7 Ağustos 2015 Cuma

HAKKIMDA BİLMEDİĞİNİZ 11 ŞEY

     Herkese merhaba. Yeni bir mim ile karşınızdayım. Lafı hiç uzatmadan hemen soruları cevaplamaya geçiyorum.

1.Elinizde sihirli değneğiniz olsa neyi veya neleri değiştirmek isterdiniz?
İnsanların karakterini değiştirmek isterdim. İçlerindeki bütün kötülüğü almak isterdim. İşte o zaman dünya yaşanılacak bir yer olurdu.

2.Mesleğinizi değiştirseydiniz, hangi meslek dalını seçerdiniz veya ne olmak isterdiniz?
Çok sevilen, çok okunan ve yeni kitabı heyecanla beklenen bir yazar olsaydım ne güzel olurdu. Hayali bile bu kadar güzelse gerçeğini yaşamak nasıl bir histir acaba?

3.Bir gün boyunca aç kaldınız. En çok ne yemek isterdiniz?
Bir gün boyunca aç kalmama gerek yok. Birkaç saat bile aç kalsam canım hemen tatlı bir şey istiyor. Çikolata, çikolatalı veya sütlü bir tatlı yemek isterdim.


4.Bir dalga olsaydınız nereye vururdunuz?
Yurt dışında en çok görmek istediğim ülke İtalya. Bu yüzden İtalya’da bir sahile vurmak isterdim. Mesela Portofino sahili olabilir.

5.Issız bir adada yanınıza alacağınız 3 kişi?
Eşim Mustafa yeterli, başkasına ihtiyacım yok J

6.En çok görmek istediğiniz şehir veya ülke?
Türkiye’de Karadeniz’i görmeyi çok istiyordum. Çok şükür bu sene bir Karadeniz turuyla merak ettiğim her yeri gezdim. Şu an en çok merak ettiğim yer Kapadokya bölgesi. Oraya da bahar aylarında gitmek istiyorum. Yurt dışı olarak da İtalya ve İrlanda’yı merak ediyorum.

7.Asla giymem dediğiniz renk hangisi?
Çok cırtlak ( Biz Adana’da böyle deriz ama acaba siz okuyucular ne dediğimi anladınız mı J  Yani çok parlak, fosforlu demek istiyorum) renkler tercih etmiyorum. Bir de leopar deseninden nefret ediyorum. Şimdiye kadar hiç giymedim, büyük ihtimalle bundan sonra da giymem.

8.Bayramda ne yapacaksınız?
Anlaşılan bu mimi cevaplandırmak için geç kalmışım. Bayram bizim iki haftalık gezimizin sonuna denk geldiği için içimden hiçbir şey yapmak gelmedi. Aile ziyaretlerini bile minimum düzeyde tuttum. Eşimin ailesinin evinde vakit geçirdik.

9.Ölmeden önce yapılacaklar listesine eklediğiniz 3 şey?
1. 30 kilo vermek
2.İkinci üniversiteyi okumak
3.Bir kitap yazmak
4.Yurt dışına çıkmak (İçlerinden birini eleyemedim, kusura bakmayın)

10.Bir uçurumun kenarındasınız. Tam atlayacaksınız o an aklınıza bir şey geldi. O gelen şey nedir?
Öncelikle ben hayatı çok seviyorum ve kendimi öldürebilecek kadar cesur değilim. Hadi diyelim bir bunalım anında intihar etmeye karar verdim. Hiç öyle uçuruma çıkıp da kendimi atamam çünkü yere düştüğümde canım çok acır L Ben bir avuç ilaç içip uyur gibi ölmeyi tercih ederdim. Beni bu durumdan ölürsem ailemin çok üzüleceği düşüncesi vazgeçirirdi.

11.Yerde 50 TL bulsanız ne yaparsınız?
Etrafıma bakınırım, kim düşürmüş diye. Ortalıkta kimse görünmüyorsa cebime atar ve harcarım J

     İsteyen herkesi bu mimi cevaplandırmaya davet ediyorum. Şimdiye kadar bütün mimlerimde beni kırmayıp yazan iki arkadaşımı mimleyeceğim:
   Sebo’nun Günlüğü                                   Maydanoz

     Ama dediğim gibi isteyen herkes yapsın ki birbirimizi daha yakından tanıyalım J Şimdilik hoşça kalın. Görüşmek üzere. 

