paulo coelho etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
paulo coelho etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mayıs 2021 Salı

Alıntılar #6

Herkese merhaba. Bu yazı dizisini en son bir sene önce yazmışım. Devamını getirmek istedim. Bu sene kendime yüksek bir okuma hedefi koydum. Bunu başarabilmek için zaman buldukça kitap okuyorum. Tabii okuma arttıkça bloğa yazılacak konu da artıyor ama maalesef okuduğum her kitabı bloğuma yazacak zamanı bulamıyorum. Her kitabı yazmak da istemiyorum zaten. Bu yüzden bazı kitaplar sadece alıntılarıyla bloğumda olacaklar.

Son zamanlarda okuduğum kitapların hoşuma giden alıntılarını bloğuma yazıyorum. Alıntılar belki size kitapla ilgili bir fikir verir. Eğer içlerinde merak ettiğiniz varsa sorabilirsiniz, kısaca ne düşündüğümü söylerim.

10 Haziran 2015 Çarşamba

Son Zamanlarda Okuduğum Kitaplar – 3


Paulo Coelho – Aldatmak
     Nisan ayındaki kitap alışverişimde Paulo Coelho’dan Simyacı ve Aldatmak kitaplarını almıştım. Simyacı’yı okudum ve blogumda yazdım. (Okumak için tıklayınız). Şimdi Aldatmak kitabı hakkındaki yorumlarımı yazacağım:

     Kitabımızın başkarakteri Linda adında bir gazeteci. Evli, 2 çocuğu ve rahat bir yaşamı var ama bir gün birdenbire mutlu olmadığını hissediyor. Görünüşte mükemmel olan hayatı ona yetmiyor ve kocasını aldatıyor (Bu bilgi spoiler sayılmaz diye düşünüyorum. Sonuçta kitabın ismi Aldatmak).

     Bir ara kadınların eşlerini aldatması konusu edebiyatta ve sinemada popülerdi biliyorsunuz. Ahmet Altan Aldatmak diye bir kitap yazmıştı. Tam o zamanlarda sinemalarda Richard Gere ve Diane Lane’in başrolünde oynadığı Sadakatsiz filmi gösterimdeydi. Bu yüzde Paulo Coelho’nun kitabı bende sanki modası geçmiş bir konuyu ele almış izlenimi uyandırdı.

     Kitap, her Paulo Coelho kitabında olduğu gibi, insanı sıkmıyor. Kolay okunuyor. Yalnız olaylar çok hızlı ilerliyor. Ne karakter gelişimi ne de olayların gerçekleşmesi inandırıcı bir şekilde veriliyor. Linda’yı tanımamız, onun mutsuz olduğunu fark etmesi, kendini anlamaya çalışması ve kocasını aldatması 40 sayfa içinde oluyor. Bu durumda karakterle empati kuramıyoruz ve onu anlayamıyoruz.

     Kitap başladığı hızla bitiyor. Kitabın sonu  kitap boyunca aklınıza gelmeyecek bir sürprizle bitiyor. Ben sürpriz sonlara bayılırım ama bu son da inandırıcı bir şekilde verilememiş. Kitap boyunca bu sonla alakalı en ufak bir ipucu yok. Bu durumda kitabı bitirdiğinizde “Ne alaka?” diyorsunuz.

     Yine her Paulo Coelho kitabında olduğu gibi kitapta birçok güzel cümle vardı, ben de bol bol o cümlelerin altını çizdim.

     Sonuç olarak Ahmet Altan’ın Aldatmak kitabının bu kitaptan çok daha iyi olduğunu düşünüyorum.

ALTINI ÇİZDİKLERİM:
1.Bazen kim olduğumuzu bulmamız için kendimizi kaybetmemiş gerekir.

2.Bugün her şeyin değişeceği korkusuyla her şeyin son nefesime dek aynı kalacağı korkusu arasında bölünmüş bir kadınım ben.

3.Kâbustan farksız olmasaydı rüya bile diyebilirdim buna çünkü ondan aşağı kalmamak adına kendime yüklediğim sorumluluk müthiş bir baskı yapıyor.

4.Her gün bir bilgi yağmuruna tutuluyoruz: makyajlı ergen kızların kadın kılığına girerek ebedi güzellik vaat eden mucizevi güzellik ürünlerini sundukları reklam afişleri; evlilik yıldönümlerini kutlamak için Everest’e tırmanan ihtiyar bir çift; yeni model masaj aletlerinin ilanları; zayıflama ürünleriyle dolup taşan eczane vitrinleri; hayatı olduğundan farklı gösteren filmler; müthiş sonuçlar vaat eden kitaplar; kariyerde yükselmek ya da iç huzuru bulmak konusunda insanlara öğütler veren uzmanlar. Bütün bunlar yüzünden kendimizi yaşlı hissediyoruz, maceradan yoksun yaşamlar sürüyoruz, bu esnada cildimiz pörsüyor, fazla kilolar kontrolsüzce birikmeye başlıyor, sırf “Olgunluk” adını verdiğimiz şeye ters diye duygularımızı ve arzularımızı bastırmaya zorlanıyoruz.

