iletişim yayıncılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iletişim yayıncılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2017 Cumartesi

KISA KISA KİTAP YORUMLARI #1

sule uzundere blog kitap yorumları

SUNA KIRAÇ - ÖMRÜMDEN UZUN İDEALLERİM VAR
Ömrümden Uzun İdeallerim Var kitabını şimdi hatırlayamadığım bir blogda görmüştüm. Arkadaşın yorumuyla kitap ilgimi çekmişti. Okul kütüphanesinde kitaba rastlayınca fırsat bu fırsattır dedim ve kitabı alıp okudum.

Kitap Vehbi Koç’un kızı Suna Kıraç’ın hayatını anlatan biyografi-anı tarzında bir kitap. Kıraç’ın çocukluğundan, genç kızlığından başlıyor, yetişkinliği, iş hayatına atılması, yaşlılığı ve hastalığıyla devam ediyor. Kitabın ilk bölümü diyebileceğim gençliğini  merakla ve hızla okudum ama iş hayatının anlatıldığı bölümler çok detaylı geldiği için bana hitap etmedi. Oraları atlayarak okudum. Buna rağmen Kıraç’ın ne kadar başarılı bir iş kadını olduğunu anladım.

Kitapta Türkiye’nin en zenginlerinden Vehbi Koç’un cimrilik anılarını okumak hem güldürdü hem düşündürdü.

Kitap Suna Kıraç ve eşinin sahibi oldukları yayınevinden çıkmış ama maalesef kitabın baskı kalitesi düşüktü. Keşke başarılı yayınevlerinden birinden çıksaydı ya da kendileri basımına özen gösterselerdi diye düşündüm. Kitabın gelirinin Suna Kıraç’ın kurucusu olduğu Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’na bağışlanacak olmasını takdir ettim.

ALTINI ÇİZDİKLERİM: 1. Ömrümden uzun ideallerim var.
2. Bir evladın sevildiğini en çok hissettiği anın anne ve babasının en çok üzüldüğü an olması hayatın bir çelişkisi olsa gerek.
3. “Bana bir gün başbakanlık teklif etseler, bir de GS Kulübü başkanlığı teklif etseler; GS Kulübü başkanı olmak isterim, başbakan olmak istemem.” Abdi İpekçi
4. “İtibar 30 yılda kazanılır, bir gecede kaybedilir.” Vehbi Koç
5. Vehbi Koç için israf en çok sakınılması gereken bir yasaktı. Uçak yolculuklarında bile ekonomi sınıfına biniyor, neden Business Class’ta uçmadığına ilişkin sorulara ise “Uçağın arka tarafı başka yere mi gidiyor?” diye yanıt veriyordu.
6. “Her zaman adama göre iş değil işe göre adam bulun.” Vehbi Koç

10 Kasım 2015 Salı

EKİM AYINDA OKUDUKLARIM (2015)



mahir ünsal eriş olduğu kadar güzeldik.

MAHİR ÜNSAL ERİŞ – OLDUĞU KADAR GÜZELDİK
     Maalesef öykü türüyle pek barışamadım. Bu kitabı almamın sebebi Babil.com’a her girdiğimde ana sayfasında bu kitabın tanıtımını yapması. Bir yerden sonra alayım da okuyayım bakayım nasıl bir kitapmış diye merak ettim ve okudum. Öykü sevmeyen ben kitabı severek ve beğenerek okudum. Zaten kitap 2014 Sait Faik Öykü Ödülü’nü kazanmış. Özellikle öykü türünü okumaktan hoşlananlar bu kitabı kaçırmasın. Diğer okuyucular da kitabı severek okuyabilirler.

     Kitapta “Benim Adım Feridun” diye bir öykü var. Hayatımda okuduğum en iyi 3 öyküden biri diyebilirim. Özellikle aşk acısını o kadar iyi anlatmış ki yazar üşenmedim koskaca iki paragraf süren o bölümü aşağıya yazdım. Eğer kitabı okumayı düşünüyorsanız bence alıntıyı okumayın, merak edip okuyanlar lütfen yorumlarını yazsınlar. Bu bölümden benim kadar etkilenecek misiniz merak ediyorum.