TEMMUZ AYINDA OKUDUKLARIM (2015)

     Birçok insanın aksine ben yazın kitap okuyamıyorum. Boş vaktim bol ve canım sıkılıyor ama hava o kadar sıcak ki içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Utanarak söylüyorum geçen sene temmuz ve ağustos aylarında yani iki ayda sadece iki kitap okumuştum L Bu seneki performansım geçen seneye göre bilmem kaç artmış olsa da umarım ağustos ayı okuma bakımından daha verimli geçer çünkü temmuz ayında toplam dört kitap okudum( Her hafta bir kitap bitirmişim diye avutuyorum kendimi).

     Maalesef temmuz ayında okuduğum kitaplar sayı ve kalite bakımından haziran ayında okuduklarımın yanına yaklaşamadı( Haziran ayında okuduğum kitaplar için tıklayınız). Bakalım bu ay neler okumuşum:

1.Can Dündar – Yıldızlar: Bu kitabı Can Yayınlarının 5 liralık kitap kampanyasından aldım. Can Dündar’ı okumayı seviyorum. Ünlü insanların hayatlarını okumayı da seviyorum. Bu yüzden Can Dündar’ın ünlülerle yaptığı röportajlardan oluşan bu kitabı da sevdim. Tabii çok bir şey beklememek gerekiyor. Biraz nostalji (Kitabın ilk baskısı 2004 yılı) biraz da kitaplığımda dursun, ileride açar bakarım, hatıra olur niyetiyle aldım, okudum. Beklentimi karşıladı. Birkaç saatte bitirebileceğiniz, kolay okunan bir kitap.

2.David Gilmour - Film Kulübü: İsmi ve arka kapak yazısı nedeniyle bu kitapla ilgili beklentilerim çok yüksekti ama sonuç koca bir hayal kırıklığı. Ben sayfalarca baba ve oğlun film sohbetlerini okuyacağımı sanarken ergen bir gencin bunalımlarını okudum. Hayır, kitap bir gencin kişiliğini bulma sürecini, olgunlaşma hikâyesini hakkıyla anlatsa gene okunur ama kitabın o kısmı da sıkıntılı. Bir de kitabın sonunda büyük bir olay, bir duygusal sahne beklerken kitap öylece bitiyor. Acaba beklentilerim yüksekti, bu yüzden mi kitabı beğenemedim diyorum ama internette kitapla ilgili yorumların çoğu olumsuz.

     Kitapla ilgili yorumlarımın bu kadar olumsuz olmasının nedenlerinden biri de kitabın sayfalarının eksik olması. Kitap 26. sayfadan 45. sayfaya atlıyor, aradaki bölümler yok. Tam karakterleri tanıyacağım, hikâyenin içine gireceğim 20 sayfalık bir boşlukla karşılaştım ve çok sinirlendim. Bu konuyla ilgili Domingo Yayınevine bir mail atacaktım ama unuttum gitti. Bu yazıyı bitirince mail göndereceğim. Bakalım müşteri memnuniyeti konusunda nasıllar?

ayça şen kalın kitap

3.Ayça Şen – Kalın Kitap: Real’de indirim reyonunda gördüm Kalın Kitap’ı ve 8 liraya aldım (Bunu özellikle yazıyorum ki bu kitabı almayı düşünen varsa internetten pahalıya almasın). Ayça Şen ismini duyduğum bir radyocu ama hiç dinlememiştim. İndirimde olunca bir şans verip denemek istedim ama maalesef çok beğenmedim.

     Kitap Ayça Şen’in Radikal gazetesinde yazdığı köşe yazılarından oluşuyor. Aralarında bazı güzel yazılar olsa da kitabın geneli vasattı. Kitabı okurken “Bu yazıyı ben de yazabilirdim. Hatta birçok kişi bu kadar yazabilir.” diye düşündüm ama işte biz yazsak yayımlayacak yayınevi bulamayız, ünlü biri yazınca kitap üçüncü baskısını yapar :-)

dicle keskinoğlu beşikte durduğu gibi durmuyor.

