Son bir senede
okuduğum kitaplardan bazıları, yorumlarım ve altını çizdiğim cümleler şunlar:
iletişim yayıncılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iletişim yayıncılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Haziran 2019 Pazar
Neler Okudum Neler #3
Etiketler:
altını çizdiklerim,
brenda joyce,
dex yayınları,
epsilon yayınları,
ercan kesal,
historical,
iletişim yayıncılık,
ithaki yayınları,
jack london,
kitap,
pegasus yayınları,
roman,
sabrina jeffries
11 Haziran 2019 Salı
Neler Okudum Neler #1
Etiketler:
altını çizdiklerim,
distopya,
dünya klasikleri,
historical,
iletişim yayıncılık,
inkılap yayınevi,
kitap,
öykü,
pegasus yayınları,
roman,
türk klasikleri,
türkiye iş bankası yayınları
12 Nisan 2019 Cuma
Türk Edebiyatı Okumalarım
Etiketler:
altını çizdiklerim,
barış bıçakçı,
iletişim yayıncılık,
kitap,
otobiyografi,
öykü,
roman,
tezer özlü,
türk edebiyatı,
türk klasikleri,
türk yazarlar,
yapı kredi yayınları
19 Şubat 2019 Salı
23 Ocak 2019 Çarşamba
16 Ekim 2018 Salı
27 Eylül 2018 Perşembe
22 Ağustos 2018 Çarşamba
25 Kasım 2017 Cumartesi
KISA KISA KİTAP YORUMLARI #1
SUNA KIRAÇ - ÖMRÜMDEN UZUN İDEALLERİM VAR
Ömrümden Uzun İdeallerim Var kitabını
şimdi hatırlayamadığım bir blogda görmüştüm. Arkadaşın yorumuyla kitap ilgimi
çekmişti. Okul kütüphanesinde kitaba rastlayınca fırsat bu fırsattır dedim ve
kitabı alıp okudum.
Kitap Vehbi Koç’un kızı Suna Kıraç’ın
hayatını anlatan biyografi-anı tarzında bir kitap. Kıraç’ın çocukluğundan, genç
kızlığından başlıyor, yetişkinliği, iş hayatına atılması, yaşlılığı ve
hastalığıyla devam ediyor. Kitabın ilk bölümü diyebileceğim gençliğini merakla ve hızla okudum ama iş hayatının
anlatıldığı bölümler çok detaylı geldiği için bana hitap etmedi. Oraları
atlayarak okudum. Buna rağmen Kıraç’ın ne kadar başarılı bir iş kadını olduğunu
anladım.
Kitapta Türkiye’nin en zenginlerinden
Vehbi Koç’un cimrilik anılarını okumak hem güldürdü hem düşündürdü.
Kitap Suna Kıraç ve eşinin sahibi
oldukları yayınevinden çıkmış ama maalesef kitabın baskı kalitesi düşüktü.
Keşke başarılı yayınevlerinden birinden çıksaydı ya da kendileri basımına özen
gösterselerdi diye düşündüm. Kitabın gelirinin Suna Kıraç’ın kurucusu olduğu
Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’na bağışlanacak olmasını takdir ettim.
ALTINI ÇİZDİKLERİM: 1. Ömrümden uzun ideallerim var.
2. Bir evladın sevildiğini en çok hissettiği
anın anne ve babasının en çok üzüldüğü an olması hayatın bir çelişkisi olsa
gerek.
3. “Bana bir gün başbakanlık teklif
etseler, bir de GS Kulübü başkanlığı teklif etseler; GS Kulübü başkanı olmak
isterim, başbakan olmak istemem.” Abdi İpekçi
4. “İtibar 30 yılda kazanılır, bir
gecede kaybedilir.” Vehbi Koç
5. Vehbi Koç için israf en çok
sakınılması gereken bir yasaktı. Uçak yolculuklarında bile ekonomi sınıfına
biniyor, neden Business Class’ta uçmadığına ilişkin sorulara ise “Uçağın arka
tarafı başka yere mi gidiyor?” diye yanıt veriyordu.