ALTINI ÇİZDİKLERİM:
1. (19. Sayfa) Yaşa, işe, güce, itibara en ufak hürmeti olmayan bu acıya aşk acısı diyorlar. Kim olursan ol, seni saklandığın yerde er ya da geç buluyor, gelip göğüs kafesini ateşle sıvazlıyor ve sen içeride kapkara kurum tutuyorsun. Ağzını açsan, alevler püskürüverecekmişsin gibi. Kolay kolay geçmiyor, geçtiğinde de sen geçmiş olduğunu bile fark etmiyorsun. Yağmurlu havalarda sızlayan eski bir kırık gibi sızlayıp duruyor, kendini hatırlatıyor. Bir tadı, bir kokusu, bir eti var hatta, bir kütlesi ; gelip göğsüne oturmasından belli. Kokusunu, kütlesini hesap edemiyorum ama bir tadı varsa bence o genizde kalmış greyfurt tadını andırıyordur. Çok sevdiğim bir şeye benzeyen ama o olmadığını bal gibi bildiğin bir tat; acı, buruk, portakala benzeyecek neredeyse, değil ama işte. Hani kelime çok havalı olmasa “kekre” diyeceğim. İstediğin kadar yutkun, üstüne istediğini ye, iç; geçmiyor, genizden aşağı yuvarlanıp gitmiyor. Ne yediğinden anlıyorsun ne içtiğinden. Allah belasını versin.

Bir de yalnızlık var, onu da hesaba katmak lazım. İlk başlarda onsuzluk sanıyorsun bunu ama değil, basbayağı yalnızlık işte. Aynalarda kendini görmekten sıkılacak kadar yalnızlık, yatağa yattığında kendi kokunu duymaktan öğürecek kadar… Kimseyi istemiyorsun yanında ama durup durup da yalnızlıktan şikâyet edesin geliyor. Bir şeyden şikâyet edebilmek için bile insan lazım. Öyle hileli bir şey bu. İstiyorsun ki hep senin terk edilişinden bahsetsinler, hep seni yalnız bırakana lanetler okusunlar topluca. “Sen de ne çok severmişsin be kardeşim!” desinler, “Hak etmiyor, kızgın alevlere gelsin inşallah, sen hiç üzme kendini!” deyip hep sırtını sıvazlasınlar. Olmuyor ama bir dinliyorlar, iki dinliyorlar. Sonra bir bakıyorsun, sen anlatırken onlar telefonlarıyla oynuyorlar, saatlerine bakıyorlar, sigara paketinin naylonundan çiçekler yapmaya uğraşıyorlar. Senin de içinden gelmiyor işte ondan sonra, kendi kendine kalıyorsun. “Hay ben böyle aşkın ıstırabını!” deyip kalaylayamıyorsun çünkü aşk da senin ıstırap da. Ondan sonrası aynada kendi yüzün, yatakta kendi kokun, evin içinde şikâyet bile edemeyeceğin, kendi dağınıklığın.
2.(21. Sayfa) Evde hiçbir şey yapmadan vakit geçirmenin tüm kaynaklarını tüketmiştim artık. Torunlarıma bile yetecek kadar sıkılmıştım.
3.(21. Sayfa) Sevilirken kendimize, sevdirmeye çalıştığımız zamanlardaki kadar bakmıyoruz hiç.
4.(23. Sayfa) Yaşlanmanın en güzel yanı bu, konuşmadan baş hareketleriyle anlatabiliyorsun neyi isteyip ne istemediğini. Şimdi lisede olsam, “Ne sallıyorsun ulan kafanı, gevşek”,diye azarlayacaktı beni, “Adam gibi cevap versene!”
5.(59. Sayfa) Bütün şairler gibi; gidene, gelmeyene ve gelmesini umduğuna şiir yazmayı severdi. 



