artemis yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
artemis yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2016 Cuma

HAZİRAN AYINDA OKUDUKLARIM (2016)

sule uzundere blog kitap yorumları haziran ayında okuduklarım

Evet, sonunda istediğim kadar okuyabildiğim bir ay geldi. Bu ay tam 11 kitap okudum. Benim için rekor bir sayı. Kim bilir belki yazın rekorumu geliştiririm. Lafı çok uzatmak istemiyorum çünkü zaten uzun bir yazı olacak. Okuduğum 11 kitabı kısaca anlatmaya ve altını çizdiğim cümleleri yazmaya başlıyorum.

sunay akın tuncay terzihanesi

SUNAY AKIN – TUNCAY TERZİHANESİ
Bu sene Sunay Akın’la tanışma ve kaynaşma senem oldu. İki sene önce D&R’dan yazarın üç kitabını almıştım. Bir Çift Ayakkabı ve İstanbul’un Nazım Planı kitaplarını okudum, yorumladım. Bendeki son kitabı Tuncay Terzihanesi’ni de bu ay okudum. Kitap bildik Sunay Akın türünde yazılmıştı. Yine çok hoş anılar, alıntılar ve ilginç konular vardı ama bu kitabı diğer iki kitabı kadar çok sevmedim. Belki de yazarın kitaplarını arka arkaya okuduğum içindir ama diğer iki kitabı bana göre daha iyiydi. Sunay Akın’la ilk kez tanışacaklara bu kitabı değil, Bir Çift Ayakkabı ve/veya İstanbul’un Nazım Planı’nı tavsiye ederim.

10 Kasım 2015 Salı

EKİM AYINDA OKUDUKLARIM (2015)



mahir ünsal eriş olduğu kadar güzeldik.

MAHİR ÜNSAL ERİŞ – OLDUĞU KADAR GÜZELDİK
     Maalesef öykü türüyle pek barışamadım. Bu kitabı almamın sebebi Babil.com’a her girdiğimde ana sayfasında bu kitabın tanıtımını yapması. Bir yerden sonra alayım da okuyayım bakayım nasıl bir kitapmış diye merak ettim ve okudum. Öykü sevmeyen ben kitabı severek ve beğenerek okudum. Zaten kitap 2014 Sait Faik Öykü Ödülü’nü kazanmış. Özellikle öykü türünü okumaktan hoşlananlar bu kitabı kaçırmasın. Diğer okuyucular da kitabı severek okuyabilirler.

     Kitapta “Benim Adım Feridun” diye bir öykü var. Hayatımda okuduğum en iyi 3 öyküden biri diyebilirim. Özellikle aşk acısını o kadar iyi anlatmış ki yazar üşenmedim koskaca iki paragraf süren o bölümü aşağıya yazdım. Eğer kitabı okumayı düşünüyorsanız bence alıntıyı okumayın, merak edip okuyanlar lütfen yorumlarını yazsınlar. Bu bölümden benim kadar etkilenecek misiniz merak ediyorum.

ALTINI ÇİZDİKLERİM:
1. (19. Sayfa) Yaşa, işe, güce, itibara en ufak hürmeti olmayan bu acıya aşk acısı diyorlar. Kim olursan ol, seni saklandığın yerde er ya da geç buluyor, gelip göğüs kafesini ateşle sıvazlıyor ve sen içeride kapkara kurum tutuyorsun. Ağzını açsan, alevler püskürüverecekmişsin gibi. Kolay kolay geçmiyor, geçtiğinde de sen geçmiş olduğunu bile fark etmiyorsun. Yağmurlu havalarda sızlayan eski bir kırık gibi sızlayıp duruyor, kendini hatırlatıyor. Bir tadı, bir kokusu, bir eti var hatta, bir kütlesi ; gelip göğsüne oturmasından belli. Kokusunu, kütlesini hesap edemiyorum ama bir tadı varsa bence o genizde kalmış greyfurt tadını andırıyordur. Çok sevdiğim bir şeye benzeyen ama o olmadığını bal gibi bildiğin bir tat; acı, buruk, portakala benzeyecek neredeyse, değil ama işte. Hani kelime çok havalı olmasa “kekre” diyeceğim. İstediğin kadar yutkun, üstüne istediğini ye, iç; geçmiyor, genizden aşağı yuvarlanıp gitmiyor. Ne yediğinden anlıyorsun ne içtiğinden. Allah belasını versin.