4.Dicle Keskinoğlu – Beşikte Durduğu Gibi Durmuyor: Bu kitabı da A-101’den 4 liraya aldım (Uzun bir süre kitap almamaya karar verdiğim için eğer indirimde kitap yakalarsam alıyorum yoksa almıyorum). İki çocuk annesi yazar kendi annelik tecrübelerini anlatmış kitapta. Dergilerde ve gazetelerde yazdığı yazıları toplamış. Bebek bakımıyla ilgili bilgiler değil de yazarın tecrübeleri anlatılıyor kitapta. Bir şey öğrenmek için değil anneliğin nasıl bir hâl olduğunu anlamak için okunabilir.

     Son iki kitabı okuduktan sonra bir denemelerimi topladığım bir de, anne olduktan sonra, annelik hâllerimi anlatacağım iki kitap yazmaya karar verdim. O kadar da zor görünmüyor :-)

     Dediğim gibi temmuz ayında zaten az kitap okudum, bir de maalesef bu kitaplar pek nitelikli değildi. Umarım ağustos ayında daha çok ve daha iyi kitaplar okuyabilirim. Şimdilik hoşça kalın. Görüşmek üzere. 

31 Temmuz 2015 Cuma

YAZ MİMİ

     Mim cevaplandırmayı çok seviyorum. Bu yüzden kimse beni mimlemese bile takip ettiğim bloglarda hoşuma giden bir mim görürsem hemen yapıyorum. Böylelikle beni takip eden kişilere beni daha yakından tanıma fırsatı veriyorum. J

     Bloga uzun süredir yazamadığım için cevaplandırmayı düşündüğüm 3-5 mim birikti. Her gün birini yapıp yayınlamayı düşünüyorum. Yani bu hafta hep bana dair yazılar olacak. Haftaya blogun normal konseptine döneceğim.

     Neyse lafı daha fazla uzatmadan soruları cevaplandırmaya başlıyorum.


1) Klasik bir soruyla başlayalım; senin için 3 kelimeyle yaz mevsimi neyi ifade ediyor?
Sıcak: Adanalı olunca sıcak kelimesini sonuna kadar yaşıyorsunuz.
Tatil: Eee, öğretmeniz sonuçta. Yaz demek 2 aylık yaz tatili demek.
Tembellik: Benim için yaz ayı evde yan gelip yatmak demek. Hiç öyle dolu dolu bir yaz geçirmedim. Bir bu sene iki haftamı gezmeye ayırdım. Bu da benim için rekor demektir. Genellikle iki ay boyunca evde yatardım da.

2) Yaz aylarında ne sıklıkla kitap okuyorsun?
 Yazın boş vaktim çok olmasına rağmen sıcaklarda içimden hiç kitap okumak gelmiyor. Ya yaylaya gideceğim ya da klimayı açıp odadan dışarı çıkmayacağım ancak o zaman biraz okuyabiliyorum ama senenin diğer zamanlarına bakış okuma hızım çok düşüyor.

3) Yaz aylarına daha uygun olduğunu düşündüğün kitap türleri var mı?
Yazın kolay okunan, birkaç günde bitirilebilecek kitapları tercih ediyorum. Dediğim gibi zaten çok kitap okuyamıyorum, ağır kitapları hiç okuyamam. İlla bir tür söylemem gerekirse eğlenceli aşk romanları yazın iyi gidiyor.


4) Plajda kitap okuyanlardan mısın? Eğer öyleyse en son hangi kitabı okudun?
Ben deniz sevmiyorum L Dolayısıyla plajda güneşlendiğimi hiç hatırlamam. En son okuduğum kitabı evdeki çekyata uzanarak bitirdim J En son Ayça Şen’den Kalın Kitap’ı okudum. Yazarın Radikal gazetesindeki yazılarının toplandığı bu kitabı iki günde bitirdim. İçinde bazı güzel yazılar olsa da maalesef genelini beğenmedim. Haftaya ayrıntılı bir yazısını yayınlayacağım blogda.

