bahar okuma şenliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bahar okuma şenliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2021 Cumartesi

Gabriel Garcia Marquez-Benim Hüzünlü Orospularım

Gabriel Garcia Marquez-Benim Hüzünlü Orospularım

                         Gabriel Garcia Marquez, Benim Hüzünlü Orospularım, Can Yayınları, Çevirmen: İnci Kut, 94 Sayfa, 54.Basım, 2020

10 Haziran 2015 Çarşamba

Son Zamanlarda Okuduğum Kitaplar – 3


Paulo Coelho – Aldatmak
     Nisan ayındaki kitap alışverişimde Paulo Coelho’dan Simyacı ve Aldatmak kitaplarını almıştım. Simyacı’yı okudum ve blogumda yazdım. (Okumak için tıklayınız). Şimdi Aldatmak kitabı hakkındaki yorumlarımı yazacağım:

     Kitabımızın başkarakteri Linda adında bir gazeteci. Evli, 2 çocuğu ve rahat bir yaşamı var ama bir gün birdenbire mutlu olmadığını hissediyor. Görünüşte mükemmel olan hayatı ona yetmiyor ve kocasını aldatıyor (Bu bilgi spoiler sayılmaz diye düşünüyorum. Sonuçta kitabın ismi Aldatmak).

     Bir ara kadınların eşlerini aldatması konusu edebiyatta ve sinemada popülerdi biliyorsunuz. Ahmet Altan Aldatmak diye bir kitap yazmıştı. Tam o zamanlarda sinemalarda Richard Gere ve Diane Lane’in başrolünde oynadığı Sadakatsiz filmi gösterimdeydi. Bu yüzde Paulo Coelho’nun kitabı bende sanki modası geçmiş bir konuyu ele almış izlenimi uyandırdı.

     Kitap, her Paulo Coelho kitabında olduğu gibi, insanı sıkmıyor. Kolay okunuyor. Yalnız olaylar çok hızlı ilerliyor. Ne karakter gelişimi ne de olayların gerçekleşmesi inandırıcı bir şekilde veriliyor. Linda’yı tanımamız, onun mutsuz olduğunu fark etmesi, kendini anlamaya çalışması ve kocasını aldatması 40 sayfa içinde oluyor. Bu durumda karakterle empati kuramıyoruz ve onu anlayamıyoruz.

     Kitap başladığı hızla bitiyor. Kitabın sonu  kitap boyunca aklınıza gelmeyecek bir sürprizle bitiyor. Ben sürpriz sonlara bayılırım ama bu son da inandırıcı bir şekilde verilememiş. Kitap boyunca bu sonla alakalı en ufak bir ipucu yok. Bu durumda kitabı bitirdiğinizde “Ne alaka?” diyorsunuz.

     Yine her Paulo Coelho kitabında olduğu gibi kitapta birçok güzel cümle vardı, ben de bol bol o cümlelerin altını çizdim.

     Sonuç olarak Ahmet Altan’ın Aldatmak kitabının bu kitaptan çok daha iyi olduğunu düşünüyorum.

ALTINI ÇİZDİKLERİM:
1.Bazen kim olduğumuzu bulmamız için kendimizi kaybetmemiş gerekir.

2.Bugün her şeyin değişeceği korkusuyla her şeyin son nefesime dek aynı kalacağı korkusu arasında bölünmüş bir kadınım ben.

3.Kâbustan farksız olmasaydı rüya bile diyebilirdim buna çünkü ondan aşağı kalmamak adına kendime yüklediğim sorumluluk müthiş bir baskı yapıyor.

4.Her gün bir bilgi yağmuruna tutuluyoruz: makyajlı ergen kızların kadın kılığına girerek ebedi güzellik vaat eden mucizevi güzellik ürünlerini sundukları reklam afişleri; evlilik yıldönümlerini kutlamak için Everest’e tırmanan ihtiyar bir çift; yeni model masaj aletlerinin ilanları; zayıflama ürünleriyle dolup taşan eczane vitrinleri; hayatı olduğundan farklı gösteren filmler; müthiş sonuçlar vaat eden kitaplar; kariyerde yükselmek ya da iç huzuru bulmak konusunda insanlara öğütler veren uzmanlar. Bütün bunlar yüzünden kendimizi yaşlı hissediyoruz, maceradan yoksun yaşamlar sürüyoruz, bu esnada cildimiz pörsüyor, fazla kilolar kontrolsüzce birikmeye başlıyor, sırf “Olgunluk” adını verdiğimiz şeye ters diye duygularımızı ve arzularımızı bastırmaya zorlanıyoruz.

Maruz kaldığın bilgileri ayıkla. Gözlerinle kulaklarına birer süzgeç takıp sadece kendini kötü hissetmemeni sağlayacak şeylerin geçmesine izin ver çünkü günlük işler zaten kendimizi kötü hissetmemiz için yeterli.

5.Altı ay önce çamaşır makinemizi yenileyince çamaşırhanemizin tesisatını değiştirmemiz gerekti. Yerdeki döşemeyi değiştirmek ve duvarları yeniden boyatmak zorunda kaldık. İş bittiğinde çamaşırhanemiz mutfağımızdan daha güzel oldu.

Bir taraf yeniyken diğeri sırıtmasın diye mutfağı da yeniledik. Derken salonun eski kaldığını düşündük. Salonu da yeniledik ama orası yenilenince neredeyse on senedir değişiklik yüzü görmeyen çalışma odası gözümüze batmaya başladı.
Çalışma odasını da yeniledik. Yavaş yavaş değişiklikler evin tamamına yayıldı.

Umarım hayatımda da aynısı tekrarlanır, küçük şeyler büyük dönüşümlere sebep olur.

6.Vaktinde sen de eşini aldattığını bildiğin kişilere lanet okumuş, başka ülkede yaşasaydı taşlanırlardı diye düşünmüştün. Ta ki bir gün kendi başına gelene dek. O zaman tutumunu aklamak için milyon tane bahane bulursun, kısacık bir süre için de olsa mutlu olmayı hak ettiğini söylersin.


