artemis yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
artemis yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Nisan 2022 Pazartesi
19 Şubat 2019 Salı
16 Eylül 2018 Pazar
22 Haziran 2018 Cuma
Marissa Meyer-Levana (Seri #7)
Etiketler:
altını çizdiklerim,
artemis yayınları,
ay günlükleri,
fantastik,
kitap,
levana,
marissa meyer,
roman,
seri kitaplar,
seri kitapları seri okuyoruz,
sule uzundere blog
19 Haziran 2018 Salı
15 Haziran 2018 Cuma
Marissa Meyer-Cress (Seri #6)
Etiketler:
altını çizdiklerim,
artemis yayınları,
ay günlükleri,
cress,
cress and thorne,
fantastik,
kitap,
marissa meyer,
roman,
seri kitaplar,
seri kitapları seri okuyoruz
8 Haziran 2018 Cuma
5 Haziran 2018 Salı
9 Eylül 2017 Cumartesi
1 Temmuz 2016 Cuma
HAZİRAN AYINDA OKUDUKLARIM (2016)
Evet,
sonunda istediğim kadar okuyabildiğim bir ay geldi. Bu ay tam 11 kitap okudum. Benim için rekor bir sayı. Kim bilir belki yazın rekorumu geliştiririm. Lafı çok
uzatmak istemiyorum çünkü zaten uzun bir yazı olacak. Okuduğum 11 kitabı kısaca
anlatmaya ve altını çizdiğim cümleleri yazmaya başlıyorum.
SUNAY AKIN –
TUNCAY TERZİHANESİ
Bu
sene Sunay Akın’la tanışma ve kaynaşma senem oldu. İki sene önce D&R’dan
yazarın üç kitabını almıştım. Bir Çift Ayakkabı ve İstanbul’un Nazım Planı
kitaplarını okudum, yorumladım. Bendeki son kitabı Tuncay Terzihanesi’ni de bu
ay okudum. Kitap bildik Sunay Akın türünde yazılmıştı. Yine çok hoş anılar,
alıntılar ve ilginç konular vardı ama bu kitabı diğer iki kitabı kadar çok
sevmedim. Belki de yazarın kitaplarını arka arkaya okuduğum içindir ama diğer
iki kitabı bana göre daha iyiydi. Sunay Akın’la ilk kez tanışacaklara bu kitabı
değil, Bir Çift Ayakkabı ve/veya İstanbul’un Nazım Planı’nı tavsiye ederim.
Etiketler:
altın kitaplar,
artemis yayınları,
bilgi yayınevi,
ferit edgü,
Hande Altaylı,
iş bankası yayınları,
jules verne,
kitap,
sabahattin ali,
sel yayıncılık,
sunay akın,
yapı kredi yayınları
10 Kasım 2015 Salı
EKİM AYINDA OKUDUKLARIM (2015)
MAHİR ÜNSAL
ERİŞ – OLDUĞU KADAR GÜZELDİK
Maalesef
öykü türüyle pek barışamadım. Bu kitabı almamın sebebi Babil.com’a her
girdiğimde ana sayfasında bu kitabın tanıtımını yapması. Bir yerden sonra
alayım da okuyayım bakayım nasıl bir kitapmış diye merak ettim ve okudum. Öykü
sevmeyen ben kitabı severek ve beğenerek okudum. Zaten kitap 2014 Sait Faik
Öykü Ödülü’nü kazanmış. Özellikle öykü türünü okumaktan hoşlananlar bu kitabı
kaçırmasın. Diğer okuyucular da kitabı severek okuyabilirler.
Kitapta
“Benim Adım Feridun” diye bir öykü var. Hayatımda okuduğum en iyi 3 öyküden
biri diyebilirim. Özellikle aşk acısını o kadar iyi anlatmış ki yazar üşenmedim
koskaca iki paragraf süren o bölümü aşağıya yazdım. Eğer kitabı okumayı
düşünüyorsanız bence alıntıyı okumayın, merak edip okuyanlar lütfen yorumlarını
yazsınlar. Bu bölümden benim kadar etkilenecek misiniz merak ediyorum.
ALTINI ÇİZDİKLERİM:
1.
(19. Sayfa) Yaşa, işe, güce, itibara en ufak hürmeti olmayan bu acıya aşk acısı
diyorlar. Kim olursan ol, seni saklandığın yerde er ya da geç buluyor, gelip
göğüs kafesini ateşle sıvazlıyor ve sen içeride kapkara kurum tutuyorsun.
