8 Haziran 2015 Pazartesi

Sarah Jio Kitapları ve Kadınları

     Çevremde ben her zaman en çok kitap okuyan, kitapları ve yazarları en iyi tanıyan, insanlara kitap tavsiyesi veren biri olmuştum. Ta ki bu yıla kadar. Çevremdeki herkes Sarah Jio diye bir yazardan bahsederken ve onun kitaplarını arka arkaya okurken ben olaya Fransız kaldım. Yazarın hiçbir kitabını okumadığım gibi adını bile duymamıştım. Tabii bu durumu gururuma yediremediğimden (J) hemen yazarın 2 kitabını alıp okudum.


     Sarah Jio’nun okuduğum ilk kitabı Böğürtlen Kışı’ydı. Kitabın özeti(Arka kapaktan alıntıdır) : "Vera Ray 1933 yılının o karlı mayıs akşamında üç yaşındaki oğlu Daniel'ı son kez öptüğünü bilmiyordur. Her ne kadar oğlunu yalnız bırakma düşüncesinden nefret etse de hayatlarını devam ettirmek için çalışmak zorundadır. Tek avuntusu, gün ağardığında küçücük oğluna sarılacak olmasıdır. Ancak Vera geri döndüğünde karşılaştığı manzara, Daniel'ın boş yatağıdır. Bir de karlar içine gömülmüş olan oyuncak ayısı.

Seksen sene sonra Seattle yine mayıs ayında karlar altındadır. Köklü bir gazetede muhabir olan Claire Aldridge, bu doğaüstü olayı haber yapacaktır. Araştırmalarına devam eden Claire, küçük çocuğun bu zamana kadar sonuçlanmamış kaçırılma davasıyla karşılaşır. Evlat kaybetmenin ne demek olduğunu çok iyi bilen Claire, bu olayı çözmeye karar verir. Ancak çözdüğü her düğümün, onu Vera'yla olan bağlantısına yaklaştırdığından habersizdir…"


     Yazarın ikinci olarak Mart Menekşeleri kitabını okudum. Kitabın özeti (Arka kapaktan alıntıdır): "Gerçek aşkı yaşadığına inanan ünlü yazar Emily Wilson, kocasının başka bir kadını ona tercih ettiğini öğrenince, hayal kırıklığına uğrar. Tüm bu olanlara rağmen yine de tek bir damla gözyaşı dökmez. 

Büyük yengesi Bee, Mart ayını Bainbridge Adası'nda geçirmesi için onu davet eder. Emily ruhunda açılan yaraların iyileşmesi umuduyla, bu teklifi kabul eder. 

Adanın mistik havasıyla huzuru yakalamaya çalışan Emily, 1943 yılında yazılmış kırmızı kadife kaplı bir günlük bulur. Bu günlük onu geçmişin tozlu sayfalarına hapsolan gerçek bir aşk hikâyesine ve altmış yıllık bir aile sırrına götürecektir..." 

     Açıkçası ben Sarah Jio’yu da kitaplarını da çok sevmedim. Belki de herkes bayıla bayıla okuduğundan ve çok övdüğünden beklentilerim yükseldi ama yazar bende “Bütün kitaplarını okumalıyım.” duygusu uyandırmadı. Bir de yazarın iki kitabı da birbirine çok benziyordu. Evliliğinde sorun yaşayan iki kadın bir şekilde geçmişte yaşanmış bir hikayeyi bulurlar. Geçmiş ve günümüz paralel şekilde ilerlerken bir yerde olaylar kesişir. İki kitap da bu temel üzerine kurulmuş.

     Yazarın en önemli ve sanırım okuyucular tarafından en çok sevilen özelliği kitaplarının sonunda okuyucuyu şaşırtması. Ben Böğürtlen Kışı’nda kitabın sonunu 150. Sayfadayken anladım. Mart Menekşeleri’nde de ne olacağını az çok anladım ama kim kimdir kısmını tutturamadım. Yani bu açıdan da beni etkilemedi.

     Bir daha Sarah Jio okuyacağımı düşünmüyorum. Eğer bu iki kitap dışında çok iyi diyebileceğiniz bir kitabı varsa lütfen yazın. Ön yargılı davranarak güzel bir kitap okuma fırsatını kaçırmak istemem.

     Bundan sonrası Böğürtlen Kışı ve Mart Menekşeleri kitapları için ağır spoiler içerir. Kitapları okumayanlar buradan sonrasını okumasınlar.

     Sizi bilmem ama ben kitabın ana karakterini sevmiyorsam kitabı da sevemiyorum. Yazarın kitapları hakkında bu kadar olumsuz konuşmamın nedeni de iki kitaptaki baş karakterlerden nefret etmem. Anlatayım.

     Böğürtlen Kışı’ndaki Vera fakirlikten ölüyor. Zengin, yakışıklı, iyi kalpli ve onu seven bir erkek buluyor. Sırf o adamın kız kardeşi “Siz farklı dünyaların insanlarısınız. Bir arada olmanız imkansız.” dedi diye adamı terk ediyor. Üstelik onun bebeğine hamile ve adama bunu söylemiyor bile. Aradan 4-5 sene geçiyor. Çocuğu da kendi gibi sefil ediyor. Sonra çocuğu kaybolunca aradan geçen uzun yıllara rağmen hem yardım istemek hem de belki tekrar beraber oluruz umuduyla adama gidiyor. Adam artık evli olduğunu söyleyince bu da gidip intihar ediyor. Halbuki aklını kullansa en başta adamla evlenip mutlu bir hayat sürebilirdi.