6. “Her zaman adama göre iş değil işe
göre adam bulun.” Vehbi Koç
Etiketler:
alper canıgüz,
altını çizdiklerim,
anı,
ayrıntı yayınları,
biyografi,
distopya,
erich scheurmann,
helen fielding,
iletişim yayıncılık,
kitap,
pegasus yayınları,
roman,
romantik,
suzane collins
19 Ağustos 2017 Cumartesi
TEMMUZ AYINDA OKUDUKLARIM (2017)
Etiketler:
altını çizdiklerim,
anı,
april yayıncılık,
barış bıçakçı,
iletişim yayıncılık,
kitap,
küsurat yayınları,
otobiyografi,
öykü,
selçuk aydemir,
sezgin kaymaz,
zülfü livaneli
10 Kasım 2015 Salı
EKİM AYINDA OKUDUKLARIM (2015)
MAHİR ÜNSAL
ERİŞ – OLDUĞU KADAR GÜZELDİK
Maalesef
öykü türüyle pek barışamadım. Bu kitabı almamın sebebi Babil.com’a her
girdiğimde ana sayfasında bu kitabın tanıtımını yapması. Bir yerden sonra
alayım da okuyayım bakayım nasıl bir kitapmış diye merak ettim ve okudum. Öykü
sevmeyen ben kitabı severek ve beğenerek okudum. Zaten kitap 2014 Sait Faik
Öykü Ödülü’nü kazanmış. Özellikle öykü türünü okumaktan hoşlananlar bu kitabı
kaçırmasın. Diğer okuyucular da kitabı severek okuyabilirler.
Kitapta
“Benim Adım Feridun” diye bir öykü var. Hayatımda okuduğum en iyi 3 öyküden
biri diyebilirim. Özellikle aşk acısını o kadar iyi anlatmış ki yazar üşenmedim
koskaca iki paragraf süren o bölümü aşağıya yazdım. Eğer kitabı okumayı
düşünüyorsanız bence alıntıyı okumayın, merak edip okuyanlar lütfen yorumlarını
yazsınlar. Bu bölümden benim kadar etkilenecek misiniz merak ediyorum.
ALTINI ÇİZDİKLERİM:
1.
(19. Sayfa) Yaşa, işe, güce, itibara en ufak hürmeti olmayan bu acıya aşk acısı
diyorlar. Kim olursan ol, seni saklandığın yerde er ya da geç buluyor, gelip
göğüs kafesini ateşle sıvazlıyor ve sen içeride kapkara kurum tutuyorsun.
Ağzını açsan, alevler püskürüverecekmişsin gibi. Kolay kolay geçmiyor,
geçtiğinde de sen geçmiş olduğunu bile fark etmiyorsun. Yağmurlu havalarda
sızlayan eski bir kırık gibi sızlayıp duruyor, kendini hatırlatıyor. Bir tadı,
bir kokusu, bir eti var hatta, bir kütlesi ; gelip göğsüne oturmasından belli.
Kokusunu, kütlesini hesap edemiyorum ama bir tadı varsa bence o genizde kalmış
greyfurt tadını andırıyordur. Çok sevdiğim bir şeye benzeyen ama o olmadığını
bal gibi bildiğin bir tat; acı, buruk, portakala benzeyecek neredeyse, değil
ama işte. Hani kelime çok havalı olmasa “kekre” diyeceğim. İstediğin kadar
yutkun, üstüne istediğini ye, iç; geçmiyor, genizden aşağı yuvarlanıp gitmiyor.
Ne yediğinden anlıyorsun ne içtiğinden. Allah belasını versin.