İPEK ONGUN – NERDE KALMIŞTIK
     İpek Ongun ergenlik günlerimin yazarı :) Kitaplarını lisedeyken okumaya başlamıştım. O günden beri Bir Genç Kızın Günlüğü serisinden her kitap çıktığında dayanamayıp alıyorum ve hemen okuyorum. Nerde Kalmıştık serinin 12. Kitabı. Açıkçası seri 8 kitaptan sonra eskisi kadar hoşuma gitmiyor. Bunda benim büyümem de bir neden olabilir tabii ama hikayesini okuduğumuz Serra’nın artık 40’lı yaşlarına gelmesi ve hikayesi benim ilgimi çekmiyor. Neyse ki yazar Serra’nın kızı Selin’in hikayesini de anlatmaya başladı da o kısımlar kitabı sürüklüyor ama tabii ne kadar götürür bilinmez. Bu seri bir gün gerçekten bitecek mi çok merak ediyorum çünkü yazar her son deyişinde dayanamayıp bir kitap daha yazıyor. Bekleyip göreceğiz. 

     To be continued...

5 Ekim 2015 Pazartesi

AĞUSTOS AYINDA OKUDUKLARIM (2015)


     Herkese merhaba. Ekim ayına gelmişiz ağustos ne alaka diye düşünebilirsiniz. Ben birazcık yoğunluktan çokça tembellikten son iki aydır okuduğum kitapları bloguma yazamadım. Artık daha fazla ertelemeyeyim dedim.
 
     Ağustos ayında 6 kitap okumuşum. Bir yaz ayına göre benim için çok iyi bir sonuç. Yazın okuma oranım neredeyse eksilere düşer de. Bu ay gene iyi okumuşum. Gelelim okuduğum kitaplara:


amin maalouf adriana mater

AMİN MAALOUF – UZAKTAN AŞK ve ADRİANA MATER
     Amin Maalouf’un bu iki kitabını beraber yazmak istedim. Libretto diye bir tür duymuş muydunuz? Ben ilk kez bu kitaplarda duydum. Libretto; opera, operet, bale, müzikal gibi müziksel sahne eserlerinin metinlerine verilen isimmiş. Bir kelime daha öğrenmiş oldum. :-) 

     Amin maalouf’un biri 76 diğeri 89 sayfalık bu iki kitabı bir oturuşta bitirilecek türden. Hatta ben ikisini bir gecede arka arkaya okumuştum. Çabuk okunmasına karşın akılda kalıcı hikayeler. Tavsiye ederim.
Uzaktan Aşk için notum: 8/10
Adriana Mater için notum: 7/10

 ALTINI ÇİZDİKLERİM (UZAKTAN AŞK):
1.İnsan birine “Sen delisin.” dedi mi, bunu gerçekten düşünmediği içindir. Deli olduğunu düşünsen gizlice acımakla yetinirsin.
2.Clemence, o yüce gönüllü deniz kapanacak artık önümde, ayaklarımı ıslatmadan geçebilmem için, soluk aldığın ülkeye. 

ağustos ayında okuduğum kitaplar

İLHAMİ ALGÖR – FAKAT MÜZEYYEN BU DERİN BİR TUTKU
     Bu kitabın adını ilk kez Erdal Beşikçioğlu ve Sezin Akbaşoğulları’nın oynadığı filmle duydum. Filmi izlemeden kitabını okumak istedim. Kitap 65 sayfalık ince bir kitap. Hatta kitabın ilk sayfalarını ve içindeki birkaç resmi de çıkarırsanız daha da ince. Yine de öyle bir oturuşta okunacak kadar basit bir kitap değil. Okurken dikkat gerektiriyor çünkü farklı bir dili var ve çoğunlukla bir adamın kafasının içindekileri okuyoruz. Açıkçası ben kitabı çok beğenmedim. Bunda beklentimin farklı olması da bir neden olabilir. Ben Arif ile Müzeyyen’in ilişkisini okuyacağımı düşünmüştüm ama kitabın %90’ı hatta belki daha fazlası Arif’in düşüncelerinden oluşuyor. Müzeyyen doğru dürüst konuşmuyor bile. Bu da benim çok hoşuma gitmedi.

