31 Mayıs 2015 Pazar
30 Mayıs 2015 Cumartesi
Yurtiçi Kargo Rezaleti ve Güzel bir Sürpriz
6. sınıftaki iki öğrencim okulda yaptığım bir
yarışmada birinci olunca onlara hediye vermek istedim. İstedikleri bir şeyi
alsınlar diye 5 hediye seçeneği sundum. İlk önce ödül olarak ders içi katılım
notlarının 100 olmasını istediler(İkisi de çalışkan çocuklar ve notlarını zaten
100 verecektim). Bunu yapamayacağımı söyleyince roman istediler. Ben de Kitap
Yurdu sitesinden 2 kitap siparişi verdim. Cumartesi günü verdiğim sipariş
pazartesi sabahı Midyat’a ulaşmıştı. İstanbul’dan Midyat’a 2 günde gelen kargo
Yurtiçi Kargo ile şubeden evime 2,5 günde gelebildi.
Kargoyu Çarşamba günü aldığım için kargo
hareketlerinde sadece “Teslim edildi.” Yazısı yazıyor. Keşke önceden bir sayfa
görüntüsü alsaydım. Pazartesi günü gelen kargo o gün dağıtıma çıkıyor ama bana
yoğunluktan sıra gelmeyince şubeye geri gidiyor. Kargocular cumartesi günü
yarım gün çalıştıklarından cumartesi, Pazar ve pazartesi günü biriken kargoları
bir günde bitiremiyorlar. Bu daha önce de başıma gelmişti. O yüzden sorun
yapmadım. Aynı kargo Salı günü yine dağıtıma çıkıp yoğunluktan dolayı yine bana
teslim edilemeyip şubeye gidince sinirlendim. Çarşamba günü oldu. Dersim
15.00’te başlayacaktı. O saate kadar kargo yine ortada yoktu. Sonra ben okula
gittim, nihayet 17.30’da kargo evimize teşrif edebilmiş. Ah keşke ben evdeyken
gelselerdi de arkadaşlara güzel bir konuşma yapabilseydim.
Sonuç olarak İstanbul’dan Midyat’a 2 günde
gelen kargonun şubeden evimize gelmesi 2,5 gün sürdü ki şubeyle evimizin arası
abartmıyorum 10 dakika. Keşke açık açık “Biz kargonuzu getirmeyeceğiz.”
deselerdi de ben gidip alsaydım.
Eve geldiğimde iki paketin birden geldiğini
görünce şaşırdım( Sanırım iki kargoyu birleştirip öyle getirdiler. İki kere
gitmeyelim diye düşünüp ikinci kargoyu beklediklerini düşünüyorum. Yoksa bu
kadar gecikmenin başka hiçbir açıklaması olamaz). Önce eşimin bir şeyler
aldığını düşündüm ama o almadığını söyledi. Sonra paketin üstünden Bumerang
yazısını görünce bütün kargo stresini unuttum ve sevinç çığlığı attım. Bumerang’ın
İnstagram sayfasında en sevdiğimiz Zülfü Livaneli kitabı sorulmuştu. Ben de
Leyla’nın Evi demiş ve kısa bir yorum yapmıştım. Sonuç olarak Zülfü
Livaneli’nin son kitabı Konstantiniyye Oteli’ni kazanan 10 kişiden biri de ben
oldum. Sağ olsunlar sadece kitabı değil, iki kutu keçeli kalemi, iki blogger
çıkartmasını ve bir de güzel not defterini göndermişler. Blogum için çekiliş
yapıp 3 arkadaşa hediye gönderdikten 1 hafta sonra bu hediyeler gelince ne
kadar verirsen o kadar alırsın diye düşündüm :-)
Çocuklar için seçtiğim kitabı ve başıma
gelenleri de bir sonraki yazımda anlatayım artık. Takipte kalın. Görüşmek
üzere.
28 Mayıs 2015 Perşembe
MURTAZA (ORHAN KEMAL)
Orhan Kemal en sevdiğim yazarlardan biridir.
Bütün kitaplarını okuyacağım ve kütüphanemde bütün kitaplarını bulunduracağım.
Bu hedeflerime her geçen gün biraz daha yaklaşıyorum. Eğer hâlâ Orhan Kemal
okumayanınız varsa bir an önce okumaya başlayın derim. Fabrikalardaki,
tarladaki, varoşlardaki fakir insanları onun kadar iyi ve gerçekçi anlatan
başka bir yazar tanımıyorum.
Murtaza mübadele sonrası Türkiye’ye
gelen bir göçmen. Önce mahallede bekçi olarak iş buluyor ama kısa zamanda mahalleliyi
yıldırıyor. Sürekli "Gördüm kurs, aldım çok sıkı terbiye ve disiplin
amirlerimden, görseydin kurs, alsaydın amirlerinden sıkı bir disiplin yapmazdın
böyle be yav." Diyerek mahallede askeri disiplini sağlıyor. Bu da
tabii mahallenin serserilerinin ve belalılarının işine gelmiyor. Ne yapıp edip
Murtaza’yı bekçilikten uzaklaştırıyorlar. Murtaza bir fabrikada gece kontrol
amiri olarak çalışmaya başlıyor. Bu sefer de tembellik yapmaya alışmış,
fabrikanın mallarını çalan adamların korkulu rüyası oluyor.
Orhan Kemal, Murtaza kitabında kolay
kolay unutulmayacak bir karakter yaratmış. Bu aşırılı disiplinli, görevini
ailesinden ve kendinden üstün tutan adamı okumak çok keyifli. Hatta birkaç
yerde kahkaha attım ve çevremdeki insanların dikkatini çektim.
Murtaza göçmen olduğu için hep
devrik cümleyle konuşuyor. Ben devrik cümleleri sevdiğim için sıkıntı yaşamadım
ama bu konuşma tarzına alışık olmayanlar kitabı okurken zorlanabilirler.
Yazar kitabın önsözünde kitabın
devamını yazabileceğini belirtmiş ama bildiğim kadarıyla yazmamış. Keşke
yazsaydı. Murtaza’da daha çok malzeme vardı.
Murtaza kitabı filme de uyarlanmış. 1965
yılında Tunç Başaran’ın yönettiği siyah beyaz filmde Murtaza karakterini Müşfik
Kenter canlandırmış. Daha sonra 1985’te bu sefer Ali Özgentürk’ün yönettiği
filmde Murtaza’yı Müjdat Gezen canlandırmış. Murtaza Devlet Tiyatroları’nda da
defalarca oynandı ve oynanmaya devam ediyor.
Murtaza, Orhan Kemal’in en sevdiğim kitaplarından
biri oldu. Okumayanlara gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
ALTINI ÇİZDİKLERİM:
-Bilin bakalım Mustafa Kemal karısından niye ayrıldı?