Bir de yalnızlık var, onu da hesaba katmak lazım. İlk başlarda onsuzluk sanıyorsun bunu ama değil, basbayağı yalnızlık işte. Aynalarda kendini görmekten sıkılacak kadar yalnızlık, yatağa yattığında kendi kokunu duymaktan öğürecek kadar… Kimseyi istemiyorsun yanında ama durup durup da yalnızlıktan şikâyet edesin geliyor. Bir şeyden şikâyet edebilmek için bile insan lazım. Öyle hileli bir şey bu. İstiyorsun ki hep senin terk edilişinden bahsetsinler, hep seni yalnız bırakana lanetler okusunlar topluca. “Sen de ne çok severmişsin be kardeşim!” desinler, “Hak etmiyor, kızgın alevlere gelsin inşallah, sen hiç üzme kendini!” deyip hep sırtını sıvazlasınlar. Olmuyor ama bir dinliyorlar, iki dinliyorlar. Sonra bir bakıyorsun, sen anlatırken onlar telefonlarıyla oynuyorlar, saatlerine bakıyorlar, sigara paketinin naylonundan çiçekler yapmaya uğraşıyorlar. Senin de içinden gelmiyor işte ondan sonra, kendi kendine kalıyorsun. “Hay ben böyle aşkın ıstırabını!” deyip kalaylayamıyorsun çünkü aşk da senin ıstırap da. Ondan sonrası aynada kendi yüzün, yatakta kendi kokun, evin içinde şikâyet bile edemeyeceğin, kendi dağınıklığın.
2.(21. Sayfa) Evde hiçbir şey yapmadan vakit geçirmenin tüm kaynaklarını tüketmiştim artık. Torunlarıma bile yetecek kadar sıkılmıştım.
3.(21. Sayfa) Sevilirken kendimize, sevdirmeye çalıştığımız zamanlardaki kadar bakmıyoruz hiç.
4.(23. Sayfa) Yaşlanmanın en güzel yanı bu, konuşmadan baş hareketleriyle anlatabiliyorsun neyi isteyip ne istemediğini. Şimdi lisede olsam, “Ne sallıyorsun ulan kafanı, gevşek”,diye azarlayacaktı beni, “Adam gibi cevap versene!”
5.(59. Sayfa) Bütün şairler gibi; gidene, gelmeyene ve gelmesini umduğuna şiir yazmayı severdi. 



İPEK ONGUN – NERDE KALMIŞTIK
     İpek Ongun ergenlik günlerimin yazarı :) Kitaplarını lisedeyken okumaya başlamıştım. O günden beri Bir Genç Kızın Günlüğü serisinden her kitap çıktığında dayanamayıp alıyorum ve hemen okuyorum. Nerde Kalmıştık serinin 12. Kitabı. Açıkçası seri 8 kitaptan sonra eskisi kadar hoşuma gitmiyor. Bunda benim büyümem de bir neden olabilir tabii ama hikayesini okuduğumuz Serra’nın artık 40’lı yaşlarına gelmesi ve hikayesi benim ilgimi çekmiyor. Neyse ki yazar Serra’nın kızı Selin’in hikayesini de anlatmaya başladı da o kısımlar kitabı sürüklüyor ama tabii ne kadar götürür bilinmez. Bu seri bir gün gerçekten bitecek mi çok merak ediyorum çünkü yazar her son deyişinde dayanamayıp bir kitap daha yazıyor. Bekleyip göreceğiz. 

     To be continued...