Ağzını açsan, alevler püskürüverecekmişsin gibi. Kolay kolay geçmiyor,
geçtiğinde de sen geçmiş olduğunu bile fark etmiyorsun. Yağmurlu havalarda
sızlayan eski bir kırık gibi sızlayıp duruyor, kendini hatırlatıyor. Bir tadı,
bir kokusu, bir eti var hatta, bir kütlesi ; gelip göğsüne oturmasından belli.
Kokusunu, kütlesini hesap edemiyorum ama bir tadı varsa bence o genizde kalmış
greyfurt tadını andırıyordur. Çok sevdiğim bir şeye benzeyen ama o olmadığını
bal gibi bildiğin bir tat; acı, buruk, portakala benzeyecek neredeyse, değil
ama işte. Hani kelime çok havalı olmasa “kekre” diyeceğim. İstediğin kadar
yutkun, üstüne istediğini ye, iç; geçmiyor, genizden aşağı yuvarlanıp gitmiyor.
Ne yediğinden anlıyorsun ne içtiğinden. Allah belasını versin.
Bir
de yalnızlık var, onu da hesaba katmak lazım. İlk başlarda onsuzluk sanıyorsun
bunu ama değil, basbayağı yalnızlık işte. Aynalarda kendini görmekten sıkılacak
kadar yalnızlık, yatağa yattığında kendi kokunu duymaktan öğürecek kadar… Kimseyi
istemiyorsun yanında ama durup durup da yalnızlıktan şikâyet edesin geliyor.
Bir şeyden şikâyet edebilmek için bile insan lazım. Öyle hileli bir şey bu.
İstiyorsun ki hep senin terk edilişinden bahsetsinler, hep seni yalnız bırakana
lanetler okusunlar topluca. “Sen de ne çok severmişsin be kardeşim!” desinler,
“Hak etmiyor, kızgın alevlere gelsin inşallah, sen hiç üzme kendini!” deyip hep
sırtını sıvazlasınlar. Olmuyor ama bir dinliyorlar, iki dinliyorlar. Sonra bir
bakıyorsun, sen anlatırken onlar telefonlarıyla oynuyorlar, saatlerine bakıyorlar,
sigara paketinin naylonundan çiçekler yapmaya uğraşıyorlar. Senin de içinden
gelmiyor işte ondan sonra, kendi kendine kalıyorsun. “Hay ben böyle aşkın
ıstırabını!” deyip kalaylayamıyorsun çünkü aşk da senin ıstırap da. Ondan
sonrası aynada kendi yüzün, yatakta kendi kokun, evin içinde şikâyet bile
edemeyeceğin, kendi dağınıklığın.
2.(21.
Sayfa) Evde hiçbir şey yapmadan vakit geçirmenin tüm kaynaklarını tüketmiştim
artık. Torunlarıma bile yetecek kadar sıkılmıştım.
3.(21.
Sayfa) Sevilirken kendimize, sevdirmeye çalıştığımız zamanlardaki kadar
bakmıyoruz hiç.
4.(23.
Sayfa) Yaşlanmanın en güzel yanı bu, konuşmadan baş hareketleriyle
anlatabiliyorsun neyi isteyip ne istemediğini. Şimdi lisede olsam, “Ne
sallıyorsun ulan kafanı, gevşek”,diye azarlayacaktı beni, “Adam gibi cevap
versene!”
5.(59.
Sayfa) Bütün şairler gibi; gidene, gelmeyene ve gelmesini umduğuna şiir yazmayı
severdi.
İPEK ONGUN –
NERDE KALMIŞTIK
İpek
Ongun ergenlik günlerimin yazarı :) Kitaplarını
lisedeyken okumaya başlamıştım. O günden beri Bir Genç Kızın Günlüğü serisinden
her kitap çıktığında dayanamayıp alıyorum ve hemen okuyorum. Nerde Kalmıştık
serinin 12. Kitabı. Açıkçası seri 8 kitaptan sonra eskisi kadar hoşuma
gitmiyor. Bunda benim büyümem de bir neden olabilir tabii ama hikayesini
okuduğumuz Serra’nın artık 40’lı yaşlarına gelmesi ve hikayesi benim ilgimi
çekmiyor. Neyse ki yazar Serra’nın kızı Selin’in hikayesini de anlatmaya
başladı da o kısımlar kitabı sürüklüyor ama tabii ne kadar götürür bilinmez. Bu
seri bir gün gerçekten bitecek mi çok merak ediyorum çünkü yazar her son
deyişinde dayanamayıp bir kitap daha yazıyor. Bekleyip göreceğiz.