-Niye?
-Malım mülküm çoluğuma çocuğuma değil, milletime kalsın diye. Tekmil malını mülkünü millete bırakmadı mı rahmetli?
ALTINI ÇİZDİKLERİM:
-Bilin bakalım Mustafa Kemal karısından niye ayrıldı?
-Niye?
-Malım mülküm çoluğuma çocuğuma değil, milletime kalsın diye. Tekmil malını mülkünü millete bırakmadı mı rahmetli?
27 Mayıs 2015 Çarşamba
SON ZAMANLARDA OKUDUĞUM KİTAPLAR – 2
PAULO
COELHO – SİMYACI
Simyacı’yı ilk kez çocukken duymuştum. O
zamanlar yarısını okumuştum ve o günlerden aklımda kalan tek şey Santiago’nun
tozlu kristallerin tozunu alması, kristaller temizlenince dükkanın satışlarının
artmasıydı.
Simyacı İspanya’dan kalkıp Mısır
piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago’nun
hikayesini anlatıyor. Bu yolda Santiago çok şey yaşıyor ve çok şey öğreniyor.
Kitabın sonunda bambaşka birine, olması gereken kişiye, dönüşüyor. Hazineyi
bulup bulmadığını söylemeyeyim, kitabı henüz okumayanlar varsa hevesleri
kaçmasın.
Paulo Coelho her zamanki gibi insanı
sıkmayan, kolay okunan bir kitap yazmış. Yine her zamanki gibi altını çizdiğim,
beğendiğim çok cümle oldu. Zaten Paulo Coelho bu altı çizilecek cümleleri en
iyi yazan yazarlardan biri.
Kitabı 2 günde bitirdim, aslında bir günde
bile bitirilebilir, ve beğendim ama ben kitaptaki başkarakterin bir amaç uğruna
yola çıktığı, bu yolda yaşadıklarıyla değiştiği ve kendini keşfettiği
hikayeleri okumaktan biraz sıkıldım. Gerçi Simyacı bu tarz kitapların ilk
örneklerinden sayılır ama ben daha öncesinde buna benzer kitaplar okuduğum için
Simyacı’yı okurken “Ben bu kitabı okumuştum.” Hissine kapıldım. O yüzden çok
etkilenmedim.
Eğer hâlâ okumadıysanız Simyacı’yı okumanızı
tavsiye ederim. Özellikle manevi yönü yüksek ve kişisel gelişim kitaplarını
sevenler Simyacı’yı daha çok beğenecektir.
ALTINI
ÇİZDİKLERİM:
1.Bir
şeyi gerçekten istersen onu gerçekleştirmen için bütün evren işbirliği yapar.
2.
Düşümü gerçekleştirmek korkuyorum çünkü o zaman yaşamak için bir sebebim
olmayacak.
3.
Kötülük insanın ağzına giren şeyde değildir. Kötülük oradan çıkandadır.
4.
Yarın, deveni satıp bir at al. Haindir develer. En küçük bir yorgunluk
belirtisi göstermeden binlerce fersah yol alırlar. Ve sonra birden dizüstü
çöküp ölürler. Oysa atlar yavaş yavaş yorulur. Ve sen onlardan neler isteyebileceğini
ve ne zaman öleceklerini bilirsin.
5.
Yüreğine, acı korkusunun, acının kendisinden de kötü bir şey olduğunu söyle.
6.
Bir düşün gerçekleşmesini bir tek şey olanaksız kılar; başarısızlığa uğrama
korkusu.
7.
Bir kere olan bir daha asla tekrarlamaz. Amma ve lakin iki kere olan mutlaka
üçüncü defa da olacaktır.
FERAYE
SÜNEV ÇOKGÜRSES VE KAAN ARER – BACAK ARASINDAN TÜRKİYE
30 küsur sene jinekolog olarak
çalışan Feraye Sünev Çokgürses doktorluk anılarını toplamış bu kitapta.
Kitap çok popüler oldu. Son zamanlarda birçok
kişinin okuduğunu gördüm. Durum böyle olunca bir de kadın hikayeleri
anlatılınca ben de kitabı aldım ve okudum.
Kitapta sezaryen, kürtaj, ensest, gibi
başlıklar var. Yazarın bu konulardaki görüşleri ve anıları yer alıyor bu
bölümlerde. Aynı zamanda yazar tıp eğitimini, Doğu’da çalışmasını ve özel
sektör tecrübelerini de ayrı başlıklar altında anlatmış. Özellikle özel sektör
anılarını dehşetle okudum. Sağlığımız nasıl insanların elindeymiş. Burada
sağlıktan bahsediyoruz şaka değil. Devlet özel hastaneleri daha sık denetlemeli
ve daha sert yaptırımlar uygulamalı. İnsanların hem paraları alınıyor hem de
sağlıklarıyla oynanıyor.
Kitabı okurken ülkemizdeki kadınların ne
acılar çektiğini bütün çıplaklığıyla görüp ürperiyorsunuz. Gazetelerin
3.sayfalarında çıkan, şöyle bir bakıp geçtiğimiz olayları gerçekten yaşayan
insanlar var. Sanılanın aksine kadınlar sadece Doğu’da zor durumlar yaşamıyor,
ülkemizin ehr yerinde yardıma muhtaç kadınlar var. Kitabı okuduktan sonra
onlardan biri olmadığım, rahatım yerinde olduğu için şükrettim.
Yazar kadın vücudu ve doğum ile ilgili
yararlı bilgiler veriyor. Günümüzde kadınların birçoğunun sezaryen yaptırdığını
ama doğal ve sağlıklı olanın normal doğum olduğunu yazmış. Bunu tabii ki
hepimiz biliyoruz. Yazar normal doğumun sanıldığı kadar zor ve acı verici
olmadığını anlatmış. Çocuğu olmayan ve çocuk doğurmaktan korkan biri olarak şu
sayfanın beni epey rahatlattığını söyleyebilirim :-)
Sonuç olarak bu kitabı bütün kadınlara
tavsiye ediyorum. Büyük ihtimalle kitap erkeklerin ilgisini çekmeyecektir ama
kadınları daha yakından tanımak için onlar da bu kitabı okuyabilirler.
ALTINI
ÇİZDİKLERİM:
1.Komedyen
Eddie Cortar’a “Hastalanınca ne yapmak gerekir?” diye sorulduğunda: “Mutlaka
doktora gidin.” Demiş. “Zira doktorun yaşaması gerek. Verdiği ilacı da alın
çünkü eczacının da yaşaması gerek. Fakat ilaçları sakın içmeye kalkmayın, zira
sizin de yaşamanız gerek.”