Maruz kaldığın bilgileri ayıkla. Gözlerinle kulaklarına birer süzgeç takıp sadece kendini kötü hissetmemeni sağlayacak şeylerin geçmesine izin ver çünkü günlük işler zaten kendimizi kötü hissetmemiz için yeterli.

5.Altı ay önce çamaşır makinemizi yenileyince çamaşırhanemizin tesisatını değiştirmemiz gerekti. Yerdeki döşemeyi değiştirmek ve duvarları yeniden boyatmak zorunda kaldık. İş bittiğinde çamaşırhanemiz mutfağımızdan daha güzel oldu.

Bir taraf yeniyken diğeri sırıtmasın diye mutfağı da yeniledik. Derken salonun eski kaldığını düşündük. Salonu da yeniledik ama orası yenilenince neredeyse on senedir değişiklik yüzü görmeyen çalışma odası gözümüze batmaya başladı.
Çalışma odasını da yeniledik. Yavaş yavaş değişiklikler evin tamamına yayıldı.

Umarım hayatımda da aynısı tekrarlanır, küçük şeyler büyük dönüşümlere sebep olur.

6.Vaktinde sen de eşini aldattığını bildiğin kişilere lanet okumuş, başka ülkede yaşasaydı taşlanırlardı diye düşünmüştün. Ta ki bir gün kendi başına gelene dek. O zaman tutumunu aklamak için milyon tane bahane bulursun, kısacık bir süre için de olsa mutlu olmayı hak ettiğini söylersin.


Gary Small – Gigi Vorgan – Bir Psikiyatristin Gizli Defteri
     Kitabın ilk baskısı 2013 yılında olsa da bu kitabı son zamanlarda çok sık görmeye başladım. Hem herkesin bu kitabı okuması hem anı türündeki kitapları sevmem hem de psikolojik olayların anlatılması nedeniyle nisan ayındaki kitap alışverişimde bu kitabı da aldım ve okudum.

     Kitabın kapağında “En sıra dışı vakalar” deyince insanın beklentisi yükseliyor. Ben, hayatımda ilk defa duyacağım, inanamayacağım olayları okuyacağımı düşünmüştüm ama kitapta bir tane bile beni çok şaşırtan vaka yoktu. Sonuçta ben 8 sezon House izlemiş insanımJ Gerçi oradaki hastalıklar bedenseldi ama o vakaları ve çözülüş şekillerini gördükten sonra Bir Psikiyatristin Gizli Defteri beni çok etkilemedi. Kitabın son başlığı “Sahte Psikiyatrist” kısmında eğer olay tahmin ettiğim gibi gerçekleşseydi işte o zaman şoke olurdum ve kitap için güzel bir son olurdu ama o bölüm de tahmin ettiğim gibi çıkmadı.

     Yazar bir yandan vakaları anlatırken bir yandan da kendi hayatının ilerleyişini anlatıyor. Bu da okurken insanı sıkmıyor ve sizi anlamadığınız tıbbi terimlere boğmuyor. Eğer psikoloji türünü seviyorsanız bu kitabı okuyabilirsiniz.


Albert Camus – Yabancı
     1957yılında Nobel edebiyat ödülünü alan bu kitabı ben mayıs ayında okudum. Kitap (Arka kapaktaki yazıdan alıntı yapıyorum.) “Bir Arap’ı öldüren ama bu suçtan çok, gerçek duygularını dile getirdiği ve toplumun istediği kalıba girmeyi reddettiği için dışlanan bir ‘yabancı’ aracılığıyla 20. Yüzyıl insanının içine düştüğü yabancılaşmayı” anlatıyor.

     Kitabın başkarakteri Meursault uzun zamandır görmediğim kadar başarılı bir karakterdi. Kitaptan çok karakterden etkilendim diyebilirim. Bazen onun gibi düşündüğümü fark ettim, bazen ondan nefret ettim, bazen onu haklı buldum, bazen ona çok kızdım vb. Uzun zamandır bana bu kadar farklı duyguyu yaşatan bir kitap karakteriyle karşılaşmamıştım. Bu nedenle kitabı okuduğum için çok memnun kaldım. Sadece kitabın daha farklı bitmesini isterdim.

     Nobel edebiyat ödülünü almış, klasik ve güzel bir roman okumak isterseniz Yabancı’yı tavsiye ederim. Zaten 110 sayfalık kitabı isterseniz bir günde bitirebilirsiniz.