     Mart Menekşeleri’ndeki Esther daha salak. Elliot gibi mükemmel bir adamla nişanlıyken bir yanlış anlama sonucu onu terk ediyor. Adamı dinlemiyor bile. Sonra gidiyor başka bir adamla evleniyor. Evlendiği adam da dünya iyisi (Zaten böylelerinin şansına hep iyiler denk gelir). Sonra bu, kocasını Elliot ile aldatıp bir de Elliot’tan hamile kalıyor. Kocası ihanetini öğrenip onu evden atınca Elliot’un yanına gittiğinde onu arkadaşı Frances’le görünce “Vay siz bunu bana nasıl yaparsınız?” triplerine giriyor. Buraya kadar hadi neyse. Bir de kendine öldü süsü vererek insanlara vicdan azabı çektiriyor. Elliot’tan kızını, kızından babasını esirgiyor ve dünyayı gezerek hayatını yaşıyor. Peki bunları yaparken ona kim yardım ediyor? Ona deli gibi aşık olan bir başka erkek L

     Bu Esther’den kitap boyunca “Çok iyiydi. Mükemmeldi. Onu her gün özlüyorum.” diye bahsedilince ben kafayı yedim. Kadın bencilin tekiymiş. Kendinde her şeyi yapacak ve insanların hayatını mahvedecek davranışları gerçekleştirme hakkını görmüş. Bir de mağdur ayağına yatıyor. Neyse, daha fazla yazmayayım sinirlerim bozuluyor L


     İki kitapta da aptal kadınların bize gururlu diye tutturulmasına sinir oldum. Yazarın diğer kitaplarındaki kadın karakterler de böyleyse ben hiç boş yere diğer kitaplarını okumayayım. Güçlü kadın karakterler okumak istiyorum. 

14 yorum:

  1. Hiç sempatik gelmedi bana bu kitaplar demek ki okumasam da olur. Bu yazı çok da güzel oldu son zamanlarda ben de çok sık duymuştum aman eksik kalsın desene günümüzün Barbara Cartlandvari bir yazarı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okunacak o kadar kitap varken bu kadının kitaplarını okumasan da olur bence. Kaldı ki ben aşk romanları okumayı severim. Beyaz dizi kitaplarını alır okurdum. Judith Mcnaught kitaplarına bayılırım ama bu kadının kitapları tam olarak aşk kitabı değil. Gizemli bir kitap yazmaya çalışmış, onu da becerememiş.

      Sil
  2. sarah jıo bende adını cok duydum ama okunacak o kadar yazar varken hıc dusunmedım acıkcası

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okunacak o kadar yazar ve kitap varken Sarah Jio okumasan da olur.

      Sil
  3. turk yazarlardan canan tan ılgımı cekyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. gulseren ozkursun, Canan Tan'ın birkaç kitabını okudum. Hayranı olmasam da kötü de bulmadım.

      Sil
  4. ayse kulının vedasını okumak ıstıyorum şu an elımdekı kıtabını okuduktan sonra onu okumamak buyuk bır eksıklık gıbı geliyor bana sevgılı sulecıgım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben Veda kitabını okudum ve çok beğendim. O kitabın dizisi de yapılmıştı hatta ama tutmayınca kaldırdılar. Güzel kitaptır, tavsiye ederim. Ben de birkaç kitabım kaldı onları bitirip Umut'a başlayacağım. Sonra da seninle kitabın kritiğini yaparız :-)

      Sil
  5. Ya işte konuları böyle ağır duygusallık yaşatacak konular bana, o yüzden cesaret edemiyorum okumaya. Bende böğürtlen kışı ve gündüzsefası var...
    Müthiş analiz olmuş, eline sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler canım. Ben kitaplarını beğenmediğim için yoğun bir duygusallık yaşamadım. Gündüz Sefası'nın güzel olduğunu duymuştum. Sen oku, eğer güzelse ben de okurum :-)

      Sil
  6. Ah Laviva! Benim de favorim :) Fotoğrafta direkt gözüme takılan o oldu.. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gülşah Özkaya, ben de çok severim lavivayı ama bu aralar kilo vermeye çalıştığım için yemiyorum :-)

      Sil
  7. Bence Gündüzsefası , Böğürtlen Kışı 'ndan güzeldi hem de çok (bence) Diğer kitaplarını daha okumadım . Yazarın bu 2 kitabı hoşuma gitti benim . Bence Gündüzsefası 'na bir şans verin .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Adsız, öyle mi diyorsunuz? Ben genellikle en sevilen kitabının Mart Menekşeleri olduğunu duymuştum. Peki, eğer denk gelirsem Gündüzsefası'nı okuyacağım. Öneriniz için teşekkürler.

      Sil

Yorumlarınız için çok teşekkür ederim :-)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...