KAHRAMAN TAZEOĞLU – BUKRE
Kahraman Tazeoğlu daha önce
okumadığım bir yazardı. Bukre kitabı bu kadar popüler olunca, bizim 6.sınıftaki
kızların hepsi bu kitabı okudu herhalde, bir de hakkında iyi eleştiriler olunca
Bahar Okuma Şenliği kapsamında okuyacağım kitaplara Bukre’yi de dahil ettim.
En sonda söylemem gerekeni en başta
söyleyeceğim. Kitap son zamanlarda okuduğum en sıkıcı kitaptı. Sırf hiçbir
kitabı yarıda bırakmama prensibim yüzünden kitabı zorla bitirdim. Baştan sona vıcık
vıcık bir aşk hikayesi anlatılıyor. Yazar resmen Facebook’taki atarlı giderli
sözlerden kitap yazmış. Kitaptaki her karakter aforizmalı konuşuyor. Normal bir
“Nasılsın? Nasıl gidiyor?” muhabbeti yok ki kitabın bütün karakterleri genç.
Kitap boyunca bir karakterin çıkıp da “Ya siz ne anlatıyorsunuz? Kasmayın,
normal insan gibi konuşun.” Demesini bekledim ama kitaba giren her karakter
aynı tarz konuşuyordu :-( Ne demek istediğimi anlamanız için, kitabın
dilini merak edenler için birkaç alıntı yazıyorum. 304 sayfa boyunca böyle
konuşmalar yapılıyor işte.
1.(Kitabın
arka kapağındaki yazı) Sen büyümüşsün ama doğmamışsın bile. (???)
2.Bukre
karşılıksız sevmişti ve bunun karşılığı karşılık alamamak olmuştu. (Kardeş
zaten karşılıksız sevdiğini söylüyorsun. Karşılıksız sevmek demek, karşındaki
insanın senin sevgine karşılık vermemesi demek değil mi?)
3.Aklın
ardında kalacağına bırak ardın geride bıraktığının yanında kalsın (???)
4.Eğer,
geçmişteki acılarımın karşılığı karşımdaki insanda sonlanmıyorsa, o benim
mutluluğumun başlangıcı da olamaz. Hayatıma girecek insanın beni sadece mutlu
etmesi yetmez, geçmişimdeki acıları da bana unutturması gerekir. Yoksa bu bir
başlangıç değil, geriye doğru görünmez bir kalemle silmektir içini karartan her
şeyi… Ve bilirsin ki bir gün tekrar gün yüzüne çıkacağını onların. (Başlangıç
gene fena değil de sonradan yine bozmuş).
Daha böyle çok cümle vardı, hatta
bütün kitap bu tarz cümlelerden oluşuyordu. İnternette okuduğuma göre Kahraman
Tazeoğlu’nun bütün kitapları bu tarzmış. Bu demektir ki Bukre okuduğum ilk ve
son Kahraman Tazeoğlu kitabı olacak.
Bir de kitapta Bukre için “Bukre’nin
saçları çimenlerin üzerinden siyah bir ırmak gibi akıyordu.” Diyor ama kitabın
kapağına sarı saçlı bir kız koymuşlar. Herhalde kapağı tasarlayan arkadaş da
kitabı okumaya dayanamamış, gelişigüzel bir kız fotoğrafı kullanmış :-)
Etiketler:
altını çizdiklerim,
anı,
bahar okuma şenliği,
can yayınları,
destek yayınevi,
feraye sünev çokgürses,
kahraman tazeoğlu,
kitap,
martı yayınları,
paulo coelho,
roman
24 Mayıs 2015 Pazar
SEBO’NUN GÜNLÜĞÜ ANKETİ
Sevgili
Sebo’nun Günlüğü bir gazetede gördüğü anket sorularını bloguna taşımış. Bizleri
de bu soruları cevaplamak için davet ediyor. Ben de birkaç gün gecikmeli de
olsa bu ankete katılıyorum. Onun cevaplarını okumak için tıklayınız.
1.En sevdiğiniz kelime?
Kelimenin söylenişi bakımından mı yoksa
anlamı bakımından mı soruluyor emin olamadığım için bu soruya 2 cevap
vereceğim. En sevdiğim kelime “Merhaba” . Basit gibi görünüyor ama en zevkli
sohbetler, en güzel dostluklar, en tutkulu aşklar da bir merhaba ile başlamaz
mı? Daha çok insana merhaba demeliyiz. Söylenişi açısından meğer ve bilakis
kelimelerini seviyorum. Bence kulağa çok hoş geliyorlar.
2.Nefret ettiğiniz kelime?
“Ego”. Bu kelimeyi son 2 yılda, hayatımda
duyduğumdan daha fazla duydum. Bir “Benim egom yüksek. Egoları çarpışıyor.
Egosuna zarar verdi.” Muhabbetidir gidiyor. Biz bu sosyete lafını
kullanmıyoruz, sizin ego dediğiniz şeye biz kendini beğenmişlik, ukalalık, g.tü
kalkıklık diyoruz.
3.Ne sizi heyecanlandırır?
Kitap alışverişi yapmak. Kargo yolu gözlemek.
Sonra kargoyu açıp kitapları tek tek elime almak. İlk sayfalarına kitabı
aldığım tarihi ve yeri yazmak. Sonra o kitapları kitaplığıma yerleştirip önce
hangisinden başlasam diye düşünmek beni heyecanladırır.
4.Heyecanınızı ne öldürür?
İnsanların olumsuz yorumlarını kafama takmam
ama bazıları özellikle moralinizi bozmaya çalışır gibi sert sözler söylüyorlar
ya, bu canımı sıkıyor bazen.
5.En sevdiğiniz ses nedir?
Keman sesi. Çalabilmeyi çok isterdim ama
benden geçti. Çocuğuma keman dersi aldırırım artık :-)
6.Nefret ettiğiniz ses?
Okulda amaçsızca çığlık atan çocukların sesi,
yüksek tondaki ıslık sesi, tebeşirin tahtayı çizme sesi, erik yenilirken
çıkarılan o ses vb.
7.Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?
Doktor ya da hemşire olmak istemezdim. Hem
midem çok güçlü değildir hem de insanların hastalığından ve/veya ölümünden çok
etkilenirdim.
8.Hangi doğal yeteneğe sahip olmak
isterdiniz?
Çöp adamdan başka bir şey çizemeyen biri
olarak güzel resim çizebilmek isterdim. Özellikle insan portresi çizebilseydim
sevdiklerimi çizmek beni çok mutlu ederdi.
9.Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?
Ben kendimden memnunum. Tamam, mükemmel
değilim ve mükemmel bir hayatım yok ama iyiyim böyle. Kendimi ve hayatımı
seviyorum. Hem yerine geçmek istediğimiz kişinin hayatını ne kadar biliyoruz?
