gigi vorgan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gigi vorgan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2016 Pazar

PAZAR 6’LISI : BENİ HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRATAN 6 KİTAP

pazar altılısı beni hayal kırıklığına uğratan altı kitap
Evet, saat 12'yi geçtiyse ve pazar gününe girmişsek Pazar 6'lısı yazısını yayınlamak için daha fazla beklememe gerek yok demektir :-) Sevgili Esseve Rin şubat ayının kategorilerini açıkladı. Eğer siz de bize katılmak isterseniz bu listeye göre yazılarınızı yazabilirsiniz. Ne kadar çok olursak o kadar zevkli olur. Hadi gelin J

ROBİN SHARMA – FERRARİ’SİNİ SATAN BİLGE
Bu kitap ben üniversitedeyken bütün dünyayı kasıp kavuruyordu. En çok satanlar listesinin başındaydı ve herkesin elindeydi. Üniversitede tiyatro hocam doğum günümde bana bu kitabı hediye etmişti. Bu yüzden benim için özel olsa da kitabı hiç sevmemiştim. Hatta zorla bitirmiştim. Ben zaten kişisel gelişim kitabı sevmem. Bu yüzden bana hitap etmedi ama en yakın arkadaşlarımdan biri bu kitaba bayılmıştı. Siz Ferrari’sini Satan Bilge’yi okudunuz mu? Okuduysanız lütfen yorumunuzu yazın. Çoğunluk ne düşünüyor merak ediyorum.

10 Haziran 2015 Çarşamba

Son Zamanlarda Okuduğum Kitaplar – 3


Paulo Coelho – Aldatmak
     Nisan ayındaki kitap alışverişimde Paulo Coelho’dan Simyacı ve Aldatmak kitaplarını almıştım. Simyacı’yı okudum ve blogumda yazdım. (Okumak için tıklayınız). Şimdi Aldatmak kitabı hakkındaki yorumlarımı yazacağım:

     Kitabımızın başkarakteri Linda adında bir gazeteci. Evli, 2 çocuğu ve rahat bir yaşamı var ama bir gün birdenbire mutlu olmadığını hissediyor. Görünüşte mükemmel olan hayatı ona yetmiyor ve kocasını aldatıyor (Bu bilgi spoiler sayılmaz diye düşünüyorum. Sonuçta kitabın ismi Aldatmak).

     Bir ara kadınların eşlerini aldatması konusu edebiyatta ve sinemada popülerdi biliyorsunuz. Ahmet Altan Aldatmak diye bir kitap yazmıştı. Tam o zamanlarda sinemalarda Richard Gere ve Diane Lane’in başrolünde oynadığı Sadakatsiz filmi gösterimdeydi. Bu yüzde Paulo Coelho’nun kitabı bende sanki modası geçmiş bir konuyu ele almış izlenimi uyandırdı.

     Kitap, her Paulo Coelho kitabında olduğu gibi, insanı sıkmıyor. Kolay okunuyor. Yalnız olaylar çok hızlı ilerliyor. Ne karakter gelişimi ne de olayların gerçekleşmesi inandırıcı bir şekilde veriliyor. Linda’yı tanımamız, onun mutsuz olduğunu fark etmesi, kendini anlamaya çalışması ve kocasını aldatması 40 sayfa içinde oluyor. Bu durumda karakterle empati kuramıyoruz ve onu anlayamıyoruz.

     Kitap başladığı hızla bitiyor. Kitabın sonu  kitap boyunca aklınıza gelmeyecek bir sürprizle bitiyor. Ben sürpriz sonlara bayılırım ama bu son da inandırıcı bir şekilde verilememiş. Kitap boyunca bu sonla alakalı en ufak bir ipucu yok. Bu durumda kitabı bitirdiğinizde “Ne alaka?” diyorsunuz.

     Yine her Paulo Coelho kitabında olduğu gibi kitapta birçok güzel cümle vardı, ben de bol bol o cümlelerin altını çizdim.

     Sonuç olarak Ahmet Altan’ın Aldatmak kitabının bu kitaptan çok daha iyi olduğunu düşünüyorum.

ALTINI ÇİZDİKLERİM:
1.Bazen kim olduğumuzu bulmamız için kendimizi kaybetmemiş gerekir.

2.Bugün her şeyin değişeceği korkusuyla her şeyin son nefesime dek aynı kalacağı korkusu arasında bölünmüş bir kadınım ben.

3.Kâbustan farksız olmasaydı rüya bile diyebilirdim buna çünkü ondan aşağı kalmamak adına kendime yüklediğim sorumluluk müthiş bir baskı yapıyor.

4.Her gün bir bilgi yağmuruna tutuluyoruz: makyajlı ergen kızların kadın kılığına girerek ebedi güzellik vaat eden mucizevi güzellik ürünlerini sundukları reklam afişleri; evlilik yıldönümlerini kutlamak için Everest’e tırmanan ihtiyar bir çift; yeni model masaj aletlerinin ilanları; zayıflama ürünleriyle dolup taşan eczane vitrinleri; hayatı olduğundan farklı gösteren filmler; müthiş sonuçlar vaat eden kitaplar; kariyerde yükselmek ya da iç huzuru bulmak konusunda insanlara öğütler veren uzmanlar. Bütün bunlar yüzünden kendimizi yaşlı hissediyoruz, maceradan yoksun yaşamlar sürüyoruz, bu esnada cildimiz pörsüyor, fazla kilolar kontrolsüzce birikmeye başlıyor, sırf “Olgunluk” adını verdiğimiz şeye ters diye duygularımızı ve arzularımızı bastırmaya zorlanıyoruz.