ALTINI ÇİZDİKLERİM:
1.Ben yarım yamalak dinlediğim bir adamı başımdan savmak istedim mi, ona hak veriyormuş gibi yaparım, bu sefer de öyle yaptım.

2.Fakat herkes bilir ki hayat, yaşamak zahmetine değmeyen bir şeydir.

27 Mayıs 2015 Çarşamba

SON ZAMANLARDA OKUDUĞUM KİTAPLAR – 2


PAULO COELHO – SİMYACI
Simyacı’yı ilk kez çocukken duymuştum. O zamanlar yarısını okumuştum ve o günlerden aklımda kalan tek şey Santiago’nun tozlu kristallerin tozunu alması, kristaller temizlenince dükkanın satışlarının artmasıydı.
Simyacı İspanya’dan kalkıp Mısır piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago’nun hikayesini anlatıyor. Bu yolda Santiago çok şey yaşıyor ve çok şey öğreniyor. Kitabın sonunda bambaşka birine, olması gereken kişiye, dönüşüyor. Hazineyi bulup bulmadığını söylemeyeyim, kitabı henüz okumayanlar varsa hevesleri kaçmasın.
Paulo Coelho her zamanki gibi insanı sıkmayan, kolay okunan bir kitap yazmış. Yine her zamanki gibi altını çizdiğim, beğendiğim çok cümle oldu. Zaten Paulo Coelho bu altı çizilecek cümleleri en iyi yazan yazarlardan biri.
Kitabı 2 günde bitirdim, aslında bir günde bile bitirilebilir, ve beğendim ama ben kitaptaki başkarakterin bir amaç uğruna yola çıktığı, bu yolda yaşadıklarıyla değiştiği ve kendini keşfettiği hikayeleri okumaktan biraz sıkıldım. Gerçi Simyacı bu tarz kitapların ilk örneklerinden sayılır ama ben daha öncesinde buna benzer kitaplar okuduğum için Simyacı’yı okurken “Ben bu kitabı okumuştum.” Hissine kapıldım. O yüzden çok etkilenmedim.
Eğer hâlâ okumadıysanız Simyacı’yı okumanızı tavsiye ederim. Özellikle manevi yönü yüksek ve kişisel gelişim kitaplarını sevenler Simyacı’yı daha çok beğenecektir.

ALTINI ÇİZDİKLERİM:
1.Bir şeyi gerçekten istersen onu gerçekleştirmen için bütün evren işbirliği yapar.
2. Düşümü gerçekleştirmek korkuyorum çünkü o zaman yaşamak için bir sebebim olmayacak.
3. Kötülük insanın ağzına giren şeyde değildir. Kötülük oradan çıkandadır.
4. Yarın, deveni satıp bir at al. Haindir develer. En küçük bir yorgunluk belirtisi göstermeden binlerce fersah yol alırlar. Ve sonra birden dizüstü çöküp ölürler. Oysa atlar yavaş yavaş yorulur. Ve sen onlardan neler isteyebileceğini ve ne zaman öleceklerini bilirsin.
5. Yüreğine, acı korkusunun, acının kendisinden de kötü bir şey olduğunu söyle.
6. Bir düşün gerçekleşmesini bir tek şey olanaksız kılar; başarısızlığa uğrama korkusu.
7. Bir kere olan bir daha asla tekrarlamaz. Amma ve lakin iki kere olan mutlaka üçüncü defa da olacaktır.


FERAYE SÜNEV ÇOKGÜRSES VE KAAN ARER – BACAK ARASINDAN TÜRKİYE
        30 küsur sene jinekolog olarak çalışan Feraye Sünev Çokgürses doktorluk anılarını toplamış bu kitapta.
Kitap çok popüler oldu. Son zamanlarda birçok kişinin okuduğunu gördüm. Durum böyle olunca bir de kadın hikayeleri anlatılınca ben de kitabı aldım ve okudum.
Kitapta sezaryen, kürtaj, ensest, gibi başlıklar var. Yazarın bu konulardaki görüşleri ve anıları yer alıyor bu bölümlerde. Aynı zamanda yazar tıp eğitimini, Doğu’da çalışmasını ve özel sektör tecrübelerini de ayrı başlıklar altında anlatmış. Özellikle özel sektör anılarını dehşetle okudum. Sağlığımız nasıl insanların elindeymiş. Burada sağlıktan bahsediyoruz şaka değil. Devlet özel hastaneleri daha sık denetlemeli ve daha sert yaptırımlar uygulamalı. İnsanların hem paraları alınıyor hem de sağlıklarıyla oynanıyor.
Kitabı okurken ülkemizdeki kadınların ne acılar çektiğini bütün çıplaklığıyla görüp ürperiyorsunuz. Gazetelerin 3.sayfalarında çıkan, şöyle bir bakıp geçtiğimiz olayları gerçekten yaşayan insanlar var. Sanılanın aksine kadınlar sadece Doğu’da zor durumlar yaşamıyor, ülkemizin ehr yerinde yardıma muhtaç kadınlar var. Kitabı okuduktan sonra onlardan biri olmadığım, rahatım yerinde olduğu için şükrettim.
Yazar kadın vücudu ve doğum ile ilgili yararlı bilgiler veriyor. Günümüzde kadınların birçoğunun sezaryen yaptırdığını ama doğal ve sağlıklı olanın normal doğum olduğunu yazmış. Bunu tabii ki hepimiz biliyoruz. Yazar normal doğumun sanıldığı kadar zor ve acı verici olmadığını anlatmış. Çocuğu olmayan ve çocuk doğurmaktan korkan biri olarak şu sayfanın beni epey rahatlattığını söyleyebilirim :-)