Ya o kadar iyi değilse?
10. Nerede yaşamak isterdiniz?
Adana’da yaşamak istiyorum ve eğer bir
aksilik olmazsa bu sene tayinimiz çıkacak ve eylülden itibaren Adana’da
yaşayabileceğim :-)
11. En önemli kusurunuz nedir?
İnsanlarla kolay iletişim kuramıyorum, kolay
yakınlaşamıyorum. Çevremdeki insanlar beni, en azından başlarda, soğuk ve sessiz
olarak tanımlıyor. Gerçi son yıllarda biraz daha sosyalleştim ama benim için hâlâ
yeterli değil.
12. Size en fazla keyif veren kötü huyunuz
nedir?
Tembellik.
13. Kahramanınız kim?
Benim yapmak isteyip de
yapmadığım/yapamadığım şeyleri yapan herkes benim kahramanım. Yurt dışına
gezmeye giden öğretmen arkadaşım da, ilk kitabını yazan 22 yaşındaki genç de.
14. En çok kullandığınız küfür?
Ben bu seneye kadar 1-2 kez hariç hiç küfür
etmedim desem inanır mısınız? Bir de Adanalı olduğumu söylersem buna inanmak
daha da zorlaşır sanırım :-) Gerçekten hiç küfür etmezdim, en fazla “Aptal,
gerizekalı, pislik vb.” derdim. Ağustos ayında küfür seven bir adamla evlenince
benim de ağzım bozulmaya başladı :-) İnsanların
önünde seviyeli bir ilişkimiz var ama evde sık sık küfür duyuluyor :-) (Tabii
bunlar incitecek şekilde değil; takılma, şaka amaçlı kullanılıyor.)
15. Şu anki ruh haliniz nasıl?
Mutlu ama canı sıkılan. Yapılacak bir sürü iş
var ama canım bir şey yapmak istemiyor. Mekan değişikliğine ihtiyacım var. En
iyisi ben bu hafta sonu şehir dışına kaçayım. (Böyle yazınca çok havalı durdu
ama Batman’a gideceğim :-)
16. Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?
“Hayat zor ama ben de kolay biri sayılmam.”
Bu sözü ilk kez duyduğum liseden beri hayat felsefem olarak kabul ediyorum.
17. Mutluluk rüyanız nedir?
Eşimle uzun ve güzel bir evlilik yaşamak.
Bizi mutlu edecek kadar çocuk sahibi olmak (0-1-2-3 arasında değişiyor.)
Çocuklarımın iyi bir insan olduğunu
görmek ve kimsenin bakımına ihtiyaç duymadan huzur içinde ölmek.
18. Sizce mutsuzluğun tanımı?
Sevmediğin ve istemediğin şeyler yapmak
zorunda kalmak. Sevmediğin bir şehirde yaşamak, sevmediğin bir işte çalışmak,
sevmediğin bir insanla beraber olmak vb.
19. Nasıl ölmek isterdiniz?
Aslında ben ölmek istemiyorum :-) Mümkün
olsaydı ölümsüz olmak isterdim ama illa ölmem gerekiyorsa uzun uzun yıllar sonra kötü bir hastalığa yakalanıp ölmek isterdim.
Acı çekmeyeyim ama öleceğimi bileyim ki yarım kalan işlerimi bitirmek ve
sevdiklerimle vedalaşmak için vaktim olsun.
20. Öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrı’nın
kapıda size ne söylemesini istersiniz?
Cennete gitmişim ya bir şey söylemesine gerek
yok :-)
Evet, benim cevaplarım bu şekilde. Siz bu
sorulara nasıl cevaplar verirdiniz? Siz de ankete katılın ve cevaplarınızı
buraya gönderin. Hepsini merakla okuyacağıma emin olabilirsiniz. Görüşmek
üzere.
23 Mayıs 2015 Cumartesi
SON ZAMANLARDA OKUDUĞUM KİTAPLAR - 1
AYŞE
KULİN – KÖPRÜ
Ayşe
Kulin’in Köprü kitabını uzun zamandır okumak istiyordum. A-101’de cep boyu 6
liraya satılınca hemen aldım ve okudum.
Ayşe
Kulin kolay ve hızlı okunan bir yazar. Kitaplarını, eğer işiniz yoksa, 1-2 gün
içinde bitirebilirsiniz. Ben Köprü’yü sadece okulda okuma saatlerinde ve boş
derslerimde okuduğum için bitirmem bir haftayı buldu.
Köprü,
şaibeli bir trafik kazasında hayatını kaybeden Erzincan eski valisi Recep
Yazıcıoğlu’nun Erzincan’a köprü yaptırmasını anlatıyor. Ben köprü yaptırmasını
anlatıyor diye kolayca yazdım ama köprünün yapılması o kadar kolay olmuyor.
Yıllar sürüyor ve çok emek gerektiriyor. Hele köprünün son yapım aşamasında
çıkan aksaklıkları okurken acayip heyecanlandım. Köprünün yapıldığını bilmeme
rağmen “Acaba olacak mı? Bir sorun çıkmasa bari.” diye heyecanla okudum. Neyse
ki kitap mutlu sonla bitti.
Hatırlarsanız
Köprü kitabı TV dizisi olarak çekilmiş ve Star TV’de yayınlanmıştı. Vali
karakterini Erdal Beşikçioğlu oynamıştı. Ben önce dizisini izleyip sonra
kitabını okuduğum için kitapta vali konuşurken veya vali anlatılırken gözümün
önüne hep Erdal Beşikçioğlu geldi.
Kitapla
ilgili tek olumsuz yorumum yazarın kitabın sonlarına doğru Kürt isyanlarının
tarihçesini vermesi olur. Taa 1924, 1925 ve 1938 yıllarındaki isyanları anlatması
kitaba bir şey katmıyor, tam tersine kitabın bütünlüğüne zarar veriyor.
Bir
de keşke Ayşe Kulin kitaplarındaki karakterlerini ölmüş ünlü
kişilerle konuşturma huyundan vazgeçse. Handan kitabındaki Handan, Halide Edip
Adıvar’la konuşuyordu, Köprü kitabında vali ise İsmet İnönü’nün heykeliyle
konuşuyor! Bu bölümler kitabın etkisini azaltıyor.
ALTINI
ÇİZDİKLERİM:
1. Alıştığın
bulaşacağından iyidir.