Maruz kaldığın bilgileri ayıkla. Gözlerinle kulaklarına birer süzgeç takıp sadece kendini kötü hissetmemeni sağlayacak şeylerin geçmesine izin ver çünkü günlük işler zaten kendimizi kötü hissetmemiz için yeterli.

5.Altı ay önce çamaşır makinemizi yenileyince çamaşırhanemizin tesisatını değiştirmemiz gerekti. Yerdeki döşemeyi değiştirmek ve duvarları yeniden boyatmak zorunda kaldık. İş bittiğinde çamaşırhanemiz mutfağımızdan daha güzel oldu.

Bir taraf yeniyken diğeri sırıtmasın diye mutfağı da yeniledik. Derken salonun eski kaldığını düşündük. Salonu da yeniledik ama orası yenilenince neredeyse on senedir değişiklik yüzü görmeyen çalışma odası gözümüze batmaya başladı.
Çalışma odasını da yeniledik. Yavaş yavaş değişiklikler evin tamamına yayıldı.

Umarım hayatımda da aynısı tekrarlanır, küçük şeyler büyük dönüşümlere sebep olur.

6.Vaktinde sen de eşini aldattığını bildiğin kişilere lanet okumuş, başka ülkede yaşasaydı taşlanırlardı diye düşünmüştün. Ta ki bir gün kendi başına gelene dek. O zaman tutumunu aklamak için milyon tane bahane bulursun, kısacık bir süre için de olsa mutlu olmayı hak ettiğini söylersin.


Gary Small – Gigi Vorgan – Bir Psikiyatristin Gizli Defteri
     Kitabın ilk baskısı 2013 yılında olsa da bu kitabı son zamanlarda çok sık görmeye başladım. Hem herkesin bu kitabı okuması hem anı türündeki kitapları sevmem hem de psikolojik olayların anlatılması nedeniyle nisan ayındaki kitap alışverişimde bu kitabı da aldım ve okudum.

     Kitabın kapağında “En sıra dışı vakalar” deyince insanın beklentisi yükseliyor. Ben, hayatımda ilk defa duyacağım, inanamayacağım olayları okuyacağımı düşünmüştüm ama kitapta bir tane bile beni çok şaşırtan vaka yoktu. Sonuçta ben 8 sezon House izlemiş insanımJ Gerçi oradaki hastalıklar bedenseldi ama o vakaları ve çözülüş şekillerini gördükten sonra Bir Psikiyatristin Gizli Defteri beni çok etkilemedi. Kitabın son başlığı “Sahte Psikiyatrist” kısmında eğer olay tahmin ettiğim gibi gerçekleşseydi işte o zaman şoke olurdum ve kitap için güzel bir son olurdu ama o bölüm de tahmin ettiğim gibi çıkmadı.

     Yazar bir yandan vakaları anlatırken bir yandan da kendi hayatının ilerleyişini anlatıyor. Bu da okurken insanı sıkmıyor ve sizi anlamadığınız tıbbi terimlere boğmuyor. Eğer psikoloji türünü seviyorsanız bu kitabı okuyabilirsiniz.


Albert Camus – Yabancı
     1957yılında Nobel edebiyat ödülünü alan bu kitabı ben mayıs ayında okudum. Kitap (Arka kapaktaki yazıdan alıntı yapıyorum.) “Bir Arap’ı öldüren ama bu suçtan çok, gerçek duygularını dile getirdiği ve toplumun istediği kalıba girmeyi reddettiği için dışlanan bir ‘yabancı’ aracılığıyla 20. Yüzyıl insanının içine düştüğü yabancılaşmayı” anlatıyor.

     Kitabın başkarakteri Meursault uzun zamandır görmediğim kadar başarılı bir karakterdi. Kitaptan çok karakterden etkilendim diyebilirim. Bazen onun gibi düşündüğümü fark ettim, bazen ondan nefret ettim, bazen onu haklı buldum, bazen ona çok kızdım vb. Uzun zamandır bana bu kadar farklı duyguyu yaşatan bir kitap karakteriyle karşılaşmamıştım. Bu nedenle kitabı okuduğum için çok memnun kaldım. Sadece kitabın daha farklı bitmesini isterdim.

     Nobel edebiyat ödülünü almış, klasik ve güzel bir roman okumak isterseniz Yabancı’yı tavsiye ederim. Zaten 110 sayfalık kitabı isterseniz bir günde bitirebilirsiniz.

ALTINI ÇİZDİKLERİM:
1.Ben yarım yamalak dinlediğim bir adamı başımdan savmak istedim mi, ona hak veriyormuş gibi yaparım, bu sefer de öyle yaptım.

2.Fakat herkes bilir ki hayat, yaşamak zahmetine değmeyen bir şeydir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...