7 Ağustos 2015 Cuma

TEMMUZ AYINDA OKUDUKLARIM (2015)

     Birçok insanın aksine ben yazın kitap okuyamıyorum. Boş vaktim bol ve canım sıkılıyor ama hava o kadar sıcak ki içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Utanarak söylüyorum geçen sene temmuz ve ağustos aylarında yani iki ayda sadece iki kitap okumuştum L Bu seneki performansım geçen seneye göre bilmem kaç artmış olsa da umarım ağustos ayı okuma bakımından daha verimli geçer çünkü temmuz ayında toplam dört kitap okudum( Her hafta bir kitap bitirmişim diye avutuyorum kendimi).

     Maalesef temmuz ayında okuduğum kitaplar sayı ve kalite bakımından haziran ayında okuduklarımın yanına yaklaşamadı( Haziran ayında okuduğum kitaplar için tıklayınız). Bakalım bu ay neler okumuşum:

1.Can Dündar – Yıldızlar: Bu kitabı Can Yayınlarının 5 liralık kitap kampanyasından aldım. Can Dündar’ı okumayı seviyorum. Ünlü insanların hayatlarını okumayı da seviyorum. Bu yüzden Can Dündar’ın ünlülerle yaptığı röportajlardan oluşan bu kitabı da sevdim. Tabii çok bir şey beklememek gerekiyor. Biraz nostalji (Kitabın ilk baskısı 2004 yılı) biraz da kitaplığımda dursun, ileride açar bakarım, hatıra olur niyetiyle aldım, okudum. Beklentimi karşıladı. Birkaç saatte bitirebileceğiniz, kolay okunan bir kitap.

2.David Gilmour - Film Kulübü: İsmi ve arka kapak yazısı nedeniyle bu kitapla ilgili beklentilerim çok yüksekti ama sonuç koca bir hayal kırıklığı. Ben sayfalarca baba ve oğlun film sohbetlerini okuyacağımı sanarken ergen bir gencin bunalımlarını okudum. Hayır, kitap bir gencin kişiliğini bulma sürecini, olgunlaşma hikâyesini hakkıyla anlatsa gene okunur ama kitabın o kısmı da sıkıntılı. Bir de kitabın sonunda büyük bir olay, bir duygusal sahne beklerken kitap öylece bitiyor. Acaba beklentilerim yüksekti, bu yüzden mi kitabı beğenemedim diyorum ama internette kitapla ilgili yorumların çoğu olumsuz.

     Kitapla ilgili yorumlarımın bu kadar olumsuz olmasının nedenlerinden biri de kitabın sayfalarının eksik olması. Kitap 26. sayfadan 45. sayfaya atlıyor, aradaki bölümler yok. Tam karakterleri tanıyacağım, hikâyenin içine gireceğim 20 sayfalık bir boşlukla karşılaştım ve çok sinirlendim. Bu konuyla ilgili Domingo Yayınevine bir mail atacaktım ama unuttum gitti. Bu yazıyı bitirince mail göndereceğim. Bakalım müşteri memnuniyeti konusunda nasıllar?

ayça şen kalın kitap

3.Ayça Şen – Kalın Kitap: Real’de indirim reyonunda gördüm Kalın Kitap’ı ve 8 liraya aldım (Bunu özellikle yazıyorum ki bu kitabı almayı düşünen varsa internetten pahalıya almasın). Ayça Şen ismini duyduğum bir radyocu ama hiç dinlememiştim. İndirimde olunca bir şans verip denemek istedim ama maalesef çok beğenmedim.

     Kitap Ayça Şen’in Radikal gazetesinde yazdığı köşe yazılarından oluşuyor. Aralarında bazı güzel yazılar olsa da kitabın geneli vasattı. Kitabı okurken “Bu yazıyı ben de yazabilirdim. Hatta birçok kişi bu kadar yazabilir.” diye düşündüm ama işte biz yazsak yayımlayacak yayınevi bulamayız, ünlü biri yazınca kitap üçüncü baskısını yapar :-)

dicle keskinoğlu beşikte durduğu gibi durmuyor.