CAHİT
ZARİFOĞLU – YEDİ GÜZEL ADAM
Türkçe
öğretmeni olmama ve kitap okumayı çok sevip çok kitap okumama rağmen şiir
türünü bir türlü sevemedim. Zaten hayatımda okuduğum şiir kitabı sayısı da bir
elin parmaklarını geçmez. Cahit Zarifoğlu adını da ilk kez Yedi Güzel Adam
dizisinde duymuştum. Baktım kitap haftalardır çok satanlar listesinde ben de
merak edip aldım. Sonuç: Şiir benim tarzım değil :-) Kitaptaki
şiirlerden hiç zevk almadım ve okurken çok sıkıldım. Neyse ki kitap çok kalın
değildi (133 sayfa) de çabuk bitti. Kitaptan aklımda kalan ve hoşuma giden tek
cümle şu oldu: “Halk aşksızsa sokaklar, banka dükkanlarıyla doludur.”
Şaire
ve kitabına haksızlık etmek istemem. Dediğim gibi ben şiir sevmiyorum. Şiir
seven arkadaşlar zevkle okurlar belki.
Bir
şiir kitabından sonra hâlâ benim için en iyi şair Orhan Veli Kanık :-)
ELİF
MELİSSA – EYLÜL
Facebook
çekilişlerinden birinde kazanmıştım Eylül kitabını. Yazar henüz 20 yaşında ve
bu, onun ilk kitabı. Yazar bu romanı daha önce Wattpad’de yayımlamış. Çok
okununca kitap olarak basılmış. 2015 yılında basılan kitap 2. Baskısını yapmış
bile.
Kitap
Eylül isminde genç bir kızın hayatını anlatıyor. Kitabın başlarında Eylül’ün
sevgilisi ve arkadaşlarıyla olan ilişkisi anlatılınca bir gençlik romanı
okuyacağımı düşündüm ama sonradan o kadar çok olay oldu ki kitap neredeyse
aksiyon kitabı haline geldi. Tabii bu durumda siz de “Yok artık, daha neler!”
tepkisi veriyorsunuz çünkü bu kadar da olmaz diyeceğiniz şeyler gerçekleşiyor
ve bunlar tamamen inandırıcılıktan uzak ele alınıyor.
Sizi
bilmem ama ben bir kitabın ana karakterini sevmeyince kitabı da çok
sevemiyorum. Eylül kitabında da böyle oldu. Kitabın başkarakterleri eylül ve
Uğurcan o kadar itici ve benciller ki başlarına gelenlere üzülmedim, hatta daha
kötüsünü yaşamalarını istedim :-) Keşke yazar daha sevimli bir
çift yazsaydı.
Kitabın
kapağını çok beğendim. Kapak tasarımını İlknur Muştu yapmış.
Kitabın
sayfa sayısı da gereksiz yere fazlaydı. Evet, kitapta çok olay oluyor dedim ama
boş yere uzatılan bölümler de vardı. Bu kitap 100 sayfa daha az olsaymış daha
başarılı olabilirmiş.
Yazarın
yaşı küçük olduğu ve bu, onun ilk kitabı olduğu için çok da eleştirmek
istemiyorum. Son olarak şunu söyleyeyim: Bu kitabı çekilişten kazandığım için
mutluyum. Eğer, kitabın arkasında yazdığı kadarıyla, 22 lira verip de bu kitabı
alsaydım çok üzülürdüm.
OSMAN
YAMAÇ – KÜÇÜK DÜNYANIN BÜYÜK İNSANLARI
Bu
kitabı da facebook çekilişinden kazanmıştım. Küçük Dünyanın Büyük İnsanları
yazarın ilk kitabı. Yazar Orta Anadolu’nun küçük bir kasabasında çocukluğunda
ve gençliğinde yaşadığı olayları yazmış. Kitap bittikten sonra ilk düşüncem “Bu
insanlar birbirlerine ne biçim şakalar yapıyor?” oldu. Eşek şakasından da
ileride, insanı katil ya da maktul yapabilecek şakalar ama işte o zamanlar
internet, kitap, gazete hatta televizyon bile yokmuş. Böyle olunca millet
birbirine sarmış.
Kolay
okunan insanı sıkmayan bir kitap. Yine de size “Bu kitabı alın, okuyun.” Diyeceğim
kadar iyi değil.
İREM
NAZLINUR ÇETİN – YALNIZLIĞIN MAVİSİ
Bu
kitap da yine facebook çekilişinden kazandığım bir kitap. 92 doğumlu yazarımız
bu ilk kitabında 16 yaşından beri yazdığı denemeleri toplamış. Daha 1
yaşındayken babasını kaybettiği için kitapta ölüm temalı yazılar ağırlıkta. Bir
de kitapta “Fahişe” kelimesi çok kullanılıyor. 95 sayfalık kitapta, benim fark
edebildiğim kadarıyla, daha çok da olabilir, 4 kez fahişe ifadesi geçiyor.
*Bedenini
satan fahişeler gibi ruhunu başkasına satanlardan kaçıyorum. (13. Sayfa)
*Gerçek
şu ki: Evsiz insanlar, dünyayı ahlaksız bir yere dönüştüren ve para karşılığı
bedenlerini kirleten fahişeler değil. (41. Sayfa)
*Hepsi
birer potansiyel fahişe. (64. Sayfa)
*Yanlış
bir hayatın izini sürdüğünün farkında olmayıp doğruları kendine düşman gören,
hayatın fahişeliğini yapan insanlardan olmamı bekleme benden. (72. Sayfa)
Sanki
yazarın bu kelimeyle bir derdi, geçmişi var gibi ama yine de keşke bu kadar sık
kullanmasaydı. Okurken insanı rahatsız ediyor.
Amatörce
yazılmış ve amatörce basılmış (kitapta birçok yazım hatası var) bu kitabın
kapağına tek kelimeyle bayıldım. Kapak tasarımını Serdar Gülpınar yapmış.
Kapakta o kadar güzel, o kadar canlı bir mavi kullanılmış ki kitabın isminin
hakkı verilmiş.
ALTINI
ÇİZDİKLERİM:
1. “Yazıyorum
çünkü harflerle nefes alıyorum. Yazıyorum çünkü hayatla kurduğum bağ yazıdan
geçiyor. Ve yazıyorum çünkü hayal ve hikayeler alemini şu yaşadığımız hayattan
daha hakiki, daha sahici, daha renkli buluyorum.” (Elif Şafak)
2. “Mutluluğu
bulduysan sorgulama.” (Charles Bukowski)
3. “Kendini
kendi alevinle yakmaya hazır ol, yenilenmek için önce kül olmalısın.”
(Nietzsche)
17 Mayıs 2015 Pazar
MAYIS AYI ŞARKI LİSTEM
Geçen
günlerde bir blogta görmüştüm. Bir blogger nisan ayı için dinlediği 10 şarkıyı paylaşmıştı.
(Hangi blog olduğunu hatırlamıyorum, siz biliyorsanız yazın lütfen.) Ben de her
ay o ay dinlediğim ve sevdiğim 10 şarkıyı paylaşmaya karar verdim. Belki bu
sayede sizler de yeni şarkılar keşfedebilir veya bana şarkı önerebilirsiniz.