To be continued...
Etiketler:
artemis yayınları,
güz okuma şenliği,
iletişim yayıncılık,
ipek ongun,
kitap,
mahir ünsal eriş,
nerde kalmıştık,
okuma şenliği,
olduğu kadar güzeldik,
öykü,
roman
7 Ağustos 2015 Cuma
TEMMUZ AYINDA OKUDUKLARIM (2015)
Birçok
insanın aksine ben yazın kitap okuyamıyorum. Boş vaktim bol ve canım sıkılıyor
ama hava o kadar sıcak ki içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Utanarak
söylüyorum geçen sene temmuz ve ağustos aylarında yani iki ayda sadece iki
kitap okumuştum L Bu seneki performansım geçen seneye göre bilmem kaç artmış
olsa da umarım ağustos ayı okuma bakımından daha verimli geçer çünkü temmuz
ayında toplam dört kitap okudum( Her hafta bir kitap bitirmişim diye avutuyorum
kendimi).
Maalesef
temmuz ayında okuduğum kitaplar sayı ve kalite bakımından haziran ayında
okuduklarımın yanına yaklaşamadı( Haziran ayında okuduğum kitaplar için
tıklayınız). Bakalım bu ay neler okumuşum:
1.Can Dündar
– Yıldızlar: Bu kitabı Can Yayınlarının 5 liralık kitap kampanyasından aldım.
Can Dündar’ı okumayı seviyorum. Ünlü insanların hayatlarını okumayı da
seviyorum. Bu yüzden Can Dündar’ın ünlülerle yaptığı röportajlardan oluşan bu
kitabı da sevdim. Tabii çok bir şey beklememek gerekiyor. Biraz nostalji
(Kitabın ilk baskısı 2004 yılı) biraz da kitaplığımda dursun, ileride açar bakarım,
hatıra olur niyetiyle aldım, okudum. Beklentimi karşıladı. Birkaç saatte
bitirebileceğiniz, kolay okunan bir kitap.
2.David
Gilmour - Film
Kulübü: İsmi ve arka kapak yazısı nedeniyle bu kitapla ilgili beklentilerim çok
yüksekti ama sonuç koca bir hayal kırıklığı. Ben sayfalarca baba ve oğlun film
sohbetlerini okuyacağımı sanarken ergen bir gencin bunalımlarını okudum. Hayır,
kitap bir gencin kişiliğini bulma sürecini, olgunlaşma hikâyesini hakkıyla
anlatsa gene okunur ama kitabın o kısmı da sıkıntılı. Bir de kitabın sonunda
büyük bir olay, bir duygusal sahne beklerken kitap öylece bitiyor. Acaba
beklentilerim yüksekti, bu yüzden mi kitabı beğenemedim diyorum ama internette
kitapla ilgili yorumların çoğu olumsuz.
Kitapla
ilgili yorumlarımın bu kadar olumsuz olmasının nedenlerinden biri de kitabın
sayfalarının eksik olması. Kitap 26. sayfadan 45. sayfaya atlıyor, aradaki
bölümler yok. Tam karakterleri tanıyacağım, hikâyenin içine gireceğim 20
sayfalık bir boşlukla karşılaştım ve çok sinirlendim. Bu konuyla ilgili Domingo
Yayınevine bir mail atacaktım ama unuttum gitti. Bu yazıyı bitirince mail
göndereceğim. Bakalım müşteri memnuniyeti konusunda nasıllar?
3.Ayça Şen –
Kalın Kitap: Real’de indirim reyonunda gördüm Kalın Kitap’ı ve 8 liraya aldım
(Bunu özellikle yazıyorum ki bu kitabı almayı düşünen varsa internetten
pahalıya almasın). Ayça Şen ismini duyduğum bir radyocu ama hiç dinlememiştim.
İndirimde olunca bir şans verip denemek istedim ama maalesef çok beğenmedim.