     Kitabı beğenmediğim için normalde filmini de merak edip izlemezdim ama bu kitabın filmini izleyeceğim çünkü 65 sayfalık ve %90’ı karakterin zihninden geçenlerden oluşan bu kitabı beyaz perdeye nasıl uyarladıklarını cidden çok merak ediyorum.
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku için notum: 6/10

ALTINI ÇİZDİKLERİM:
1.Bir şeyin gerçekte öyle mi olduğu yoksa bana mı öyle geldiği konusu her zaman kafamı karıştırırdı.
2.Bir şeyleri hissediyor ama reddediyordum. “Bana öyle geliyor.”du. Bir tarafım haklı olduğumu söylüyor, diğer tarafım “Sana öyle geliyor.” diyordu.
3.Sokağa bir ad verir, tabelayı uygun bir evin dış duvarına asardınız. Tabelada “Ayak sesleriniz de olmasa var olmadığınıza sizi neredeyse inandıracak bakışlar sokağı” yazardı.
4.Ses tonlarına takılırdım. Sesler her şeyi söylerdi.
5.Sevmenin kendisini ya da seven hâli ile kendini seviyor.

EMMA CHASE – KARMAKARIŞIK

     Geldik bu ayımı neşelendiren kitaba. :-) İçinde erotizm olan kitapları okumayı seviyorum. Hele bir de bu kitabın içinde komedi ögesi varsa ve olaylar erkek karakterin ağzından anlatılıyorsa (Karmakarışık’ta olduğu gibi) o kitap mükemmel oluyor.

     Uzun bir süre kitap almayacaktım. Bu yüzden okuduğum her blog yazısında Karmakarışık çok övülmesine rağmen onu almayı da ertelemiştim. Ta ki D&R’da Karmakarışık’ı açıp birkaç sayfasını okuyana kadar. Kitap o kadar hoşuma gitti ki internetten almayı bile bekleyemedim. 25 lira bayılarak (İnternette %30 indirimli satılıyordu) aldım ve o gün bitirdim.

     Kitabın baş karakteri Drew pek çok yerde tam bir aptal olmasına rağmen yine de onu çok sevdim çünkü bu aptallığını kapatacak çok güzel başka özellikleri vardı.

     Keşke Karmakarışık için ayrı bir post yapsaydım çünkü söylemek istediğim daha çok şey var. Sonuç olarak romantizm, erotizm ve mutluluk ihtiyacı duyduğunuz bir anda bir solukta okuyabileceğiniz bir kitap Karmakarışık. Şiddetle tavsiye ederim.
Karmakarışık için notum:10/10

ERCAN KESAL – PERİ GAZOZU

     Karmakarışık’ı yüzümde aptal bir gülümsemeyle okurken Peri Gazozu’nu asık ve ağlamaklı bir suratla okudum. İşte kitapların gücü. :-) Bize her duyguyu yaşatıyorlar.

     Peri Gazozu sinemacı olarak tanıdığımız Ercan Kesal’ın çocukluk, gençlik ve doktorluk anılarından oluşuyor. Bu anılar o kadar güzel harmanlanmış ki sanki birbirlerini tamamlamak için yaşanmışlar.

     Kitapta genellikle kötü olaylar anlatılıyor. Bazıları insanı o kadar sarsıyor ki bir süre kitabı bırakıp oturuyorsunuz. Özellikle babasının parası olmadığı için ilacını alamadığı, bu yüzden ölen çocuğu unutabileceğimi sanmıyorum. Kitapta sizi de çok etkileyecek birçok hikaye bulacağınıza eminim. Lütfen okuyun bu kitabı.
Peri Gazozu için notum: 9/10

ağustos ayında okuduğum kitaplar

SELÇUK AYDEMİR – MAHALLEDEN ARKADAŞLAR

     Peri Gazozu’nu okurken bozulan ruh halim Mahalleden Arkadaşlar’ı okurken kahkaha atar hale geldi. Dediğim gibi kitapların gücü. Yalnız planlamadığım halde böyle bir neşeli bir acıklı kitap okuma fikri de hoşuma gitti. Farklı ruh hallerine savrulup duruyorsun.