4.Dicle Keskinoğlu – Beşikte Durduğu Gibi Durmuyor: Bu kitabı da A-101’den 4 liraya aldım (Uzun bir süre kitap almamaya karar verdiğim için eğer indirimde kitap yakalarsam alıyorum yoksa almıyorum). İki çocuk annesi yazar kendi annelik tecrübelerini anlatmış kitapta. Dergilerde ve gazetelerde yazdığı yazıları toplamış. Bebek bakımıyla ilgili bilgiler değil de yazarın tecrübeleri anlatılıyor kitapta. Bir şey öğrenmek için değil anneliğin nasıl bir hâl olduğunu anlamak için okunabilir.

     Son iki kitabı okuduktan sonra bir denemelerimi topladığım bir de, anne olduktan sonra, annelik hâllerimi anlatacağım iki kitap yazmaya karar verdim. O kadar da zor görünmüyor :-)

     Dediğim gibi temmuz ayında zaten az kitap okudum, bir de maalesef bu kitaplar pek nitelikli değildi. Umarım ağustos ayında daha çok ve daha iyi kitaplar okuyabilirim. Şimdilik hoşça kalın. Görüşmek üzere. 

11 Temmuz 2015 Cumartesi

HAZİRAN AYINDA OKUDUKLARIM (2015)

     Herkese merhaba. Bundan sonra okuduğum kitapları tek tek değil de ayda bir kere toplu olarak yazmaya karar verdim. Eğer çok beğendiğim, hakkında uzun uzun konuşmak istediğim bir kitap olursa sadece onu yazarım tabi ama bunun dışında her ayın ilk haftası bir önceki ayda okuduğum kitapları yazacağım.

     Haziran ayında toplam 8 kitap okumuşum. Bu kitapların 5’i bahar okuma şenliği 3’ü yaz okuma şenliği için okundu. Temmuz ayında okuyacağım kitapları da yaz okuma şenliği listemden seçip okuyacağım. Listeme buradan ulaşabilirsiniz.Okuduğum kitapları okuma sırama göre yazmaya başlıyorum.

george orwell hayvan çiftliği

George Orwell – Hayvan Çiftliği: Utanarak söylüyorum ki ilk kez geçen ay bir George Orwell kitabı okudum. Tabii ki ismini duymuştum ama nedense bugüne kadar yollarımız kesişmemişti. Artık merakıma dayanamayıp yazarın Hayvan Çiftliği ve 1984 kitaplarını aldım. İlk olarak Hayvan Çiftliği’ni okudum. Kitabı bitirdikten sonra ilk düşündüğüm şey “Ben bu kitabı okumak için neden bu kadar beklemişim ki.” oldu. Çok beğendim ve çok etkilendim. 160 sayfalık bu kitap iktidarın insanları nasıl değiştirebileceğini saatlerce süren konuşmalardan ya da yüzlerce sayfalık tarih kitaplarından daha etkili anlatıyor. Okuyun, okutturun. Şimdi 1984’ü okumayı daha çok istiyorum.

Ayşe Arman – Gezi’nin Güzel İnsanları: Gezi olaylarının yıldönümünde okudum bu kitabı. Kitap Ayşe Arman’ın Gezi olaylarıyla ilgili insanlarla yaptığı röportajlardan oluşuyor. Olayın üstünden sadece iki yıl geçmesine rağmen birçok detayı unuttuğumu fark ettim. Maalesef Türk halkı olarak çok unutkanız. Bu kitap kitaplığımda o günlerden bir hatıra olarak kalacak. İnsanların nasıl haksızlıklara uğradığını ve ne acılar çektiğini öğrenmek ve / veya hatırlamak isterseniz siz de bu kitabı okuyabilirsiniz.