Kitap Ayça
Şen’in Radikal gazetesinde yazdığı köşe yazılarından oluşuyor. Aralarında bazı
güzel yazılar olsa da kitabın geneli vasattı. Kitabı okurken “Bu yazıyı ben de
yazabilirdim. Hatta birçok kişi bu kadar yazabilir.” diye düşündüm ama işte biz
yazsak yayımlayacak yayınevi bulamayız, ünlü biri yazınca kitap üçüncü
baskısını yapar :-)
4.Dicle
Keskinoğlu – Beşikte Durduğu Gibi Durmuyor: Bu kitabı da A-101’den 4 liraya
aldım (Uzun bir süre kitap almamaya karar verdiğim için eğer indirimde kitap
yakalarsam alıyorum yoksa almıyorum). İki çocuk annesi yazar kendi annelik
tecrübelerini anlatmış kitapta. Dergilerde ve gazetelerde yazdığı yazıları
toplamış. Bebek bakımıyla ilgili bilgiler değil de yazarın tecrübeleri
anlatılıyor kitapta. Bir şey öğrenmek için değil anneliğin nasıl bir hâl
olduğunu anlamak için okunabilir.
Son iki
kitabı okuduktan sonra bir denemelerimi topladığım bir de, anne olduktan sonra,
annelik hâllerimi anlatacağım iki kitap yazmaya karar verdim. O kadar da zor
görünmüyor :-)
Dediğim gibi
temmuz ayında zaten az kitap okudum, bir de maalesef bu kitaplar pek nitelikli
değildi. Umarım ağustos ayında daha çok ve daha iyi kitaplar okuyabilirim.
Şimdilik hoşça kalın. Görüşmek üzere.
Etiketler:
anı,
artemis yayınları,
ayça şen,
can dündar,
can yayınları,
david gilmour,
deneme,
dicle keskinoğlu,
doğan novus yayınevi,
domingo yayınevi,
kitap,
roman,
röportaj
11 Temmuz 2015 Cumartesi
HAZİRAN AYINDA OKUDUKLARIM (2015)
Herkese
merhaba. Bundan sonra okuduğum kitapları tek tek değil de ayda bir kere toplu
olarak yazmaya karar verdim. Eğer çok beğendiğim, hakkında uzun uzun konuşmak
istediğim bir kitap olursa sadece onu yazarım tabi ama bunun dışında her ayın
ilk haftası bir önceki ayda okuduğum kitapları yazacağım.
Haziran
ayında toplam 8 kitap okumuşum. Bu kitapların 5’i bahar okuma şenliği 3’ü yaz
okuma şenliği için okundu. Temmuz ayında okuyacağım kitapları da yaz okuma
şenliği listemden seçip okuyacağım. Listeme buradan ulaşabilirsiniz.Okuduğum
kitapları okuma sırama göre yazmaya başlıyorum.
George
Orwell – Hayvan Çiftliği: Utanarak söylüyorum ki ilk kez geçen ay bir George
Orwell kitabı okudum. Tabii ki ismini duymuştum ama nedense bugüne kadar
yollarımız kesişmemişti. Artık merakıma dayanamayıp yazarın Hayvan Çiftliği ve
1984 kitaplarını aldım. İlk olarak Hayvan Çiftliği’ni okudum. Kitabı
bitirdikten sonra ilk düşündüğüm şey “Ben bu kitabı okumak için neden bu kadar
beklemişim ki.” oldu. Çok beğendim ve çok etkilendim. 160 sayfalık bu kitap iktidarın
insanları nasıl değiştirebileceğini saatlerce süren konuşmalardan ya da yüzlerce
sayfalık tarih kitaplarından daha etkili anlatıyor. Okuyun, okutturun. Şimdi
1984’ü okumayı daha çok istiyorum.
Ayşe
Arman – Gezi’nin Güzel İnsanları: Gezi olaylarının yıldönümünde okudum bu
kitabı. Kitap Ayşe Arman’ın Gezi olaylarıyla ilgili insanlarla yaptığı
röportajlardan oluşuyor. Olayın üstünden sadece iki yıl geçmesine rağmen birçok
detayı unuttuğumu fark ettim. Maalesef Türk halkı olarak çok unutkanız. Bu
kitap kitaplığımda o günlerden bir hatıra olarak kalacak. İnsanların nasıl
haksızlıklara uğradığını ve ne acılar çektiğini öğrenmek ve / veya hatırlamak
isterseniz siz de bu kitabı okuyabilirsiniz.
Nicholas
Sparks – Son Şarkı: Bu kitabı eski okulumun kütüphanesinden almıştım. Müdür bey
kitabın kapağında öpüşen iki insanı görünce “Hocam bu kitabı sen al, sende
kalsın.” demişti J 2 senedir öyle kitaplığımda duruyordu.