Bir
de yalnızlık var, onu da hesaba katmak lazım. İlk başlarda onsuzluk sanıyorsun
bunu ama değil, basbayağı yalnızlık işte. Aynalarda kendini görmekten sıkılacak
kadar yalnızlık, yatağa yattığında kendi kokunu duymaktan öğürecek kadar… Kimseyi
istemiyorsun yanında ama durup durup da yalnızlıktan şikâyet edesin geliyor.
Bir şeyden şikâyet edebilmek için bile insan lazım. Öyle hileli bir şey bu.
İstiyorsun ki hep senin terk edilişinden bahsetsinler, hep seni yalnız bırakana
lanetler okusunlar topluca. “Sen de ne çok severmişsin be kardeşim!” desinler,
“Hak etmiyor, kızgın alevlere gelsin inşallah, sen hiç üzme kendini!” deyip hep
sırtını sıvazlasınlar. Olmuyor ama bir dinliyorlar, iki dinliyorlar. Sonra bir
bakıyorsun, sen anlatırken onlar telefonlarıyla oynuyorlar, saatlerine bakıyorlar,
sigara paketinin naylonundan çiçekler yapmaya uğraşıyorlar. Senin de içinden
gelmiyor işte ondan sonra, kendi kendine kalıyorsun. “Hay ben böyle aşkın
ıstırabını!” deyip kalaylayamıyorsun çünkü aşk da senin ıstırap da. Ondan
sonrası aynada kendi yüzün, yatakta kendi kokun, evin içinde şikâyet bile
edemeyeceğin, kendi dağınıklığın.
2.(21.
Sayfa) Evde hiçbir şey yapmadan vakit geçirmenin tüm kaynaklarını tüketmiştim
artık. Torunlarıma bile yetecek kadar sıkılmıştım.
3.(21.
Sayfa) Sevilirken kendimize, sevdirmeye çalıştığımız zamanlardaki kadar
bakmıyoruz hiç.
4.(23.
Sayfa) Yaşlanmanın en güzel yanı bu, konuşmadan baş hareketleriyle
anlatabiliyorsun neyi isteyip ne istemediğini. Şimdi lisede olsam, “Ne
sallıyorsun ulan kafanı, gevşek”,diye azarlayacaktı beni, “Adam gibi cevap
versene!”
5.(59.
Sayfa) Bütün şairler gibi; gidene, gelmeyene ve gelmesini umduğuna şiir yazmayı
severdi.
İPEK ONGUN –
NERDE KALMIŞTIK
İpek
Ongun ergenlik günlerimin yazarı :) Kitaplarını
lisedeyken okumaya başlamıştım. O günden beri Bir Genç Kızın Günlüğü serisinden
her kitap çıktığında dayanamayıp alıyorum ve hemen okuyorum. Nerde Kalmıştık
serinin 12. Kitabı. Açıkçası seri 8 kitaptan sonra eskisi kadar hoşuma
gitmiyor. Bunda benim büyümem de bir neden olabilir tabii ama hikayesini
okuduğumuz Serra’nın artık 40’lı yaşlarına gelmesi ve hikayesi benim ilgimi
çekmiyor. Neyse ki yazar Serra’nın kızı Selin’in hikayesini de anlatmaya
başladı da o kısımlar kitabı sürüklüyor ama tabii ne kadar götürür bilinmez. Bu
seri bir gün gerçekten bitecek mi çok merak ediyorum çünkü yazar her son
deyişinde dayanamayıp bir kitap daha yazıyor. Bekleyip göreceğiz.
To be continued...
Etiketler:
artemis yayınları,
güz okuma şenliği,
iletişim yayıncılık,
ipek ongun,
kitap,
mahir ünsal eriş,
nerde kalmıştık,
okuma şenliği,
olduğu kadar güzeldik,
öykü,
roman
5 Ekim 2015 Pazartesi
AĞUSTOS AYINDA OKUDUKLARIM (2015)
Herkese merhaba. Ekim ayına gelmişiz ağustos ne alaka diye düşünebilirsiniz. Ben birazcık yoğunluktan çokça tembellikten son iki aydır okuduğum kitapları bloguma yazamadım. Artık daha fazla ertelemeyeyim dedim.