Sonuç olarak bu kitabı bütün kadınlara tavsiye ediyorum. Büyük ihtimalle kitap erkeklerin ilgisini çekmeyecektir ama kadınları daha yakından tanımak için onlar da bu kitabı okuyabilirler.

ALTINI ÇİZDİKLERİM:
1.Komedyen Eddie Cortar’a “Hastalanınca ne yapmak gerekir?” diye sorulduğunda: “Mutlaka doktora gidin.” Demiş. “Zira doktorun yaşaması gerek. Verdiği ilacı da alın çünkü eczacının da yaşaması gerek. Fakat ilaçları sakın içmeye kalkmayın, zira sizin de yaşamanız gerek.”


KAHRAMAN TAZEOĞLU – BUKRE
            Kahraman Tazeoğlu daha önce okumadığım bir yazardı. Bukre kitabı bu kadar popüler olunca, bizim 6.sınıftaki kızların hepsi bu kitabı okudu herhalde, bir de hakkında iyi eleştiriler olunca Bahar Okuma Şenliği kapsamında okuyacağım kitaplara Bukre’yi de dahil ettim.
            En sonda söylemem gerekeni en başta söyleyeceğim. Kitap son zamanlarda okuduğum en sıkıcı kitaptı. Sırf hiçbir kitabı yarıda bırakmama prensibim yüzünden kitabı zorla bitirdim. Baştan sona vıcık vıcık bir aşk hikayesi anlatılıyor. Yazar resmen Facebook’taki atarlı giderli sözlerden kitap yazmış. Kitaptaki her karakter aforizmalı konuşuyor. Normal bir “Nasılsın? Nasıl gidiyor?” muhabbeti yok ki kitabın bütün karakterleri genç. Kitap boyunca bir karakterin çıkıp da “Ya siz ne anlatıyorsunuz? Kasmayın, normal insan gibi konuşun.” Demesini bekledim ama kitaba giren her karakter aynı tarz konuşuyordu :-( Ne demek istediğimi anlamanız için, kitabın dilini merak edenler için birkaç alıntı yazıyorum. 304 sayfa boyunca böyle konuşmalar yapılıyor işte.

1.(Kitabın arka kapağındaki yazı) Sen büyümüşsün ama doğmamışsın bile. (???)
2.Bukre karşılıksız sevmişti ve bunun karşılığı karşılık alamamak olmuştu. (Kardeş zaten karşılıksız sevdiğini söylüyorsun. Karşılıksız sevmek demek, karşındaki insanın senin sevgine karşılık vermemesi demek değil mi?)
3.Aklın ardında kalacağına bırak ardın geride bıraktığının yanında kalsın (???)
4.Eğer, geçmişteki acılarımın karşılığı karşımdaki insanda sonlanmıyorsa, o benim mutluluğumun başlangıcı da olamaz. Hayatıma girecek insanın beni sadece mutlu etmesi yetmez, geçmişimdeki acıları da bana unutturması gerekir. Yoksa bu bir başlangıç değil, geriye doğru görünmez bir kalemle silmektir içini karartan her şeyi… Ve bilirsin ki bir gün tekrar gün yüzüne çıkacağını onların. (Başlangıç gene fena değil de sonradan yine bozmuş).
            Daha böyle çok cümle vardı, hatta bütün kitap bu tarz cümlelerden oluşuyordu. İnternette okuduğuma göre Kahraman Tazeoğlu’nun bütün kitapları bu tarzmış. Bu demektir ki Bukre okuduğum ilk ve son Kahraman Tazeoğlu kitabı olacak.

            Bir de kitapta Bukre için “Bukre’nin saçları çimenlerin üzerinden siyah bir ırmak gibi akıyordu.” Diyor ama kitabın kapağına sarı saçlı bir kız koymuşlar. Herhalde kapağı tasarlayan arkadaş da kitabı okumaya dayanamamış, gelişigüzel bir kız fotoğrafı kullanmış :-)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...