Romantizm ihtiyacı duyduğum bir anda okudum. Kitaptan çok bir şey
beklemediğimden midir bilmem umduğumdan güzel bir kitap çıktı. 470 sayfalık bu
kalın kitabı hızla okuyorsunuz. Ronnie gibi itici bir karaktere tahammül etmeye
çalışırken Will’e aşık oluyorsunuz. Bu arada yazarın birçok kitabının sinemaya aktarıldığını
belirteyim. Not Defteri, Sevgili John gibi filmler yazar Nicholas Sparks’ın kitaplarından
filme çekilmiş. Hatta bu kitap da film olmuş. İmdb puanına bakınca (5.8) ve
başrolde Miley Cyrus’un oynadığını öğrenince filmi izlemekten vazgeçtim ama
merak edenler için filmin fragmanını buraya koyuyorum:
Kerime
Nadir – Hıçkırık: Kerime Nadir’in bu kitabı Ediz Hun, Hülya Koçyiğit ve Kartal
Tibet’in başrollerini paylaştığı bir filme çekildi. O filmi çocukken
televizyonda izlemiştim. Kitabını da merak edip okudum. Birini bir ömür
karşılıksız sevmek, deli gibi aşık olmasına rağmen toplum baskısına dayanamayıp
kavuşamamak gibi konular kitabın yazıldığı yıllarda çok yaygın olsa da maalesef
günümüz gençliğine hitap etmiyor. Ben de kitabı “Ayyy, o zaman ne güzel aşklar
varmış.” Duygusuyla değil “Ne salak bunlar. Madem birbirinizi seviyorsunuz söyleyin
kavuşun işte.” Duygusuyla okudum. Sanırım biraz odunum L
Vedat
Türkali – Fatmagül’ün Suçu Ne: Ben Vedat Türkali’nin Fatmagül’ün Suçu Ne diye
bir kitap yazdığını, sonra bu kitabın filme uyarlandığını sanıyordum ama tam
tersiymiş. Yazar filmin senaryosunu yazmış, sonra bu senaryo öyküleştirilerek
yazılmış. İlk defa bu tarz bir kitap okudum ama beğendiğimi söyleyemeyeceğim.
Kitap baştan savma yazılmış gibi. Olaylar çok hızlı ilerliyor, karakterler
yeteri kadar tanıtılmıyor ve kimsenin hangi davranışı hangi amaçla yaptığı
anlaşılmıyor. Kırmızı Kedi Yayınları’nın senaryoları öyküleştirdiği başka
kitapları da varmış ama ben okumayacağım.
Nilgün
Belgün – Hayat Sen Benimsin: Kitap Nilgün Belgün’le yapılan bir söyleşi. Ünlü
insanların hayatlarını okumayı seviyorum. O ünlü kişiye hayran olmama ya da onu
çok sevmeme gerek yok. Neler yaşadıklarını, nasıl ünlü olduklarını, hayatlarını
merak ediyorum. Doğan Kitap’ın 5 lira kampanyasından almıştım bu kitabı. Eğer
oyuncuya özel bir hayranlığınız yoksa okumasanız da bir şey kaybetmezsiniz.
Zülfü
Livaneli – Kardeşimin Hikayesi: Zülfü Livaneli en sevdiğim günümüz
yazarlarından biri. Bütün kitaplarını okuyacağım. Eski ev arkadaşım E. 2014
yılına girerken hediye etmişti bu kitabı bana. Hemen okuyup bitirmeyeyim, yeni
kitabını beklemek zor olur dedim, okumadım. Yazarın bu sene yeni kitabı çıkınca
daha fazla ertelemek istemedim ve okudum. Livaneli’nin şimdiye kadar okuduğum
en gizem dolu kitabıydı bu. Bir polisiye kadar da heyecanlıydı. Bazen kitaptaki
sırların ortaya çıkması için kendi kendimle konuştum “Eee, hadi yeter. Gerçekte
ne olmuş söylesene.” diye J Livaneli’nin kitapları hep biraz
hüzünlüdür, kitabın kahramanları hep haksızlıklara uğramıştır ama sanırım beni
en üzen kitabı bu oldu. Kitabı sonunda resmen içim acıdı. Kaldı ki sonunda ne
olacağını kitabın bitmesine 100 sayfa varken az çok tahmin ettim ama buna
rağmen yine de çok etkilendim. Bu kitap tavsiyemdir, okuyun. Hatta sadece bunu
değil bütün Livaneli kitaplarını okuyun, pişman olmazsınız.