     İşler Güçler ve Kardeş Payı dizilerinin senaristi Selçuk Aydemir Mahalleden Arkadaşlar’da çocukken geçirdiği bir yaz tatilini anlatıyor. Bu 3 aylık tatilde neler yaşanmıyor ki? Özellikle 90’lı yıllara özlem duyan herkes eminim bu kitaba bayılacaktır. Aslında bence herkes bu kitaba bayılır. Çocukluğunuza dönmek, güzel bir nostalji yaşamak ve okurken eğlenebileceğiniz bir kitap okumak istiyorsanız Mahalleden Arkadaşlar tam aradığınız kitap. Üstelik kitabın bütün geliri Koruncuk Vakfı’na bağışlanacakmış. Alın size kitabı okumak için bir sebep daha. :-) 

     Genel olarak ağustos ayında okuduğum kitapları sevdim. Siz bu kitapları okudunuz mu? Neler düşünüyorsunuz? Lütfen yorum yazın konuşalım. Kitap okumak kadar zevk aldığım bir şey varsa o da kitaplar hakkında konuşmaktır. Şimdilik hoşça kalın. Görüşmek üzere.

9 Şubat 2015 Pazartesi

BU ÜLKE (CEMİL MERİÇ)



ALTINI ÇİZDİKLERİM: 

1. Her büyük adam kucağında yaşadığı cemiyetin üvey evladıdır.

2. Yabancı dil bilenler Türkçe okumuyor. Yabancı dil bilmeyenler kendi dillerini de bilmiyor.

3. "Hakikati bulan, başkaları farklı düşünüyor diye, onu haykırmaktan çekiniyorsa, hem budala hem de alçaktır. Bir adamın 'Benden başka herkes aldanıyor.' demesi güç şüphesiz; ama sahiden herkes aldanıyorsa o ne yapsın?" ( Daniel De Foe)

4. Bütün ideolojilere kapıları açmak, hepsini tanımak, hepsini tartışmak ve Türkiye'nin kaderini onların aydınlığında fakat tarihimizin büyük mirasına dayanarak inşa etmek. İşte en doğru yol.

5. Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını yaşanmazlaştıranlardır.

6. İhtiyar dev mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini. "Ben Avrupalıyım." demeye başladı, "Asya bir cüzzamlılar diyarıdır." Avrupalı dostları acıyarak baktılar ihtiyara ve kulağına "Hayır delikanlı" diye fısıldadılar. "Sen bir az gelişmişsin."

7. Biz apayrı bir medeniyetin çocuklarıyız; düşman bir medeniyetin, bambaşka ölçüleri olan, çok daha eski, çok daha insanca bir medeniyetin.

8. Biz ne kendimizi tanıyoruz ne Avrupa'yı. Tarihimiz mührü sökülmemiş bir hazine.

9. Felaketimizin kaynağı bir kültür yokluğu. Bizi helak eden ne ahlaksızlık, ne bencillik, ne kafamızın ağır işlemesi. Bir öğrenci kayıtsızlığı içerisindeyiz.

10. Bu ülke 1789'dan beri su alan bir gemi. Osmanlı bir başka medeniyetin varlığını Fransız İhtilali ile fark eder. Bu tanıdığı dünya karşısında kuvvetinden şüphe etmeye başlar. Hayret yerini hayranlığa bırakır. Hayranlık teslimiyete.

11. Hükümetinizi dini kanunlarınıza saygı esası üzerine kurunuz. Size hiç de uymayacak olan müesseseleri koymak için eskilerini yıkmayın. Batı kanunlarının temeli Hristiyanlıktır. Türk kalınız. Avrupa'yı örnek olarak almayın kendinize. Avrupa'nın şartları başkadır, Türkiye'nin başka. Avrupa'nın temel kanunları Doğu'nun örf ve  âdetlerine taban tabana zıttır. İthal mali ıslahattan kaçının. Bu gibi ıslahat Müslüman memleketlerini ancak felakete sürükler. Onlardan hayır gelmez sizlere.

12. İslamiyet demokrasinin ta kendisidir.

13. Osmanlı toplumu insan haysiyetine ve inanç birliğine dayanır. Tarih tezatlar içinde gelişir. Osmanlı'nın tezatı Avrupa'dır.

14. Medeniyet insanı öldürmüştür, insanı ve hayatı. Avrupa bir kıyametin arifesindedir.

15. "Seni görmesem Buda olurdum, seni gördüm budala oldum." (Asaf)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...