Gary Small – Gigi Vorgan – Bir Psikiyatristin Gizli Defteri
     Kitabın ilk baskısı 2013 yılında olsa da bu kitabı son zamanlarda çok sık görmeye başladım. Hem herkesin bu kitabı okuması hem anı türündeki kitapları sevmem hem de psikolojik olayların anlatılması nedeniyle nisan ayındaki kitap alışverişimde bu kitabı da aldım ve okudum.

     Kitabın kapağında “En sıra dışı vakalar” deyince insanın beklentisi yükseliyor. Ben, hayatımda ilk defa duyacağım, inanamayacağım olayları okuyacağımı düşünmüştüm ama kitapta bir tane bile beni çok şaşırtan vaka yoktu. Sonuçta ben 8 sezon House izlemiş insanımJ Gerçi oradaki hastalıklar bedenseldi ama o vakaları ve çözülüş şekillerini gördükten sonra Bir Psikiyatristin Gizli Defteri beni çok etkilemedi. Kitabın son başlığı “Sahte Psikiyatrist” kısmında eğer olay tahmin ettiğim gibi gerçekleşseydi işte o zaman şoke olurdum ve kitap için güzel bir son olurdu ama o bölüm de tahmin ettiğim gibi çıkmadı.

     Yazar bir yandan vakaları anlatırken bir yandan da kendi hayatının ilerleyişini anlatıyor. Bu da okurken insanı sıkmıyor ve sizi anlamadığınız tıbbi terimlere boğmuyor. Eğer psikoloji türünü seviyorsanız bu kitabı okuyabilirsiniz.


Albert Camus – Yabancı
     1957yılında Nobel edebiyat ödülünü alan bu kitabı ben mayıs ayında okudum. Kitap (Arka kapaktaki yazıdan alıntı yapıyorum.) “Bir Arap’ı öldüren ama bu suçtan çok, gerçek duygularını dile getirdiği ve toplumun istediği kalıba girmeyi reddettiği için dışlanan bir ‘yabancı’ aracılığıyla 20. Yüzyıl insanının içine düştüğü yabancılaşmayı” anlatıyor.

     Kitabın başkarakteri Meursault uzun zamandır görmediğim kadar başarılı bir karakterdi. Kitaptan çok karakterden etkilendim diyebilirim. Bazen onun gibi düşündüğümü fark ettim, bazen ondan nefret ettim, bazen onu haklı buldum, bazen ona çok kızdım vb. Uzun zamandır bana bu kadar farklı duyguyu yaşatan bir kitap karakteriyle karşılaşmamıştım. Bu nedenle kitabı okuduğum için çok memnun kaldım. Sadece kitabın daha farklı bitmesini isterdim.

     Nobel edebiyat ödülünü almış, klasik ve güzel bir roman okumak isterseniz Yabancı’yı tavsiye ederim. Zaten 110 sayfalık kitabı isterseniz bir günde bitirebilirsiniz.

ALTINI ÇİZDİKLERİM:
1.Ben yarım yamalak dinlediğim bir adamı başımdan savmak istedim mi, ona hak veriyormuş gibi yaparım, bu sefer de öyle yaptım.

2.Fakat herkes bilir ki hayat, yaşamak zahmetine değmeyen bir şeydir.

8 Haziran 2015 Pazartesi

Sarah Jio Kitapları ve Kadınları

     Çevremde ben her zaman en çok kitap okuyan, kitapları ve yazarları en iyi tanıyan, insanlara kitap tavsiyesi veren biri olmuştum. Ta ki bu yıla kadar. Çevremdeki herkes Sarah Jio diye bir yazardan bahsederken ve onun kitaplarını arka arkaya okurken ben olaya Fransız kaldım. Yazarın hiçbir kitabını okumadığım gibi adını bile duymamıştım. Tabii bu durumu gururuma yediremediğimden (J) hemen yazarın 2 kitabını alıp okudum.


     Sarah Jio’nun okuduğum ilk kitabı Böğürtlen Kışı’ydı. Kitabın özeti(Arka kapaktan alıntıdır) : "Vera Ray 1933 yılının o karlı mayıs akşamında üç yaşındaki oğlu Daniel'ı son kez öptüğünü bilmiyordur. Her ne kadar oğlunu yalnız bırakma düşüncesinden nefret etse de hayatlarını devam ettirmek için çalışmak zorundadır. Tek avuntusu, gün ağardığında küçücük oğluna sarılacak olmasıdır. Ancak Vera geri döndüğünde karşılaştığı manzara, Daniel'ın boş yatağıdır. Bir de karlar içine gömülmüş olan oyuncak ayısı.

Seksen sene sonra Seattle yine mayıs ayında karlar altındadır. Köklü bir gazetede muhabir olan Claire Aldridge, bu doğaüstü olayı haber yapacaktır. Araştırmalarına devam eden Claire, küçük çocuğun bu zamana kadar sonuçlanmamış kaçırılma davasıyla karşılaşır. Evlat kaybetmenin ne demek olduğunu çok iyi bilen Claire, bu olayı çözmeye karar verir. Ancak çözdüğü her düğümün, onu Vera'yla olan bağlantısına yaklaştırdığından habersizdir…"


     Yazarın ikinci olarak Mart Menekşeleri kitabını okudum. Kitabın özeti (Arka kapaktan alıntıdır): "Gerçek aşkı yaşadığına inanan ünlü yazar Emily Wilson, kocasının başka bir kadını ona tercih ettiğini öğrenince, hayal kırıklığına uğrar. Tüm bu olanlara rağmen yine de tek bir damla gözyaşı dökmez. 

Büyük yengesi Bee, Mart ayını Bainbridge Adası'nda geçirmesi için onu davet eder. Emily ruhunda açılan yaraların iyileşmesi umuduyla, bu teklifi kabul eder. 

Adanın mistik havasıyla huzuru yakalamaya çalışan Emily, 1943 yılında yazılmış kırmızı kadife kaplı bir günlük bulur. Bu günlük onu geçmişin tozlu sayfalarına hapsolan gerçek bir aşk hikâyesine ve altmış yıllık bir aile sırrına götürecektir..." 

     Açıkçası ben Sarah Jio’yu da kitaplarını da çok sevmedim. Belki de herkes bayıla bayıla okuduğundan ve çok övdüğünden beklentilerim yükseldi ama yazar bende “Bütün kitaplarını okumalıyım.” duygusu uyandırmadı. Bir de yazarın iki kitabı da birbirine çok benziyordu. Evliliğinde sorun yaşayan iki kadın bir şekilde geçmişte yaşanmış bir hikayeyi bulurlar. Geçmiş ve günümüz paralel şekilde ilerlerken bir yerde olaylar kesişir. İki kitap da bu temel üzerine kurulmuş.