Önceden söyleyeyim ben belli bir müzik zevki olmayan, kulağına hoş gelen her
şeyi dinleyen biriyim. Listemi görünce ne alaka diye düşünmeyin :-)
1. Gece– Bomonti Sokakları: Bu şarkıyı ilk defa bu sene hatta bu ay duydum ve o günden
beri dinliyorum. Hatta şehirlerarası yolculuğumda herhalde 10-15 kez arka
arkaya dinlemişimdir. Grubun vokalisti Can Baydar’ın çok değişik bir ses tonu
var. Kimselere benzemeyen, akılda kalan bir ses. Bu grup daha popüler olmalı
bence.
2. Model– Sen Ona Aşıksın: Eski sevgili yeni sevgili yapınca ona söylenebilecek şarkı :-) Sözleri çok
anlamlı. Eski sevgilinin ardından Demet Akalın şarkılarıyla gider yapacağınıza
ona bu şarkıyı gönderebilirsiniz :-)
3. Teoman– Sus Konuşma: 90’lı yılların şarkılarını indirmiştim telefonuma. Bu şarkı da
onların arasındaydı. Unutmuştum ama güzel şarkıymış.
4.Cem Adrian – Yağmur: Cem Adrian çok çok sevdiğim hayran olduğum bir isim değil ama
bu şarkısını seviyorum. Sesiniz güzel olmasa bile bu şarkıyı bağıra çağıra
söylemeyi deneyin, acayip eğlenceli oluyor. Denendi, onaylandı :-)
5.Why This Kolaveri Di : Sıla ve Özcan Deniz’in meşhur kola reklamının şarkısının
orijinali bu Hint şarkısı. Ben de bu reklam sebebiyle öğrendim bu şarkıyı ve o
günden beri sürekli dinliyorum. Bağımlılık yapan türden. Şarkıyı söyleyen
adamın mimikleri ve danslar da süper. O yapmacık kola reklamını izleyeceğinize bu
şarkıyı dinleyin. Pişman olmayacaksınız.
6. Mark Ronson ft. Bruno Mars – Uptown Funk: Ben dans etmeyi beceremem. Öyle kıpır
kıpır biri de değilim ama bu şarkıyı ne zaman duysam deli gibi dans etmek
istiyorum. Bu da demektir ki bu gerçekten başarılı bir şarkı :-)
7. Sia - Elastic Heart: Sia sesini ve şarkılarını sevdiğim bir isim. Bu şarkısı da favorilerim arasında. Şarkının klibinde ünlü oyuncu Shia LaBeouf oynuyor.
8. Michael Jackson – Beat İt: Bu şarkı dünyanın gelmiş geçmiş en iyi şarkısı olabilir.
Şarkı değilse bile klibi kesinlikle dünyanın en güzel klibi. Binlerce kere
dinlesem de bıkmıyorum, bittiğinde tekrar açıp dinlemek istiyorum. Michael
Jackson gibisi bir daha gelmeyecek bu dünyaya.
9. Roy Orbison- Pretty Woman: En sevdiğim şarkılardan biri. Şarkının uzun versiyonunu
koydum ki şarkıdan alacağınız zevk de uzun olsun.
10. Erkan Oğur – Bir Derdim Var Bin Dermana Değişmem: Bu şarkıyı dinlediğimde keşke
bağlama kursunu bırakmasaydım da, bu kadar olmasa da en azından birazcık
bağlama çalabilseydim diyorum. Müthiş bir şarkı.
15 Mayıs 2015 Cuma
MARKAFONİ ALIŞVERİŞİM
Doğu
görevimizi yaptığımız için evlendiğimizde yeni ev eşyası almadık. Benim
bekarlığımda kullandığım eşyaları kullanmaya devam ediyoruz. Bu sene sonunda
Adana’ya tayinimiz çıkarsa o zaman bütün ev eşyalarımızı baştan sona alacağız.
Adana’ya
gitmeyi beklediğimizden evime neredeyse hiçbir şey almıyorum ama geçen gün
Markafoni’de çok güzel tablolar indirime girmişti. Eğer evim olsaydı herhalde
3-5 adet tablo alırdım. Her odaya, mobilyalara uygun bir tablo alabilirdim
çünkü gerçekten çok beğendiğim tablolar vardı. Tekli, 3’lü, 5’li, 7’li, kare,
dikdörtgen, renk renk, desen desen tablolar… İşte evim müsait olmadığından ben
sadece bir tablo alabildim ama resmen bayıldım bu tabloya.
Salonda
görebileceğim bir yere koydum (Kirada oturduğumuzdan duvara çivi çakıp tabloyu
asamıyoruz.) arada sırada kafamı kaldırıp ne kadar güzel diyerek bakıyorum. Bu
arada eşim tablodan nefret etti, arkadaşım da o kadar beğenmedi, belki siz de
beğenmeyeceksiniz ama ben resmen bu tabloya aşık oldum :-)
Bu
da eski ev arkadaşım E.nin yine Markafoni’den aldığı tablo. Dediğim gibi çeşit
çeşit tablo vardı. Eğer Markafoni’de bir tablo kampanyası görürseniz mutlaka
göz atın. İllaki size göre de bir şey vardır.
Bu
fincan takımını da hoşuma gittiğinden alışveriş sepetine atıverdim. Şu an iki
fincan takımım var zaten, bunu daha sonra kullanacağım.
Markafoni’den
ilk defa alışveriş yaptım ve memnun kaldım. Sadece aldığım ürünleri 1 hafta
veya 10 gün sonra değil de hemen kargoya vermesini isterdim ama bu bekletmeyi
Trendyol da yapıyor. Belki diğer online alışveriş siteleri de yapıyordur,
bilemiyorum. Hevesle aldığınız bir şeyin 10 gün sonra gönderileceğini bilmeniz
sinir bozucu bir şey.
Sonuç
olarak Markafoni sitesi ara sıra göz atacağım ve beğendiğim bir ürün olduğunda tercih
edebileceğim bir site oldu.
14 Mayıs 2015 Perşembe
CENNET GİBİ (JULIA QUINN)
Kitabın Adı: Cennet Gibi
Yazarın Adı: Julia Quinn
Yayınevi: Epsilon Yayınları
Sayfa Sayısı: 367
Arka Kapak Yazısı:
Bazen arkadaş olmak yetmez, aşık da
olursun.