Ağustos
ayında 6 kitap okumuşum. Bir yaz ayına göre benim için çok iyi bir sonuç. Yazın
okuma oranım neredeyse eksilere düşer de. Bu ay gene iyi okumuşum. Gelelim
okuduğum kitaplara:
AMİN MAALOUF
– UZAKTAN AŞK ve ADRİANA MATER
Amin
Maalouf’un bu iki kitabını beraber yazmak istedim. Libretto diye bir tür duymuş
muydunuz? Ben ilk kez bu kitaplarda duydum. Libretto; opera, operet, bale,
müzikal gibi müziksel sahne eserlerinin metinlerine verilen isimmiş. Bir kelime
daha öğrenmiş oldum. :-)
Amin
maalouf’un biri 76 diğeri 89 sayfalık bu iki kitabı bir oturuşta bitirilecek
türden. Hatta ben ikisini bir gecede arka arkaya okumuştum. Çabuk okunmasına
karşın akılda kalıcı hikayeler. Tavsiye ederim.
Uzaktan
Aşk için notum: 8/10
Adriana
Mater için notum: 7/10
ALTINI
ÇİZDİKLERİM (UZAKTAN AŞK):
1.İnsan
birine “Sen delisin.” dedi mi, bunu gerçekten düşünmediği içindir. Deli
olduğunu düşünsen gizlice acımakla yetinirsin.
2.Clemence,
o yüce gönüllü deniz kapanacak artık önümde, ayaklarımı ıslatmadan geçebilmem
için, soluk aldığın ülkeye.
İLHAMİ ALGÖR
– FAKAT MÜZEYYEN BU DERİN BİR TUTKU
Bu
kitabın adını ilk kez Erdal Beşikçioğlu ve Sezin Akbaşoğulları’nın oynadığı
filmle duydum. Filmi izlemeden kitabını okumak istedim. Kitap 65 sayfalık ince
bir kitap. Hatta kitabın ilk sayfalarını ve içindeki birkaç resmi de
çıkarırsanız daha da ince. Yine de öyle bir oturuşta okunacak kadar basit bir
kitap değil. Okurken dikkat gerektiriyor çünkü farklı bir dili var ve
çoğunlukla bir adamın kafasının içindekileri okuyoruz. Açıkçası ben kitabı çok
beğenmedim. Bunda beklentimin farklı olması da bir neden olabilir. Ben Arif ile
Müzeyyen’in ilişkisini okuyacağımı düşünmüştüm ama kitabın %90’ı hatta belki
daha fazlası Arif’in düşüncelerinden oluşuyor. Müzeyyen doğru dürüst konuşmuyor
bile. Bu da benim çok hoşuma gitmedi.
Kitabı
beğenmediğim için normalde filmini de merak edip izlemezdim ama bu kitabın
filmini izleyeceğim çünkü 65 sayfalık ve %90’ı karakterin zihninden geçenlerden
oluşan bu kitabı beyaz perdeye nasıl uyarladıklarını cidden çok merak ediyorum.
Fakat
Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku için notum: 6/10
ALTINI
ÇİZDİKLERİM:
1.Bir
şeyin gerçekte öyle mi olduğu yoksa bana mı öyle geldiği konusu her zaman
kafamı karıştırırdı.
2.Bir
şeyleri hissediyor ama reddediyordum. “Bana öyle geliyor.”du. Bir tarafım haklı
olduğumu söylüyor, diğer tarafım “Sana öyle geliyor.” diyordu.
3.Sokağa
bir ad verir, tabelayı uygun bir evin dış duvarına asardınız. Tabelada “Ayak
sesleriniz de olmasa var olmadığınıza sizi neredeyse inandıracak bakışlar
sokağı” yazardı.
4.Ses
tonlarına takılırdım. Sesler her şeyi söylerdi.