     Yazarın en önemli ve sanırım okuyucular tarafından en çok sevilen özelliği kitaplarının sonunda okuyucuyu şaşırtması. Ben Böğürtlen Kışı’nda kitabın sonunu 150. Sayfadayken anladım. Mart Menekşeleri’nde de ne olacağını az çok anladım ama kim kimdir kısmını tutturamadım. Yani bu açıdan da beni etkilemedi.

     Bir daha Sarah Jio okuyacağımı düşünmüyorum. Eğer bu iki kitap dışında çok iyi diyebileceğiniz bir kitabı varsa lütfen yazın. Ön yargılı davranarak güzel bir kitap okuma fırsatını kaçırmak istemem.

     Bundan sonrası Böğürtlen Kışı ve Mart Menekşeleri kitapları için ağır spoiler içerir. Kitapları okumayanlar buradan sonrasını okumasınlar.

     Sizi bilmem ama ben kitabın ana karakterini sevmiyorsam kitabı da sevemiyorum. Yazarın kitapları hakkında bu kadar olumsuz konuşmamın nedeni de iki kitaptaki baş karakterlerden nefret etmem. Anlatayım.

     Böğürtlen Kışı’ndaki Vera fakirlikten ölüyor. Zengin, yakışıklı, iyi kalpli ve onu seven bir erkek buluyor. Sırf o adamın kız kardeşi “Siz farklı dünyaların insanlarısınız. Bir arada olmanız imkansız.” dedi diye adamı terk ediyor. Üstelik onun bebeğine hamile ve adama bunu söylemiyor bile. Aradan 4-5 sene geçiyor. Çocuğu da kendi gibi sefil ediyor. Sonra çocuğu kaybolunca aradan geçen uzun yıllara rağmen hem yardım istemek hem de belki tekrar beraber oluruz umuduyla adama gidiyor. Adam artık evli olduğunu söyleyince bu da gidip intihar ediyor. Halbuki aklını kullansa en başta adamla evlenip mutlu bir hayat sürebilirdi.

     Mart Menekşeleri’ndeki Esther daha salak. Elliot gibi mükemmel bir adamla nişanlıyken bir yanlış anlama sonucu onu terk ediyor. Adamı dinlemiyor bile. Sonra gidiyor başka bir adamla evleniyor. Evlendiği adam da dünya iyisi (Zaten böylelerinin şansına hep iyiler denk gelir). Sonra bu, kocasını Elliot ile aldatıp bir de Elliot’tan hamile kalıyor. Kocası ihanetini öğrenip onu evden atınca Elliot’un yanına gittiğinde onu arkadaşı Frances’le görünce “Vay siz bunu bana nasıl yaparsınız?” triplerine giriyor. Buraya kadar hadi neyse. Bir de kendine öldü süsü vererek insanlara vicdan azabı çektiriyor. Elliot’tan kızını, kızından babasını esirgiyor ve dünyayı gezerek hayatını yaşıyor. Peki bunları yaparken ona kim yardım ediyor? Ona deli gibi aşık olan bir başka erkek L

     Bu Esther’den kitap boyunca “Çok iyiydi. Mükemmeldi. Onu her gün özlüyorum.” diye bahsedilince ben kafayı yedim. Kadın bencilin tekiymiş. Kendinde her şeyi yapacak ve insanların hayatını mahvedecek davranışları gerçekleştirme hakkını görmüş. Bir de mağdur ayağına yatıyor. Neyse, daha fazla yazmayayım sinirlerim bozuluyor L


     İki kitapta da aptal kadınların bize gururlu diye tutturulmasına sinir oldum. Yazarın diğer kitaplarındaki kadın karakterler de böyleyse ben hiç boş yere diğer kitaplarını okumayayım. Güçlü kadın karakterler okumak istiyorum. 

28 Mayıs 2015 Perşembe

MURTAZA (ORHAN KEMAL)


Orhan Kemal en sevdiğim yazarlardan biridir. Bütün kitaplarını okuyacağım ve kütüphanemde bütün kitaplarını bulunduracağım. Bu hedeflerime her geçen gün biraz daha yaklaşıyorum. Eğer hâlâ Orhan Kemal okumayanınız varsa bir an önce okumaya başlayın derim. Fabrikalardaki, tarladaki, varoşlardaki fakir insanları onun kadar iyi ve gerçekçi anlatan başka bir yazar tanımıyorum.
            Murtaza mübadele sonrası Türkiye’ye gelen bir göçmen. Önce mahallede bekçi olarak iş buluyor ama kısa zamanda mahalleliyi yıldırıyor. Sürekli "Gördüm kurs, aldım çok sıkı terbiye ve disiplin amirlerimden, görseydin kurs, alsaydın amirlerinden sıkı bir disiplin yapmazdın böyle be yav." Diyerek mahallede askeri disiplini sağlıyor. Bu da tabii mahallenin serserilerinin ve belalılarının işine gelmiyor. Ne yapıp edip Murtaza’yı bekçilikten uzaklaştırıyorlar. Murtaza bir fabrikada gece kontrol amiri olarak çalışmaya başlıyor. Bu sefer de tembellik yapmaya alışmış, fabrikanın mallarını çalan adamların korkulu rüyası oluyor.
            Orhan Kemal, Murtaza kitabında kolay kolay unutulmayacak bir karakter yaratmış. Bu aşırılı disiplinli, görevini ailesinden ve kendinden üstün tutan adamı okumak çok keyifli. Hatta birkaç yerde kahkaha attım ve çevremdeki insanların dikkatini çektim.
            Murtaza göçmen olduğu için hep devrik cümleyle konuşuyor. Ben devrik cümleleri sevdiğim için sıkıntı yaşamadım ama bu konuşma tarzına alışık olmayanlar kitabı okurken zorlanabilirler.
            Yazar kitabın önsözünde kitabın devamını yazabileceğini belirtmiş ama bildiğim kadarıyla yazmamış. Keşke yazsaydı. Murtaza’da daha çok malzeme vardı.
            Murtaza kitabı filme de uyarlanmış. 1965 yılında Tunç Başaran’ın yönettiği siyah beyaz filmde Murtaza karakterini Müşfik Kenter canlandırmış. Daha sonra 1985’te bu sefer Ali Özgentürk’ün yönettiği filmde Murtaza’yı Müjdat Gezen canlandırmış. Murtaza Devlet Tiyatroları’nda da defalarca oynandı ve oynanmaya devam ediyor.
            Murtaza, Orhan Kemal’in en sevdiğim kitaplarından biri oldu. Okumayanlara gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.