nicholas sparks son şarkı

Nicholas Sparks – Son Şarkı: Bu kitabı eski okulumun kütüphanesinden almıştım. Müdür bey kitabın kapağında öpüşen iki insanı görünce “Hocam bu kitabı sen al, sende kalsın.” demişti J 2 senedir öyle kitaplığımda duruyordu. Romantizm ihtiyacı duyduğum bir anda okudum. Kitaptan çok bir şey beklemediğimden midir bilmem umduğumdan güzel bir kitap çıktı. 470 sayfalık bu kalın kitabı hızla okuyorsunuz. Ronnie  gibi itici bir karaktere tahammül etmeye çalışırken Will’e aşık oluyorsunuz. Bu arada yazarın birçok kitabının sinemaya aktarıldığını belirteyim. Not Defteri, Sevgili John gibi filmler yazar Nicholas Sparks’ın kitaplarından filme çekilmiş. Hatta bu kitap da film olmuş. İmdb puanına bakınca (5.8) ve başrolde Miley Cyrus’un oynadığını öğrenince filmi izlemekten vazgeçtim ama merak edenler için filmin fragmanını buraya koyuyorum:


Kerime Nadir – Hıçkırık: Kerime Nadir’in bu kitabı Ediz Hun, Hülya Koçyiğit ve Kartal Tibet’in başrollerini paylaştığı bir filme çekildi. O filmi çocukken televizyonda izlemiştim. Kitabını da merak edip okudum. Birini bir ömür karşılıksız sevmek, deli gibi aşık olmasına rağmen toplum baskısına dayanamayıp kavuşamamak gibi konular kitabın yazıldığı yıllarda çok yaygın olsa da maalesef günümüz gençliğine hitap etmiyor. Ben de kitabı “Ayyy, o zaman ne güzel aşklar varmış.” Duygusuyla değil “Ne salak bunlar. Madem birbirinizi seviyorsunuz söyleyin kavuşun işte.” Duygusuyla okudum. Sanırım biraz odunum L

Vedat Türkali – Fatmagül’ün Suçu Ne: Ben Vedat Türkali’nin Fatmagül’ün Suçu Ne diye bir kitap yazdığını, sonra bu kitabın filme uyarlandığını sanıyordum ama tam tersiymiş. Yazar filmin senaryosunu yazmış, sonra bu senaryo öyküleştirilerek yazılmış. İlk defa bu tarz bir kitap okudum ama beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Kitap baştan savma yazılmış gibi. Olaylar çok hızlı ilerliyor, karakterler yeteri kadar tanıtılmıyor ve kimsenin hangi davranışı hangi amaçla yaptığı anlaşılmıyor. Kırmızı Kedi Yayınları’nın senaryoları öyküleştirdiği başka kitapları da varmış ama ben okumayacağım.

nilgün belgün hayat sen benimsin

Nilgün Belgün – Hayat Sen Benimsin: Kitap Nilgün Belgün’le yapılan bir söyleşi. Ünlü insanların hayatlarını okumayı seviyorum. O ünlü kişiye hayran olmama ya da onu çok sevmeme gerek yok. Neler yaşadıklarını, nasıl ünlü olduklarını, hayatlarını merak ediyorum. Doğan Kitap’ın 5 lira kampanyasından almıştım bu kitabı. Eğer oyuncuya özel bir hayranlığınız yoksa okumasanız da bir şey kaybetmezsiniz.

Zülfü Livaneli – Kardeşimin Hikayesi: Zülfü Livaneli en sevdiğim günümüz yazarlarından biri. Bütün kitaplarını okuyacağım. Eski ev arkadaşım E. 2014 yılına girerken hediye etmişti bu kitabı bana. Hemen okuyup bitirmeyeyim, yeni kitabını beklemek zor olur dedim, okumadım. Yazarın bu sene yeni kitabı çıkınca daha fazla ertelemek istemedim ve okudum. Livaneli’nin şimdiye kadar okuduğum en gizem dolu kitabıydı bu. Bir polisiye kadar da heyecanlıydı. Bazen kitaptaki sırların ortaya çıkması için kendi kendimle konuştum “Eee, hadi yeter. Gerçekte ne olmuş söylesene.” diye J Livaneli’nin kitapları hep biraz hüzünlüdür, kitabın kahramanları hep haksızlıklara uğramıştır ama sanırım beni en üzen kitabı bu oldu. Kitabı sonunda resmen içim acıdı. Kaldı ki sonunda ne olacağını kitabın bitmesine 100 sayfa varken az çok tahmin ettim ama buna rağmen yine de çok etkilendim. Bu kitap tavsiyemdir, okuyun. Hatta sadece bunu değil bütün Livaneli kitaplarını okuyun, pişman olmazsınız.