5.Sevmenin
kendisini ya da seven hâli ile kendini seviyor.
EMMA
CHASE – KARMAKARIŞIK
Geldik
bu ayımı neşelendiren kitaba. :-) İçinde erotizm olan kitapları
okumayı seviyorum. Hele bir de bu kitabın içinde komedi ögesi varsa ve olaylar
erkek karakterin ağzından anlatılıyorsa (Karmakarışık’ta olduğu gibi) o kitap
mükemmel oluyor.
Uzun bir süre kitap almayacaktım. Bu yüzden
okuduğum her blog yazısında Karmakarışık çok övülmesine rağmen onu almayı da
ertelemiştim. Ta ki D&R’da Karmakarışık’ı açıp birkaç sayfasını okuyana
kadar. Kitap o kadar hoşuma gitti ki internetten almayı bile bekleyemedim. 25
lira bayılarak (İnternette %30 indirimli satılıyordu) aldım ve o gün bitirdim.
Kitabın baş karakteri Drew pek çok yerde tam
bir aptal olmasına rağmen yine de onu çok sevdim çünkü bu aptallığını kapatacak
çok güzel başka özellikleri vardı.
Keşke Karmakarışık için ayrı bir post
yapsaydım çünkü söylemek istediğim daha çok şey var. Sonuç olarak romantizm,
erotizm ve mutluluk ihtiyacı duyduğunuz bir anda bir solukta okuyabileceğiniz
bir kitap Karmakarışık. Şiddetle tavsiye ederim.
Karmakarışık için notum:10/10
ERCAN KESAL – PERİ GAZOZU
Karmakarışık’ı yüzümde aptal bir gülümsemeyle
okurken Peri Gazozu’nu asık ve ağlamaklı bir suratla okudum. İşte kitapların
gücü. :-) Bize her
duyguyu yaşatıyorlar.
Peri Gazozu sinemacı olarak tanıdığımız Ercan
Kesal’ın çocukluk, gençlik ve doktorluk anılarından oluşuyor. Bu anılar o kadar
güzel harmanlanmış ki sanki birbirlerini tamamlamak için yaşanmışlar.
Kitapta genellikle kötü olaylar anlatılıyor. Bazıları
insanı o kadar sarsıyor ki bir süre kitabı bırakıp oturuyorsunuz. Özellikle babasının
parası olmadığı için ilacını alamadığı, bu yüzden ölen çocuğu unutabileceğimi
sanmıyorum. Kitapta sizi de çok etkileyecek birçok hikaye bulacağınıza eminim.
Lütfen okuyun bu kitabı.
Peri Gazozu için notum: 9/10
SELÇUK AYDEMİR – MAHALLEDEN ARKADAŞLAR
Peri Gazozu’nu okurken bozulan ruh halim
Mahalleden Arkadaşlar’ı okurken kahkaha atar hale geldi. Dediğim gibi
kitapların gücü. Yalnız planlamadığım halde böyle bir neşeli
bir acıklı kitap okuma fikri de hoşuma gitti. Farklı ruh hallerine savrulup duruyorsun.
İşler Güçler ve Kardeş Payı dizilerinin
senaristi Selçuk Aydemir Mahalleden Arkadaşlar’da çocukken geçirdiği bir yaz
tatilini anlatıyor. Bu 3 aylık tatilde neler yaşanmıyor ki? Özellikle 90’lı
yıllara özlem duyan herkes eminim bu kitaba bayılacaktır. Aslında bence herkes
bu kitaba bayılır. Çocukluğunuza dönmek, güzel bir nostalji yaşamak ve okurken
eğlenebileceğiniz bir kitap okumak istiyorsanız Mahalleden Arkadaşlar tam
aradığınız kitap. Üstelik kitabın bütün geliri Koruncuk Vakfı’na
bağışlanacakmış. Alın size kitabı okumak için bir sebep daha. :-)
Genel olarak ağustos ayında okuduğum
kitapları sevdim. Siz bu kitapları okudunuz mu? Neler düşünüyorsunuz? Lütfen yorum
yazın konuşalım. Kitap okumak kadar zevk aldığım bir şey varsa o da kitaplar
hakkında konuşmaktır. Şimdilik hoşça kalın. Görüşmek üzere.