ALTINI ÇİZDİKLERİM: 
-Bilin bakalım Mustafa Kemal karısından niye ayrıldı?
-Niye?
-Malım mülküm çoluğuma çocuğuma değil, milletime kalsın diye. Tekmil malını mülkünü millete bırakmadı mı rahmetli?

27 Mayıs 2015 Çarşamba

SON ZAMANLARDA OKUDUĞUM KİTAPLAR – 2


PAULO COELHO – SİMYACI
Simyacı’yı ilk kez çocukken duymuştum. O zamanlar yarısını okumuştum ve o günlerden aklımda kalan tek şey Santiago’nun tozlu kristallerin tozunu alması, kristaller temizlenince dükkanın satışlarının artmasıydı.
Simyacı İspanya’dan kalkıp Mısır piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago’nun hikayesini anlatıyor. Bu yolda Santiago çok şey yaşıyor ve çok şey öğreniyor. Kitabın sonunda bambaşka birine, olması gereken kişiye, dönüşüyor. Hazineyi bulup bulmadığını söylemeyeyim, kitabı henüz okumayanlar varsa hevesleri kaçmasın.
Paulo Coelho her zamanki gibi insanı sıkmayan, kolay okunan bir kitap yazmış. Yine her zamanki gibi altını çizdiğim, beğendiğim çok cümle oldu. Zaten Paulo Coelho bu altı çizilecek cümleleri en iyi yazan yazarlardan biri.
Kitabı 2 günde bitirdim, aslında bir günde bile bitirilebilir, ve beğendim ama ben kitaptaki başkarakterin bir amaç uğruna yola çıktığı, bu yolda yaşadıklarıyla değiştiği ve kendini keşfettiği hikayeleri okumaktan biraz sıkıldım. Gerçi Simyacı bu tarz kitapların ilk örneklerinden sayılır ama ben daha öncesinde buna benzer kitaplar okuduğum için Simyacı’yı okurken “Ben bu kitabı okumuştum.” Hissine kapıldım. O yüzden çok etkilenmedim.
Eğer hâlâ okumadıysanız Simyacı’yı okumanızı tavsiye ederim. Özellikle manevi yönü yüksek ve kişisel gelişim kitaplarını sevenler Simyacı’yı daha çok beğenecektir.

ALTINI ÇİZDİKLERİM:
1.Bir şeyi gerçekten istersen onu gerçekleştirmen için bütün evren işbirliği yapar.
2. Düşümü gerçekleştirmek korkuyorum çünkü o zaman yaşamak için bir sebebim olmayacak.
3. Kötülük insanın ağzına giren şeyde değildir. Kötülük oradan çıkandadır.
4. Yarın, deveni satıp bir at al. Haindir develer. En küçük bir yorgunluk belirtisi göstermeden binlerce fersah yol alırlar. Ve sonra birden dizüstü çöküp ölürler. Oysa atlar yavaş yavaş yorulur. Ve sen onlardan neler isteyebileceğini ve ne zaman öleceklerini bilirsin.
5. Yüreğine, acı korkusunun, acının kendisinden de kötü bir şey olduğunu söyle.
6. Bir düşün gerçekleşmesini bir tek şey olanaksız kılar; başarısızlığa uğrama korkusu.
7. Bir kere olan bir daha asla tekrarlamaz. Amma ve lakin iki kere olan mutlaka üçüncü defa da olacaktır.


FERAYE SÜNEV ÇOKGÜRSES VE KAAN ARER – BACAK ARASINDAN TÜRKİYE
        30 küsur sene jinekolog olarak çalışan Feraye Sünev Çokgürses doktorluk anılarını toplamış bu kitapta.
Kitap çok popüler oldu. Son zamanlarda birçok kişinin okuduğunu gördüm. Durum böyle olunca bir de kadın hikayeleri anlatılınca ben de kitabı aldım ve okudum.
Kitapta sezaryen, kürtaj, ensest, gibi başlıklar var. Yazarın bu konulardaki görüşleri ve anıları yer alıyor bu bölümlerde. Aynı zamanda yazar tıp eğitimini, Doğu’da çalışmasını ve özel sektör tecrübelerini de ayrı başlıklar altında anlatmış. Özellikle özel sektör anılarını dehşetle okudum. Sağlığımız nasıl insanların elindeymiş. Burada sağlıktan bahsediyoruz şaka değil. Devlet özel hastaneleri daha sık denetlemeli ve daha sert yaptırımlar uygulamalı. İnsanların hem paraları alınıyor hem de sağlıklarıyla oynanıyor.
Kitabı okurken ülkemizdeki kadınların ne acılar çektiğini bütün çıplaklığıyla görüp ürperiyorsunuz. Gazetelerin 3.sayfalarında çıkan, şöyle bir bakıp geçtiğimiz olayları gerçekten yaşayan insanlar var. Sanılanın aksine kadınlar sadece Doğu’da zor durumlar yaşamıyor, ülkemizin ehr yerinde yardıma muhtaç kadınlar var. Kitabı okuduktan sonra onlardan biri olmadığım, rahatım yerinde olduğu için şükrettim.
Yazar kadın vücudu ve doğum ile ilgili yararlı bilgiler veriyor. Günümüzde kadınların birçoğunun sezaryen yaptırdığını ama doğal ve sağlıklı olanın normal doğum olduğunu yazmış. Bunu tabii ki hepimiz biliyoruz. Yazar normal doğumun sanıldığı kadar zor ve acı verici olmadığını anlatmış. Çocuğu olmayan ve çocuk doğurmaktan korkan biri olarak şu sayfanın beni epey rahatlattığını söyleyebilirim :-)


Sonuç olarak bu kitabı bütün kadınlara tavsiye ediyorum. Büyük ihtimalle kitap erkeklerin ilgisini çekmeyecektir ama kadınları daha yakından tanımak için onlar da bu kitabı okuyabilirler.