Honoria Smythe-Smith:
A) Berbat keman çalıyor
B) Çocukken ona takılan ‘Böcek’ isminden dolayı hâlâ kırgın
C) Ağabeyinin en iyi arkadaşına KESİNLİKLE âşık değil
D) Hepsi
A) Berbat keman çalıyor
B) Çocukken ona takılan ‘Böcek’ isminden dolayı hâlâ kırgın
C) Ağabeyinin en iyi arkadaşına KESİNLİKLE âşık değil
D) Hepsi
Marcus Holroyd:
A) Chatteris Kontu
B) Üzücü şekilde ayağını burkmaya eğilimli
C) En iyi arkadaşının kız kardeşine KESİNLİKLE âşık değil
D) Hepsi
İkisi beraber:
A) Bolca çikolatalı pasta yiyorlar
B) Korkunç bir hastalığı ve dünyanın en kötü müzik gösterisini atlatıyorlar
C) Çaresizce birbirlerine âşık oluyorlar
D) Hepsi
YORUMUM
Romantik
kitaplar okumayı seviyorum. Hele ki bu romantik kitaplar 1800’lü yıllar
İngiltere’sinde geçiyorsa daha da hoşuma gidiyor. Kont, dük, leydi, lord vb.
unvanlı kişilerin hayatını okumaya bayılıyorum. Ben o dönemlerde
yaşamalıymışım.
Bu
tarz kitapların en iyi yazarı bence Judith Mcnaught’tır. 1-2 kitabı hariç
yazarın bütün kitaplarını okudum. Bahar Okuma Şenliği için yeni bir yazar
okumam gerektiğinden kütüphaneden daha önce hiç okumadığım Julia Quinn’den
Cennet Gibi’yi aldım.
Uzun
zamandır bu tarz kitap okumuyordum, bu yüzden kitabı okurken bu tarzı
özlediğimi fark ettim. Sanırım bünyem için ayda bir romantik kitap okumalıyım :-)
Yazarın
dilini sevdim, kitabın karakterlerini sevdim, kitaptaki olayları ve diyalogları
sevdim. Yani kısaca beğendiğim bir kitap oldu. Sadece kitabın daha uzun
olmasını isterdim. Belki de ben kitabı hızlı okuduğum içindir (2 günde
bitirdim.) kitap bana yetmedi. Daha olmalıydı, daha okumalıydım diye düşündüm.
Honoria ve Marcus’un biraz daha beraber vakit geçirmesini isterdim. Onları
beraberken okumak çok zevkliydi.
Julia
Quinn dilini ve tarzını sevdiğim bir yazar oldu. Diğer kitaplarını da okumaya
çalışacağım. Umarım diğer kitaplarını da beğenirim.
Sizin
Judith Mcnaught ve Julia Quinn tarzında tavsiye edebileceğiniz bir yazar var mı? Dediğim
gibi bazen canım bu tarz romantik aşk öyküleri okumak istiyor. Bu gibi acil
durumlarda evde birkaç kitap bulundurmak iyi olurdu :-)
11 Mayıs 2015 Pazartesi
Film Meydan Okuması (14. 15. Ve 16. Gün)
14.
Gün Sorusu: En sevdiğiniz film repliği hangisi?
Baba’dan
geliyor: Ona reddedemeyeceği bir teklif yapacağım.
15.
Gün Sorusu: En sevdiğiniz bilim kurgu filmi hangisi?
Bilim
kurgu sinemada benim en sevdiğim türlerden biridir. Birçok bilim kurgu filmi
izledim ve birçoğunu sevdim ama eğer en sevdiğim soruluyorsa tabii ki Star
Wars. Sinema tarihinin gidişatını değiştiren, dünyada belki de en çok hayranı
bulunan film. Bir filmden öte artık bir yaşam tarzı. Sadece sinemayı değil her
sektörü bir parça etkilemiş bir şaheser.
Ben
serinin yeni filmlerini daha çok seviyorum. Belki ilk o filmleri izlediğim için
belki de yaşıma onlar yakın olduğu için ama Anakin, Padme ve Obi-Wan Kenobi en
sevdiğim karakterler oldular.
Seride
en sevdiğim sahneyi de buraya koyuyorum. Eğer Star Wars filmlerini
izlemediyseniz bu videoyu da izlemeyin çünkü ağır spoiler içeirir.
NOT:
Ne kadar Star Wars hayranı olduğumu öğrenmek istiyorsanız şunu söyleyeyim: Bim’de
satılan Anakin ve Obi-Wan bebeklerinden aldım ve arada sırada onları
kutularından çıkarıp oynuyorum J
16.
Gün Sorusu: Bu sene, şimdiye kadar, izlediğiniz en iyi film hangisi?
Birdman.
Daha önce yazdım mı bilmiyorum ama yazdıysam da bir daha yazayım. Ben filmleri
öncelikle oyuncularına göre seçerim. Sevdiğim oyuncuların her filmini izlerim.
Film kötü olsa bile en azından sevdiğim oyuncuyu izledim diye düşünür çok
üzülmem. Bu yüzden Edward Norton ve Emma Stone’un oynadığı bu filmi daha
izlemeden seveceğimi biliyordum.
Birdman
bu sene 9 dalda Oscar’a aday oldu. Buna rağmen filmi çok sevenler kadar filmden
nefret edenler de vardı. İnternette bu çelişkili yorumları okudukça ben filmi
daha da merak etmeye başladım. Acaba beğenecek miydim yoksa hayal kırıklığına
mı uğrayacaktım. Filmi izledim ve sonuç: Bayıldım.
Filmin
senaryosu, oyunculukları, çekimi, yönetmenliği, görüntü yönetmenliği, müzikleri
hepsi mükemmeldi. Bu sene aldığı en iyi film Oscar’ını sonuna kadar hak
ediyordu. Filmin sadece sonundan hoşlanmadım. Yoruma açık bir sonu vardı ve
açıkçası ben bu sonu beğenmedim. Eğer film daha güzel bir final yapabilseydi
işte o zaman bu filme başyapıt derdim.
Edward
Norton Dövüş Kulübü’nden beri en sevdiğim oyunculardan biridir. Çok yetenekli
ve özel bir oyuncu olduğunu düşünüyorum ama nedense son yıllarda saçma sapan,
eski filmlerini mumla aratan filmlerde oynuyordu. Ben de onun için üzülüyordum.
Neyse ki bu durum artık değişmiş gibi görünüyor. 2014 yılında bol Oscar
adaylığı kazanan iki kaliteli filmde (Büyük Budapeşte Oteli ve Birdman) rol
aldı, hatta Birdman’deki oyunculuğuyla en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında
Oscar’a aday oldu. Eğer Whiplash’teki
insanüstü performansıyla J.K. Simmons olmasaydı büyük ihtimalle ödülü de
alacaktı ama olmadı. Umarım önümüzdeki yıllarda da geçen seneki performansını
göstermeye devam eder. Onu izlemeyi özlemişim.
