, eğer mümkün olursa, en iyi yoldur. (Yahya Kemal Beyatlı)

4. “Yahya Kemal, Nazım Hikmet, Faruk Nafiz, Orhan Seyfi, Necip Fazıl, Yaşar Nabi, bilhassa nesirde Halide Edip, Yakup Kadri, Peyami Safa sevdiklerimdir. (Vâlâ Nureddin)

5. “Zamanımızda dilimizi bilmek şartıyla herkesin tanımasını isteyeceğim, yani eserlerinde yarına kalacak güzellikler bulunduğuna inandığım iki kişi var: Yahya Kemal ile Nazım Hikmet.” (Nurullah Ataç)

6. “Şiirimizin namuslu ve usta ellerde olduğuna çok memnunum. Hikâyemiz de öyle. Fakat roman ve piyes alanında aynı canlılığı gösteremediğimize çok üzülüyorum. Romanda bu işi bir aşk ve mesele olarak ele alan bir Peyami Safa var.” (Cahit Sıtkı Tarancı)

7. “Yunus Emre’nin delisiyim. Bana öyle geliyor ki, Yunus kadar derin şair dünyaya gelmedi. Hele bu şiirleri bizden kaç asır evvel söylediğini düşününce insanın aklıma durgunluk geliyor.” (Ziya Osman Saba)

8. “-1955 yılının en başarılı şairleri?
-Dağlarca Necati Cumalı, Attila İlhan, Turgut Uyar, Kâmuran S. Yüce, Cemal Süreya, Sezai Karakoç, Gülten Akın.
Benim zihnimde bu yıl en çok bu şairler yer etti.” (Behçet Necatigil)

9. “Yazmasaydım ölecektim.” (Sait Faik Abasıyanık)

10. “-Bugün için beğendiğiniz romancılarımız kimlerdir?
-Kemaller… Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Kemal Tahir. Yeniler arasında da Muzaffer Buyrukçu, Fakir Baykurt beni en çok ilgilendirenlerdir.” (Kemal Bilbaşar)

11. “-Bir antoloji tek şiirinizi alsaydı hangisinin girmesini isterdiniz? Başka bir deyimle sizi en çok belirten şiiriniz?
-Bir ayrım yapmak, kişinin şiirlerinin arasından bir şiirini nesnel bir davranışla ayırması güç ama bu güçlüğü yenerek söyleyeyim: Öykü.” (Sabahattin Kudret Aksal)

12. “Ruh ve kafa yapımız, insanın kaderidir. Ruh ve kafa yapısı mizacıdır insanın.” (Tarık Buğra)

13. “–Atatürk’le olan yakınlığınızı biliyoruz. Atatürk’e ait bir hatıranızı anlatır mısınız?
-Bir gün Çankaya sofrasında şiirden ve şairden söz açıldı. Şairlerimiz birbiriyle karşılaştırıldı. Gerçek şair kime derler sözü ağızdan ağıza dolaştı. Bu sefer, Atatürk sofradaki konuklarına aynı soruyu sırayla sormaya koyuldu:
-Şair kime derler?
Bu işten anladığı bilinenler:
‘Gönülden kopan duyguları ahenkli kelimelerle kâğıda geçirebilen kimsedir.’
‘Uyanıkken rüya gören ve bu rüyayı kendisi yorumlayan adamdır.’
‘Bir hummanın ateşinde sayıklayan kişidir. Deliden farkı düzgün sayıklamasıdır.’
Gibi şeyler söylediler. Bunların hiçbirini gerçek şairin şanına uygun ve yeter bulmayan Atatürk, mahsus, şiirle hiçbir ilgisi olmayan birine dönerek soruyu tekrarladı:
-Şair kime derler?
-Şiir yazana şair derler, efendim.
Birinciliği o kazandı ve toptan alkışlandı.” (Behçet Kemal Çağlar)

2 yorum:

  1. Günümüz jargonuyla "Bomba bir yazı" olmuş.
    Kaleminize sağlık. Son zamanlarda okumaktan, düşünmekten kendimi alı koymak için uğraşıyorum. Dayanamadım bari özet okuyayım dedim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar

    1. Serdar çağlar,
      güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim :-)

      Sil

Yorumlarınız için çok teşekkür ederim :-)