ALTINI ÇİZDİKLERİM:
1.Komedyen Eddie Cortar’a “Hastalanınca ne yapmak gerekir?” diye sorulduğunda: “Mutlaka doktora gidin.” Demiş. “Zira doktorun yaşaması gerek. Verdiği ilacı da alın çünkü eczacının da yaşaması gerek. Fakat ilaçları sakın içmeye kalkmayın, zira sizin de yaşamanız gerek.”


KAHRAMAN TAZEOĞLU – BUKRE
            Kahraman Tazeoğlu daha önce okumadığım bir yazardı. Bukre kitabı bu kadar popüler olunca, bizim 6.sınıftaki kızların hepsi bu kitabı okudu herhalde, bir de hakkında iyi eleştiriler olunca Bahar Okuma Şenliği kapsamında okuyacağım kitaplara Bukre’yi de dahil ettim.
            En sonda söylemem gerekeni en başta söyleyeceğim. Kitap son zamanlarda okuduğum en sıkıcı kitaptı. Sırf hiçbir kitabı yarıda bırakmama prensibim yüzünden kitabı zorla bitirdim. Baştan sona vıcık vıcık bir aşk hikayesi anlatılıyor. Yazar resmen Facebook’taki atarlı giderli sözlerden kitap yazmış. Kitaptaki her karakter aforizmalı konuşuyor. Normal bir “Nasılsın? Nasıl gidiyor?” muhabbeti yok ki kitabın bütün karakterleri genç. Kitap boyunca bir karakterin çıkıp da “Ya siz ne anlatıyorsunuz? Kasmayın, normal insan gibi konuşun.” Demesini bekledim ama kitaba giren her karakter aynı tarz konuşuyordu :-( Ne demek istediğimi anlamanız için, kitabın dilini merak edenler için birkaç alıntı yazıyorum. 304 sayfa boyunca böyle konuşmalar yapılıyor işte.

1.(Kitabın arka kapağındaki yazı) Sen büyümüşsün ama doğmamışsın bile. (???)
2.Bukre karşılıksız sevmişti ve bunun karşılığı karşılık alamamak olmuştu. (Kardeş zaten karşılıksız sevdiğini söylüyorsun. Karşılıksız sevmek demek, karşındaki insanın senin sevgine karşılık vermemesi demek değil mi?)
3.Aklın ardında kalacağına bırak ardın geride bıraktığının yanında kalsın (???)
4.Eğer, geçmişteki acılarımın karşılığı karşımdaki insanda sonlanmıyorsa, o benim mutluluğumun başlangıcı da olamaz. Hayatıma girecek insanın beni sadece mutlu etmesi yetmez, geçmişimdeki acıları da bana unutturması gerekir. Yoksa bu bir başlangıç değil, geriye doğru görünmez bir kalemle silmektir içini karartan her şeyi… Ve bilirsin ki bir gün tekrar gün yüzüne çıkacağını onların. (Başlangıç gene fena değil de sonradan yine bozmuş).
            Daha böyle çok cümle vardı, hatta bütün kitap bu tarz cümlelerden oluşuyordu. İnternette okuduğuma göre Kahraman Tazeoğlu’nun bütün kitapları bu tarzmış. Bu demektir ki Bukre okuduğum ilk ve son Kahraman Tazeoğlu kitabı olacak.

            Bir de kitapta Bukre için “Bukre’nin saçları çimenlerin üzerinden siyah bir ırmak gibi akıyordu.” Diyor ama kitabın kapağına sarı saçlı bir kız koymuşlar. Herhalde kapağı tasarlayan arkadaş da kitabı okumaya dayanamamış, gelişigüzel bir kız fotoğrafı kullanmış :-)

23 Mayıs 2015 Cumartesi

SON ZAMANLARDA OKUDUĞUM KİTAPLAR - 1


AYŞE KULİN – KÖPRÜ
     Ayşe Kulin’in Köprü kitabını uzun zamandır okumak istiyordum. A-101’de cep boyu 6 liraya satılınca hemen aldım ve okudum.

     Ayşe Kulin kolay ve hızlı okunan bir yazar. Kitaplarını, eğer işiniz yoksa, 1-2 gün içinde bitirebilirsiniz. Ben Köprü’yü sadece okulda okuma saatlerinde ve boş derslerimde okuduğum için bitirmem bir haftayı buldu.

     Köprü, şaibeli bir trafik kazasında hayatını kaybeden Erzincan eski valisi Recep Yazıcıoğlu’nun Erzincan’a köprü yaptırmasını anlatıyor. Ben köprü yaptırmasını anlatıyor diye kolayca yazdım ama köprünün yapılması o kadar kolay olmuyor. Yıllar sürüyor ve çok emek gerektiriyor. Hele köprünün son yapım aşamasında çıkan aksaklıkları okurken acayip heyecanlandım. Köprünün yapıldığını bilmeme rağmen “Acaba olacak mı? Bir sorun çıkmasa bari.” diye heyecanla okudum. Neyse ki kitap mutlu sonla bitti.

     Hatırlarsanız Köprü kitabı TV dizisi olarak çekilmiş ve Star TV’de yayınlanmıştı. Vali karakterini Erdal Beşikçioğlu oynamıştı. Ben önce dizisini izleyip sonra kitabını okuduğum için kitapta vali konuşurken veya vali anlatılırken gözümün önüne hep Erdal Beşikçioğlu geldi.

     Kitapla ilgili tek olumsuz yorumum yazarın kitabın sonlarına doğru Kürt isyanlarının tarihçesini vermesi olur. Taa 1924, 1925 ve 1938 yıllarındaki isyanları anlatması kitaba bir şey katmıyor, tam tersine kitabın bütünlüğüne zarar veriyor.

     Bir de keşke Ayşe Kulin kitaplarındaki karakterlerini ölmüş ünlü kişilerle konuşturma huyundan vazgeçse. Handan kitabındaki Handan, Halide Edip Adıvar’la konuşuyordu, Köprü kitabında vali ise İsmet İnönü’nün heykeliyle konuşuyor! Bu bölümler kitabın etkisini azaltıyor.