Etiketler:
amin maalouf,
anı,
deneme,
emma chase,
ephesus yayınları,
ercan kesal,
iletişim yayıncılık,
ilhami algör,
kitap,
libretto,
roman,
sayfa 6,
selçuk aydemir,
yapı kredi yayınları
9 Şubat 2015 Pazartesi
BU ÜLKE (CEMİL MERİÇ)
ALTINI ÇİZDİKLERİM:
1. Her büyük adam kucağında yaşadığı cemiyetin üvey evladıdır.
2. Yabancı dil bilenler Türkçe okumuyor. Yabancı dil bilmeyenler kendi dillerini de bilmiyor.
3. "Hakikati bulan, başkaları farklı düşünüyor diye, onu haykırmaktan çekiniyorsa, hem budala hem de alçaktır. Bir adamın 'Benden başka herkes aldanıyor.' demesi güç şüphesiz; ama sahiden herkes aldanıyorsa o ne yapsın?" ( Daniel De Foe)
4. Bütün ideolojilere kapıları açmak, hepsini tanımak, hepsini tartışmak ve Türkiye'nin kaderini onların aydınlığında fakat tarihimizin büyük mirasına dayanarak inşa etmek. İşte en doğru yol.
5. Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını yaşanmazlaştıranlardır.
6. İhtiyar dev mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini. "Ben Avrupalıyım." demeye başladı, "Asya bir cüzzamlılar diyarıdır." Avrupalı dostları acıyarak baktılar ihtiyara ve kulağına "Hayır delikanlı" diye fısıldadılar. "Sen bir az gelişmişsin."
7. Biz apayrı bir medeniyetin çocuklarıyız; düşman bir medeniyetin, bambaşka ölçüleri olan, çok daha eski, çok daha insanca bir medeniyetin.
8. Biz ne kendimizi tanıyoruz ne Avrupa'yı. Tarihimiz mührü sökülmemiş bir hazine.
9. Felaketimizin kaynağı bir kültür yokluğu. Bizi helak eden ne ahlaksızlık, ne bencillik, ne kafamızın ağır işlemesi. Bir öğrenci kayıtsızlığı içerisindeyiz.
10. Bu ülke 1789'dan beri su alan bir gemi. Osmanlı bir başka medeniyetin varlığını Fransız İhtilali ile fark eder. Bu tanıdığı dünya karşısında kuvvetinden şüphe etmeye başlar. Hayret yerini hayranlığa bırakır. Hayranlık teslimiyete.
11. Hükümetinizi dini kanunlarınıza saygı esası üzerine kurunuz. Size hiç de uymayacak olan müesseseleri koymak için eskilerini yıkmayın. Batı kanunlarının temeli Hristiyanlıktır. Türk kalınız. Avrupa'yı örnek olarak almayın kendinize. Avrupa'nın şartları başkadır, Türkiye'nin başka. Avrupa'nın temel kanunları Doğu'nun örf ve âdetlerine taban tabana zıttır. İthal mali ıslahattan kaçının. Bu gibi ıslahat Müslüman memleketlerini ancak felakete sürükler. Onlardan hayır gelmez sizlere.
12. İslamiyet demokrasinin ta kendisidir.
13. Osmanlı toplumu insan haysiyetine ve inanç birliğine dayanır. Tarih tezatlar içinde gelişir. Osmanlı'nın tezatı Avrupa'dır.
14. Medeniyet insanı öldürmüştür, insanı ve hayatı. Avrupa bir kıyametin arifesindedir.
15. "Seni görmesem Buda olurdum, seni gördüm budala oldum." (Asaf)