5) Ve son sorumuz; senin için yaz mevsimi  hangi renktir?
 Sarı çünkü 1. Yaz demek güneş demektir. Güneş de bende hep sarı rengi çağrıştırır. 2. Sarı sıcak ifadesi

     Evet, bir mim’in daha sonuna geldik. Bu mim’i cevaplandırmak isteyen herkes cevaplandırsın. Yalnız buraya mim’i yaptığınızı veya yapacağınızı yazın ki ben de sizin cevaplarınızı okuyabileyim. Mim’i cevaplamak kadar okumayı da severim J Şimdilik hoşça kalın. Görüşmek üzere. 

BU ARALAR BEN #1

     Herkese merhaba. Bloga uzun zamandır yazamıyorum. Tam olarak 12 gündür. Belki bazılarınız için çok uzun bir süre değil ama ben bu sürede yazamadığım için ciddi olarak rahatsız oldum. Ayda en az 10 yazı yazmalıyım bloguma yoksa rahatsız oluyorum.

     İki aylık tatilimin bir ayı bugün itibariyle bitti. Bu bir ayı bir haftalık Karadeniz turu (Blogda bu yazıyı gün be gün yazmak istiyorum ama ne zaman yazarım bilmiyorum.) ,bir haftalık Konya ziyareti ve iki haftalık evde vakit geçirme şeklinde değerlendirdim.

     Yaz tatili dolayısıyla eşimin ailesinin evinde kalıyoruz. Adana’ya tayinimiz çıktığı için burada bir ev tuttuk ama tadilat ve boya işleri olduğu için ancak bir hafta sonra taşınabileceğiz. Yeni eşya alma, taşınma, yerleşme derken zor ve yorucu günler beni bekliyor. Sanırım eylül ayına kadar rahat edemeyeceğim.


     Üşümekten nefret eden ve yaz mevsimine bayılan ben son birkaç yıldır Adana’nın sıcağına dayanamıyorum. Bu sene geçti ama bir aksilik çıkmazsa seneye kesinlikle bir yaylaya gitmek istiyorum. Temmuz-ağustos aylarında Adana’da yaşanmıyor. Bazen sıcaktan çatlayacakmışım gibi hissediyorum.

     Havalar bu kadar sıcak olunca evde yaptığım tek şey yatmak ve telefonla uğraşmak oluyor. Ne kitap okuyabiliyorum ne film/dizi izleyebiliyorum ne de bloguma yazı yazabiliyorum. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor ama ileride bu boş zamanlarımı arayacağımı bildiğimden yavaş yavaş bu tembellikten çıkmaya çalışacağım. Bir de gündüzleri uyuyup geceleri uyanık olmaya karar verdim. Geceleri hem biraz daha serin oluyor hem de herkes uyuduğu için daha sessiz. Bu da zamanı daha verimli kullanmamı sağlıyor.

     Şu an bloga yazılmayı bekleyen yaklaşık 30 konu var ama bende onları yazacak konsantrasyon yok. Bu yüzden eski tempoma dönebilmek için küçük adımlarla ilerlemeye karar verdim. Öncelikle birikmiş birkaç mim var, onları yazacağım (Mim cevaplamak bana kolay geliyor). Sonra da eski tempoma kavuşup birikmiş konularımı yazmayı hedefliyorum.

     Geçen ay 8 kitap okuyan ben bu ay tamamen boş olmama rağmen işte bu sıcaklar yüzünden ancak 3 kitap okuyabildim. Bugün gece 12 olmadan bir kitap daha bitirebilmek için uğraşacağım. En azından haftada bir kitap okudum diyebilmek istiyorum. Okuduğum kitapların yorumları önümüzdeki günlerde blogda olacak.


     Bu arada duymuşsunuzdur geçen gece Adana’da 5.2 büyüklüğünde bir deprem oldu. Ben neyse ki o saatte uyanıktım. Çekyatta yatarken deprem başladı. “Ne oluyor? Deprem mi bu?” diye düşünüp dışarı çıkana kadar sarsıntı geçti. Çok kısa sürdüğü için korkmadım ama depremden sonra normalde sıcaktan kavrulan şehrimde bir de şimşek çakı şiddetli bir yağmur bastırınca o zaman tırstım işte. Kıyamet senaryolu bir filmdeymiş gibi hissettim kendimi. Bu korkuyla 3’e kadar uyuyamadım. Umarım bir daha uzuuuunnnnn bir süre bir anormal bir durumla karşılaşmayız.