ALTINI ÇİZDİKLERİM:
1. Alıştığın bulaşacağından iyidir.


CAHİT ZARİFOĞLU – YEDİ GÜZEL ADAM
     Türkçe öğretmeni olmama ve kitap okumayı çok sevip çok kitap okumama rağmen şiir türünü bir türlü sevemedim. Zaten hayatımda okuduğum şiir kitabı sayısı da bir elin parmaklarını geçmez. Cahit Zarifoğlu adını da ilk kez Yedi Güzel Adam dizisinde duymuştum. Baktım kitap haftalardır çok satanlar listesinde ben de merak edip aldım. Sonuç: Şiir benim tarzım değil :-) Kitaptaki şiirlerden hiç zevk almadım ve okurken çok sıkıldım. Neyse ki kitap çok kalın değildi (133 sayfa) de çabuk bitti. Kitaptan aklımda kalan ve hoşuma giden tek cümle şu oldu: “Halk aşksızsa sokaklar, banka dükkanlarıyla doludur.

     Şaire ve kitabına haksızlık etmek istemem. Dediğim gibi ben şiir sevmiyorum. Şiir seven arkadaşlar zevkle okurlar belki.

     Bir şiir kitabından sonra hâlâ benim için en iyi şair Orhan Veli Kanık :-)


ELİF MELİSSA – EYLÜL
     Facebook çekilişlerinden birinde kazanmıştım Eylül kitabını. Yazar henüz 20 yaşında ve bu, onun ilk kitabı. Yazar bu romanı daha önce Wattpad’de yayımlamış. Çok okununca kitap olarak basılmış. 2015 yılında basılan kitap 2. Baskısını yapmış bile.

     Kitap Eylül isminde genç bir kızın hayatını anlatıyor. Kitabın başlarında Eylül’ün sevgilisi ve arkadaşlarıyla olan ilişkisi anlatılınca bir gençlik romanı okuyacağımı düşündüm ama sonradan o kadar çok olay oldu ki kitap neredeyse aksiyon kitabı haline geldi. Tabii bu durumda siz de “Yok artık, daha neler!” tepkisi veriyorsunuz çünkü bu kadar da olmaz diyeceğiniz şeyler gerçekleşiyor ve bunlar tamamen inandırıcılıktan uzak ele alınıyor.

     Sizi bilmem ama ben bir kitabın ana karakterini sevmeyince kitabı da çok sevemiyorum. Eylül kitabında da böyle oldu. Kitabın başkarakterleri eylül ve Uğurcan o kadar itici ve benciller ki başlarına gelenlere üzülmedim, hatta daha kötüsünü yaşamalarını istedim :-) Keşke yazar daha sevimli bir çift yazsaydı.

     Kitabın kapağını çok beğendim. Kapak tasarımını İlknur Muştu yapmış.

     Kitabın sayfa sayısı da gereksiz yere fazlaydı. Evet, kitapta çok olay oluyor dedim ama boş yere uzatılan bölümler de vardı. Bu kitap 100 sayfa daha az olsaymış daha başarılı olabilirmiş.

     Yazarın yaşı küçük olduğu ve bu, onun ilk kitabı olduğu için çok da eleştirmek istemiyorum. Son olarak şunu söyleyeyim: Bu kitabı çekilişten kazandığım için mutluyum. Eğer, kitabın arkasında yazdığı kadarıyla, 22 lira verip de bu kitabı alsaydım çok üzülürdüm.



OSMAN YAMAÇ – KÜÇÜK DÜNYANIN BÜYÜK İNSANLARI
     Bu kitabı da facebook çekilişinden kazanmıştım. Küçük Dünyanın Büyük İnsanları yazarın ilk kitabı. Yazar Orta Anadolu’nun küçük bir kasabasında çocukluğunda ve gençliğinde yaşadığı olayları yazmış. Kitap bittikten sonra ilk düşüncem “Bu insanlar birbirlerine ne biçim şakalar yapıyor?” oldu. Eşek şakasından da ileride, insanı katil ya da maktul yapabilecek şakalar ama işte o zamanlar internet, kitap, gazete hatta televizyon bile yokmuş. Böyle olunca millet birbirine sarmış.

     Kolay okunan insanı sıkmayan bir kitap. Yine de size “Bu kitabı alın, okuyun.” Diyeceğim kadar iyi değil.


İREM NAZLINUR ÇETİN – YALNIZLIĞIN MAVİSİ
     Bu kitap da yine facebook çekilişinden kazandığım bir kitap. 92 doğumlu yazarımız bu ilk kitabında 16 yaşından beri yazdığı denemeleri toplamış. Daha 1 yaşındayken babasını kaybettiği için kitapta ölüm temalı yazılar ağırlıkta. Bir de kitapta “Fahişe” kelimesi çok kullanılıyor. 95 sayfalık kitapta, benim fark edebildiğim kadarıyla, daha çok da olabilir, 4 kez fahişe ifadesi geçiyor.

*Bedenini satan fahişeler gibi ruhunu başkasına satanlardan kaçıyorum. (13. Sayfa)
*Gerçek şu ki: Evsiz insanlar, dünyayı ahlaksız bir yere dönüştüren ve para karşılığı bedenlerini kirleten fahişeler değil. (41. Sayfa)
*Hepsi birer potansiyel fahişe. (64. Sayfa)
*Yanlış bir hayatın izini sürdüğünün farkında olmayıp doğruları kendine düşman gören, hayatın fahişeliğini yapan insanlardan olmamı bekleme benden. (72. Sayfa)

     Sanki yazarın bu kelimeyle bir derdi, geçmişi var gibi ama yine de keşke bu kadar sık kullanmasaydı. Okurken insanı rahatsız ediyor.

     Amatörce yazılmış ve amatörce basılmış (kitapta birçok yazım hatası var) bu kitabın kapağına tek kelimeyle bayıldım. Kapak tasarımını Serdar Gülpınar yapmış. Kapakta o kadar güzel, o kadar canlı bir mavi kullanılmış ki kitabın isminin hakkı verilmiş.