Çok
uzattım biliyorum ama son olarak Emma Stone’dan bahsedeceğim. Emma Stone benim
hayran olduğum kadınlardan biri. Hem çok güzel hem çok eğlenceli hem de iyi bir
oyuncu. Yalnız bu filmde bana hiç güzel gelmedi (Saçlarını kesinlikle kızıldan
başka renk yapmamalı). Filmdeki oyunculuğunu da beğenmedim. Filmdeki
oyunculuğuyla Oscar’a aday oldu biliyorum ama Oscar’ı geçtim öyle çok
beğenilecek bir performansı bile yoktu bence. Sanırım bu sene kadın oyuncular o
kadar da iyi performanslar sergileyememişler, Emma da aradan sıyrılmış.
(Emma Stone)
Siz
Birdman’i izlediniz mi? Benim gibi bayılan grupta mısınız yoksa o kadar
beğenmeyen grupta mı? Yorumlarınızı bekliyorum.
Film Meydan Okuması (11. 12. Ve 13. Gün)
11.
Gün Sorusu: En sevdiğiniz sinema salonu hangisi?
Adana’da
yaşıyorum. Adana’nın bütün sinema salonlarında film izledim ama öyle çok çok
sevdiğim, hep orada film izlemek istediğim bir salon yok. Sadece iki tanesini
diğerlerine bakış tercih ediyorum: 1. Real Cinemaximum sinemaları çünkü
koltukları geniş ve perde çok büyük. 2. Optimum Avşar sinemaları çünkü bize en
yakın sinema. Ulaşımı kolay ve güzel bir alışveriş merkezinin içinde. Filmden
önce veya sonra alışveriş yapıp bir şeyler yiyip içebiliyorum.
12.
Gün Sorusu: En sevdiğiniz animasyon hangisi?
En
son izlediğim animasyon filmi Big Hero 6’ti ve çok beğendiğim bir filmdi ama
onu başka bir soruya yazdığım için bu soruya Wall-e diyeceğim. Bir robottan bu
kadar etkilenebileceğimizi kim bilebilirdi ki? Wall-e’de günümüzde birçok
insanda olmayan hassasiyet vardı. Adı robottu ama birçok insandan daha insandı.
Eva’ya olan aşkından etkilenmeyecek insan yoktur. Eğer hâlâ izlemediyseniz
izleyeceğiniz ilk film Wall-e olsun. Pişman olmazsınız.
13.
Gün Sorusu: En iyi kitap uyarlaması sizce hangisi?
Aslında
buna Dövüş Kulübü demek istiyorum ama onu en sevdiğim film sorusuna sakladığım
için Koku diyeceğim. “Bu kitap sinemaya uyarlanamaz.” Denmesine rağmen temel
konusu koku alma duyusu olan bir kitabı mükemmel bir şekilde beyaz perdeye
taşımışlar. Yönetmen Tom Tykwer’in mükemmel çekimlerinin yanında ben filmin
başrol oyuncusu Ben Whishaw’a hayran kalmıştım. Bu filmden sonra her projesini
takip ettiğim bir oyuncu hâline geldi. Nevi şahsına münhasır derler ya cidden
kimselere benzemeyen bir oyunculuğu var. Baktığınızda yakışıklı ama naif hatta
kırılgan görünen bu adam filmde acımasız bir katili canlandırıyor ve
izleyenleri germeyi başarıyor. Koku filmini de Ben Whishaw’ın oyunculuğunu da
şiddetle tavsiye ederim.
(Ben Whishaw)
Etiketler:
ben whishaw,
film,
film meydan okuması,
koku,
Sinema,
wall-e
10 Mayıs 2015 Pazar
HAFTALIK (27 NİSAN - 3 MAYIS 2015)
Asık suratlı olmanın dezavantajları 1: Üzgün olduğunuzda kimse fark etmiyor.
Sevdiğin bir insanı artık sevmemeye başlamak çok acı veriyor.
Bir insanı gerçekten tanımak istiyorsanız onunla yolculuğa çıkın. insan en iyi beraber tatil yapılırken tanınır derlerdi de inanmazdım. Eğer biriyle 3 gün kavga etmeden her şey yolunda bir gezi geçirirseniz büyük ihtimalle o kişiyle aranız hiç bozulmaz.
Ben de zamanında platonik aşklar yaşadım. Hatta evleninceye kadar karşılıklı yaşadığım aşk yok denilebilir ama ben hep bir yerde durdum. Körkütük aşık olmadım. Kendini kaybedercesine aşık bir insan görünce hissettiğim en yoğun duygu acıma oldu. Keşke kimse bu hâle düşmese. Herkes, sevgili Sabahattin Ali'nin dediği gibi, deli gibi değil, gayet aklı başında sevse keşke.
Gitti gidiyor sitesi bana her hafta Prima bebek bezinde indirim yaptıklarını mesaj atıyor. Bu siteden hiç bebek ürünü veya bebeklerle ilgili bir şey de almadım. Ne alaka diye düşünürken eşim konuya açıklık getirdi: "Yaşından dolayı atıyorlardır." 27 yaşında bir kadının kesin çocuğu vardır zihniyetinde olan Gitti Gidiyor'u kınıyorum.
Bu arada anne olan, anne olmaya hazırlanan ve kendini anne gibi hisseden herkesin anneler gününü kutluyorum.
Sevdiğin bir insanı artık sevmemeye başlamak çok acı veriyor.
Bir insanı gerçekten tanımak istiyorsanız onunla yolculuğa çıkın. insan en iyi beraber tatil yapılırken tanınır derlerdi de inanmazdım. Eğer biriyle 3 gün kavga etmeden her şey yolunda bir gezi geçirirseniz büyük ihtimalle o kişiyle aranız hiç bozulmaz.
Ben de zamanında platonik aşklar yaşadım. Hatta evleninceye kadar karşılıklı yaşadığım aşk yok denilebilir ama ben hep bir yerde durdum. Körkütük aşık olmadım. Kendini kaybedercesine aşık bir insan görünce hissettiğim en yoğun duygu acıma oldu. Keşke kimse bu hâle düşmese. Herkes, sevgili Sabahattin Ali'nin dediği gibi, deli gibi değil, gayet aklı başında sevse keşke.
Gitti gidiyor sitesi bana her hafta Prima bebek bezinde indirim yaptıklarını mesaj atıyor. Bu siteden hiç bebek ürünü veya bebeklerle ilgili bir şey de almadım. Ne alaka diye düşünürken eşim konuya açıklık getirdi: "Yaşından dolayı atıyorlardır." 27 yaşında bir kadının kesin çocuğu vardır zihniyetinde olan Gitti Gidiyor'u kınıyorum.
Bu arada anne olan, anne olmaya hazırlanan ve kendini anne gibi hisseden herkesin anneler gününü kutluyorum.