     Aslında daha yazılacak çok şey var ama artık bloga çok uzun yazılar yazmamaya karar verdiğim için burada kesiyorum. Önümüzdeki günlerde yeni yazılarımda burada olacağım zaten. Daha çok gevezelik ederiz J Şimdilik hoşça kalın. Görüşmek üzere. 

19 Temmuz 2015 Pazar

YAPBOZ KOLEKSİYONUM #2

     Yapboz koleksiyonum 1. yazısında (okumak için tıklayınız) kendime 3 yeni yapboz aldığımı, onları yapmak için sabırsızlandığımı ama bunun aylar alabileceğini yazmışım. Sonuç: 9 ay geçti ve 3 yapboz da kutularında duruyor L İşten güçten, boş vakitlerimde de kitap, film, dizi ve internetten bir türlü vakit bulup da o yapbozlara başlayamadım. Koleksiyonumun ikinci parçası hiç beklemediğim bir anda ve yerden geldi.

     Geçen hafta eşimle birlikte Konya’ya abisini ziyarete gittik. Eşimin yeğenleri Betül 7. Sınıfa, Zeynep ise 3. Sınıfa geçtiler bu yıl. Geçen sene onlara 300 küsur parçalık bir Türkiye haritası yapbozu almıştık. Hem boş vakitlerinde oyalanırlar hem de şehirlerin yerlerini öğrenirler diye. O yapbozu defalarca yaptıktan ve şehirlerin yerini öğrendikten sonra babalarına 1000 parçalık bir manzara yapbozu aldırmışlar.

puzzle yapboz

     Betül bu 1000 parçalık yapbozu birkaç kere yapmış ama bizim ziyarete geleceğimizi duyunca beraber yaparız diye yapbozu parçalarına ayırmış. Bir gece 23 sularında ikimiz yapbozun başına oturduk ve abartmıyorum yapboz ertesi gün 23 sularında bitti. Resmen 24 saatte 1000 parçayı yerleştirdik. Gerçi %70’ini Betül yaptı, benim payım anca %30’dur. (Tabii o son parçayı kaybetmeyip yapbozu tamamen bitirseydik daha iyiydi ama neyse ki firmanın eksik parça temin etme garantisi var.)Ben de şimdi başlarım ama bitirmesi uzun sürer diye o kadar zaman yapmayı ertelediğim yapbozlarımı düşündüm. Meğer o kadar da zor değilmiş onları bitirmek.

puzzle yapboz

     Tabii bir de bu işin yetenek boyutu var. Kimi insan sabırsız olduğu ya da dikkat sorunu yaşadığı için yapboz yapmada maalesef başarılı olamıyor. Kimi insan da parçaya bakıp direkt onun nereye konulacağını söylüyor (Henüz 12 yaşında olmasına rağmen Betül de bu grupta). Ben işte bu iki grubun arasındayım, orta yetenekteyim. Renk ve desene göre parçaları ayırıp nereye gelebileceğini tahmin ediyorum ama parçaları tek tek deneyerek yerleştiriyorum. Bu da bana doğal olarak zaman kaybettiriyor.

     Sonuç olarak yapbozda çok yetenekli olmasam da yapboz yapmaktan ne kadar zevk aldığımı hatırladım. En iyisi ben burada size bir söz vereyim de yeni yapboz için aylarca beklemeyeyim. Başlamaya üşensem bile sizden utanıp yaparım J 3 ay içinde yani 19 Ekim’e kadar yeni bir yapboz yazısı yazacağım.

     Siz yapboz yapmayı sever misiniz? Yaptığınız yapbozların fotoğrafı var mı? Hadi bu konu hakkında konuşalım. Yapboz yapmak kadar bu konu hakkında konuşmanın da hoşuma gittiğini fark ettim J


NOT: Türkçesi dururken puzzle demiyoruz ve yapbozu kullanıyoruz değil mi? İmza: Bir Türkçe öğretmeni J
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...