ALTINI ÇİZDİKLERİM:
1.     “Yazıyorum çünkü harflerle nefes alıyorum. Yazıyorum çünkü hayatla kurduğum bağ yazıdan geçiyor. Ve yazıyorum çünkü hayal ve hikayeler alemini şu yaşadığımız hayattan daha hakiki, daha sahici, daha renkli buluyorum.” (Elif Şafak)
2.   “Mutluluğu bulduysan sorgulama.” (Charles Bukowski)
3.  “Kendini kendi alevinle yakmaya hazır ol, yenilenmek için önce kül olmalısın.” (Nietzsche)

14 Mayıs 2015 Perşembe

CENNET GİBİ (JULIA QUINN)

Kitabın Adı: Cennet Gibi
Yazarın Adı: Julia Quinn
Yayınevi: Epsilon Yayınları
Sayfa Sayısı: 367
Arka Kapak Yazısı:

Bazen arkadaş olmak yetmez, aşık da olursun.

Honoria Smythe-Smith:
A) Berbat keman çalıyor
B) Çocukken ona takılan ‘Böcek’ isminden dolayı hâlâ kırgın
C) Ağabeyinin en iyi arkadaşına KESİNLİKLE âşık değil
D) Hepsi

Marcus Holroyd:
A) Chatteris Kontu
B) Üzücü şekilde ayağını burkmaya eğilimli
C) En iyi arkadaşının kız kardeşine KESİNLİKLE âşık değil
D) Hepsi

İkisi beraber:
A) Bolca çikolatalı pasta yiyorlar
B) Korkunç bir hastalığı ve dünyanın en kötü müzik gösterisini atlatıyorlar
C) Çaresizce birbirlerine âşık oluyorlar
D) Hepsi

YORUMUM

     Romantik kitaplar okumayı seviyorum. Hele ki bu romantik kitaplar 1800’lü yıllar İngiltere’sinde geçiyorsa daha da hoşuma gidiyor. Kont, dük, leydi, lord vb. unvanlı kişilerin hayatını okumaya bayılıyorum. Ben o dönemlerde yaşamalıymışım.

     Bu tarz kitapların en iyi yazarı bence Judith Mcnaught’tır. 1-2 kitabı hariç yazarın bütün kitaplarını okudum. Bahar Okuma Şenliği için yeni bir yazar okumam gerektiğinden kütüphaneden daha önce hiç okumadığım Julia Quinn’den Cennet Gibi’yi aldım.

     Uzun zamandır bu tarz kitap okumuyordum, bu yüzden kitabı okurken bu tarzı özlediğimi fark ettim. Sanırım bünyem için ayda bir romantik kitap okumalıyım :-)

     Yazarın dilini sevdim, kitabın karakterlerini sevdim, kitaptaki olayları ve diyalogları sevdim. Yani kısaca beğendiğim bir kitap oldu. Sadece kitabın daha uzun olmasını isterdim. Belki de ben kitabı hızlı okuduğum içindir (2 günde bitirdim.) kitap bana yetmedi. Daha olmalıydı, daha okumalıydım diye düşündüm. Honoria ve Marcus’un biraz daha beraber vakit geçirmesini isterdim. Onları beraberken okumak çok zevkliydi.

     Julia Quinn dilini ve tarzını sevdiğim bir yazar oldu. Diğer kitaplarını da okumaya çalışacağım. Umarım diğer kitaplarını da beğenirim.

     Sizin Judith Mcnaught ve Julia Quinn tarzında tavsiye edebileceğiniz bir yazar var mı? Dediğim gibi bazen canım bu tarz romantik aşk öyküleri okumak istiyor. Bu gibi acil durumlarda evde birkaç kitap bulundurmak iyi olurdu :-)

19 Nisan 2015 Pazar

8 Nisan 2015 Kütüphane Kitaplarım


     Hayatımda ilk defa kütüphaneye üye olduğumu ve aldığım üç kitabı yazmıştım (O yazımı buradan okuyabilirsiniz). O üç kitabı bitirince onları iade edip yerlerine yeni üç kitap aldım.

     Bu aralar Pinuccia'ın bahar okuma şenliği ile yatıp kalkıyorum. Bu şenliğe ilk defa katılıyorum ama acayip hırs yaptım ki hırslı biri bile değilimdir. İlk şenliğimde şampiyon olmak gibi bir düşüncem yok ama en azından ilk beşe girmek istiyorum. 97 kişinin katıldığı bu şenlikte sanırım bunu başarabilirim ( Katılımcı listesi için tıklayınız).

     Durum böyle olunca yeni kitaplarımı da hep şenliğe uyacak kitaplardan seçtim:

1. Yaşar Kemal - Kuşlar da Gitti: Şenlikte bir Yaşar Kemal kitabı okumamız gerekiyordu. Ben aslında Ağrı Dağı Efsanesi'ni okumak istiyordum ama nedense o kitapta bir sorun çıktığını ve kitabı veremeyeceklerini söylediler. Ben de Kuşlar da Gitti'yi aldım. Bitirmesi kolay olsun diye kolay bir kitap seçtiğimi itiraf ediyorum (Dedim ya çok hırslıyım:-) 79 sayfalık bu kitabı, Yaşar Kemal'in o mükemmel ve sürükleyici üslubunun da etkisiyle bir oturuşta bitirebilirim diye düşünüyorum.

2. Ferit Edgü - Çığlık: Bu kitabı da "İlk defa okuyacağınız bir yazarın bir kitabı" kategorisi için seçtim.

3. Kahraman Tazeoğlu - Bukre: "Karakterin bulunduğu kitaba isim verdiği kitaplardan 4 kitap" kategorisi için de Kahraman Tazeoğlu'ndan Bukre'yi seçtim. Ayrıca bir öğrencim bir ara bu kitabı elinden düşürmüyordu. Bu durumun verdiği merakla bu üç kitap içinden okumaya Bukre'den başladım. 

     Şimdi hedefim 15 gün içinde bu 3 kitabı bitirmek. Çığlık ve Kuşlar da Gitti'yi bir gün içinde bitirebilirim gibi duruyor. Bukre de, kitabın arka kapağında okuduğuma göre, bir aşk romanı. O da çabuk okunacaktır. Bu durumda iki hafta sonra şenliğim için yeni kitaplar seçmek için yine kütüphanenin yolunu tutacağım demektir. 