Filiz Aygündüz – Kaç Zil Kaldı Örtmenim: Güneydoğu’da 4 yıl öğretmenlik yapmış biri olarak terörün en yoğun olduğu yıllarda Diyarbakır’da öğretmenlik yapmış bir kadının anılarını okumak istedim. Yaşadıklarımızın arasında bazı benzerlikler bulsam da yazarın benden kat be kat zor şartlarda çalıştığını söylemeliyim. Biraz otobiyografi biraz roman türünde olmuş kitap. Kolay kolay ağlamayan beni sonunda ağlatmayı becerecek kadar başarılı. Kitabın sonunda kime üzüleceğimi şaşırdım. Haksızlığa uğrayan o kadar çok kişi vardı ki. Sonunda üzüldüğüm kitaplar için sonu keşke farklı bitseydi derim. Bu kitap için onu diyemem çünkü farklı bir son kitabın gerçekliğine zarar verirdi ve inandırıcı olmazdı. Aranızda okumayan varsa şiddetle tavsiye ederim.


     Haziran ayında okuduğum kitaplardan genel olarak memnunum. Temmuz ayından da umutluyum. Bir haftalık bir geziye katıldığım için kitaplarıma bir hafta ara vermem gerekse de bu ay çok ve iyi kitaplar okuyacağımı düşünüyorum. Umarım yanılmam. Şimdilik hoşça kalın. Görüşmek üzere. 

9 Şubat 2015 Pazartesi

YARIM ELMA GÖNÜL ALMA (İPEK ONGUN)


ALTINI ÇİZDİKLERİM:

     GİZEMLİ HİNT KADINLARI: Hindistan'da sınıflar keskin çizgilerle ayrılmış. Toplum beş kasttan oluşuyor. En üst sınıfta din adamları var, sonra bürokrat ve devlet yöneticileri, daha sonra tüccarlar ve çiftçiler. Beşinci kasttakilere "dokunulmazlar" deniliyor ve en pis işleri yapıyorlar ve diğer kastlar tarafından "mundar" olarak tanımlanıyorlar.

     Şimdi, hiç kimse kendi kastı dışında biriyle evlenemiyor. Kesin bir kural bu. Tüccar kastından bir genç kız, çiftçi kastından bir delikanlıyla evlenemiyor; çünkü işin ucunda toplumdışı olmak var. Bununla kalsa yine iyi. Kastlar içinde de pek çok kollar var. O kollarda da uyum olması gerek. Şöyle ki, eğer tüccar kastından biriyle evlenilecekse, tüccar kastının içinde kuyumcular, kumaşçılar, ayakkabıcılar gibi kollar var. O nedenle kuyumcunun kızı bir kuyumcunun oğluyla evlenmek zorunda.

     Diyelim ki bu da uydu ve aileler anlaştı. Bu arada Hindistan'da evliliklerin %95'i görücü usulüyle yapılıyor. Aileler tanışıp genç kıza evlenme olasılığı bildirildikten sonra astrologlar çağrılıyor ve birbirlerine uyum sağlayabilirler mi diye yıldız fallarına bakılıyor. Astrologların inceledikleri 32 öge varmış. Bu ögeler birbirini tutarsa, o evlilik için en hayırlı evlilik gününü yine yıldız falcıları saptıyor ve iki genç evleniyorlar.

     Ayrıca Hindistan'daki kızlar evlenecekleri erkekler için para ödüyorlar ve paranın çokluğu damat adayının eğitim ve iş düzeyini belirliyor. Kadın kuruluşları ise bu töreye şiddetle karşı çıkıyorlar; çünkü özellikle kırsal kesimde yaşayan fakir ailelerin böyle bir parayı verememeleri ve evde kalmış kızların aileye leke süreceği inancının getirdiği baskıyla, ikinci kız bebek doğduğunda onu öldürmeleri.




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...