Filiz
Aygündüz – Kaç Zil Kaldı Örtmenim: Güneydoğu’da 4 yıl öğretmenlik yapmış biri
olarak terörün en yoğun olduğu yıllarda Diyarbakır’da öğretmenlik yapmış bir
kadının anılarını okumak istedim. Yaşadıklarımızın arasında bazı benzerlikler
bulsam da yazarın benden kat be kat zor şartlarda çalıştığını söylemeliyim.
Biraz otobiyografi biraz roman türünde olmuş kitap. Kolay kolay ağlamayan beni
sonunda ağlatmayı becerecek kadar başarılı. Kitabın sonunda kime üzüleceğimi
şaşırdım. Haksızlığa uğrayan o kadar çok kişi vardı ki. Sonunda üzüldüğüm
kitaplar için sonu keşke farklı bitseydi derim. Bu kitap için onu diyemem çünkü
farklı bir son kitabın gerçekliğine zarar verirdi ve inandırıcı olmazdı.
Aranızda okumayan varsa şiddetle tavsiye ederim.
Haziran
ayında okuduğum kitaplardan genel olarak memnunum. Temmuz ayından da umutluyum.
Bir haftalık bir geziye katıldığım için kitaplarıma bir hafta ara vermem
gerekse de bu ay çok ve iyi kitaplar okuyacağımı düşünüyorum. Umarım yanılmam.
Şimdilik hoşça kalın. Görüşmek üzere.
Etiketler:
artemis yayınları,
ayşe arman,
can yayınları,
doğan kitap,
filiz aygündüz,
george orwell,
kerime nadir,
kitap,
nicholas sparks,
nilgün belgün,
roman,
söyleşi,
vedat türkali,
zülfü livaneli
9 Şubat 2015 Pazartesi
YARIM ELMA GÖNÜL ALMA (İPEK ONGUN)
ALTINI ÇİZDİKLERİM:
GİZEMLİ HİNT KADINLARI: Hindistan'da sınıflar keskin çizgilerle ayrılmış. Toplum beş kasttan oluşuyor. En üst sınıfta din adamları var, sonra bürokrat ve devlet yöneticileri, daha sonra tüccarlar ve çiftçiler. Beşinci kasttakilere "dokunulmazlar" deniliyor ve en pis işleri yapıyorlar ve diğer kastlar tarafından "mundar" olarak tanımlanıyorlar.
Şimdi, hiç kimse kendi kastı dışında biriyle evlenemiyor. Kesin bir kural bu. Tüccar kastından bir genç kız, çiftçi kastından bir delikanlıyla evlenemiyor; çünkü işin ucunda toplumdışı olmak var. Bununla kalsa yine iyi. Kastlar içinde de pek çok kollar var. O kollarda da uyum olması gerek. Şöyle ki, eğer tüccar kastından biriyle evlenilecekse, tüccar kastının içinde kuyumcular, kumaşçılar, ayakkabıcılar gibi kollar var. O nedenle kuyumcunun kızı bir kuyumcunun oğluyla evlenmek zorunda.
Diyelim ki bu da uydu ve aileler anlaştı. Bu arada Hindistan'da evliliklerin %95'i görücü usulüyle yapılıyor. Aileler tanışıp genç kıza evlenme olasılığı bildirildikten sonra astrologlar çağrılıyor ve birbirlerine uyum sağlayabilirler mi diye yıldız fallarına bakılıyor. Astrologların inceledikleri 32 öge varmış. Bu ögeler birbirini tutarsa, o evlilik için en hayırlı evlilik gününü yine yıldız falcıları saptıyor ve iki genç evleniyorlar.
Ayrıca Hindistan'daki kızlar evlenecekleri erkekler için para ödüyorlar ve paranın çokluğu damat adayının eğitim ve iş düzeyini belirliyor. Kadın kuruluşları ise bu töreye şiddetle karşı çıkıyorlar; çünkü özellikle kırsal kesimde yaşayan fakir ailelerin böyle bir parayı verememeleri ve evde kalmış kızların aileye leke süreceği inancının getirdiği baskıyla, ikinci kız bebek doğduğunda onu öldürmeleri.
