9 Nisan 2015 Perşembe

Dorian Gray'in Portresi (Oscar Wilde)

sule uzundere blog kitap yorumları

     Oscar Wilde'ın, Dorian Gray'in Portresi kitabını seneler önce bir arkadaşımdan ödünç alarak okumuştum. O zamanlar kitabın benim olmaması çok canımı sıkmıştı çünkü kitapta çok güzel cümleler yazılıydı. Eğer o kitap benim olsaydı onlarca cümlenin altını çizerdim. Sonradan kitabı almaya, bir daha okumaya ve beğendiğim cümlelerin altını istediğim gibi çizmeye karar vermiştim ama kısmet olmadı.

     Daha sonra kitabın "Dorian Gray" adında çekilen filmini de izledim. (Filmin imdb sayfası için tıklayınız.) Kitabı kadar etkileyici olmasa da filmi de güzeldi. 

     Bu sefer de kitabın NTV Yayınları tarafından basılan çizgi-romanını okudum. Pinuccia'nın Bahar Okuma Şenliği kapsamında bir çizgi-roman okumam gerekiyordu. Aklıma direkt bu kitap geldi. (Bu şenlik kapsamında okuyacağım diğer kitaplar için tıklayınız.) Bir arkadaşımda vardı. Ondan ödünç alarak okudum. 

     Daha önce hiç çizgi-roman okumamıştım. Bu ilk çizgi-roman deneyimimdi ama romanı sevdiğimden mi bilmem çizgi-romanını da çok sevdim. 

     Geçen gün okulda deneme yaptık. Çocuklar soruları çözerken ben de kitabı okumaya başladım ve onlar denemelerini bitirmeden önce ben kitabı bitirdim. 128 sayfalık bu kitabın yarısından fazlası çizim olduğu için bir saat dolmadan kitabı bitirebilirsiniz.

     Dorian Gray filmiyle bu çizgi-romanın sonu arasında bazı farklar vardı. Ben romanı okuyalı uzun zaman olduğu için kitabın nasıl bittiğini hatırlamıyorum. Eğer aranızda kitabın nasıl bittiğini bilen varsa lütfen bana yazsın.

     Kitapta en çok sevdiğim karakter Lord Henry Wotton oldu. Zaten altını çizmek istediğim neredeyse bütün cümleler de onun ağzından çıkıyor. Aslında Lord Henry kendinden başkasını düşünmeyen, hayattan zevk almak için her şeyi yapabilecek, toplum ve ahlak kurallarını hiçe sayan biri ama o kadar zeki ve o kadar güzel konuşuyor ki insan bir yandan onu ayıplarken bir yandan ona hayranlık duyuyor.

     Romanını, çizgi-romanını okuduktan ve filmini izledikten sonra kesin kararımı verdim: Dorian Gray'in Portresi benim en sevdiğim kitaplardan biri. Eğer hâlâ okumadıysanız mutlaka en kısa zamanda okuyun. Çok beğeneceksiniz, garanti ediyorum.

     Bunlar da altını çizdiğim cümleler. Biliyorum birçoğu kadınları aşağılıyor ama cümleler kulağa çok hoş, çok şairane geliyor ne yapayım. Hem ne demişler:" Ne söylendiği önemli değil, önemli olan nasıl söylendiğidir." :-)

ALTINI ÇİZDİKLERİM:

1. Dünyada senden bahsedilmesinden kötü tek bir şey vardır; o da bahsedilmemesi!

2. Kışın bakacak çiçeklerimizin bulunmadığı, yazın zekamızı canlandıracak bir şeyler aradığımızda yanıbaşımızda olması gereken beyinsiz bir güzel varlık o. 

3. Bu dünyanın tadını çirkinler ve aptallar çıkarır. Arkalarına yaslanıp oturur, ağızları beş karış açık, oyunu izlerler, hepimizin yaşaması gerektiği gibi yaşarlar:rahatsız edilmeden, kaygısız ve endişesiz.

4. İnanılmaz olduğu sürece her şeye inanırım ben.

5. Baştan çıkarılmaktan kurtulmanın en iyi yolu teslim olmaktır.

6. Yalnızca sığ insanlar görünüşe göre hüküm vermez.

7. Muhteşem bir gençliğe sahipsin ve gençlik sahip olmaya değer tek şeydir.

8. Ah "Daima"! Ne muhteşem bir söz. Kadınlar bayılırlar bu sözü kullanmaya. Her türlü romantizmi sonsuza dek sürdürmeye çalışarak mahvederler.

9. Bir heves ile ömür boyu süren tutkunun arasındaki tek fark, hevesin daha uzun sürmesidir.

10. Erkekler yoruldukları için, kadınlarsa meraktan evlenir. Sonunda her ikisi de hayal kırıklığına uğrar.

11. İnsanlar en çok kendilerine gereken şeyleri başkalarına vermeye pek heveslidir. 

12. İyi sanatçılar yalnızca eserleriyle var olur. Dolayısıyla kendileri ilginçlikten mahrumdur.

13. Onu görmek demek ona tapmak demek. Onu tanımaksa ona inanmak. 

14 Ah, korkarım ki kadınlar zulmü her şeyden çok takdir eder. İçgüdüleri inanılmaz derecede ilkeldir. Biz onları özgürleştirdik ama onlar efendilerini arayan köleler olmayı sürdürüyor. Hükmedilmeye bayılıyorlar.

15. Kendisinin efendisi olan biri, zevkleri icat edebildiği kolaylıkla kederini sonlandırabilir. 

16. Duygularımın insafına kalmak istemiyorum. Onları kullanacak, onlardan keyif alacak ve onlara hükmedeceğim.

17. Erkek sevmediği sürece her kadınla mutlu olabilir.

18. Kadınlar bizi kusurlarımızdan dolayı severler. Yeterince kusurumuz varsa her şeyimizi, zekamızı bile affederler!

19. Tüm suçlar bayağıdır, tıpkı tüm bayağılığın suç olması gibi. Suç yalnızca alt sınıflara mahsustur. Onları bu yüzden hiç mi hiç suçlamam. Sanırım sanat bizim için neyse, suç da onlar için o anlama geliyor; sıradışı duygular üretmenin bir yolu.

20. Gençliğimi geri alabilmek için ne gerekiyorsa yapardım; yalnız spor yapmak, erken kalkmak ve saygın olmak hariç. 



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...