7 Mayıs 2015 Perşembe

FİLM MEYDAN OKUMASI (8.9. VE 10. GÜN)

8. Gün sorusu: Sizi mutsuz eden bir film seçin.

Bu soruya birçok kişiyle aynı cevabı vereceğim: Bir Rüya İçin Ağıt. Film resmen bütün yaşama sevincinizi çekiyor, içine hapsediyor. Başroldeki 4 karakter için de ayrı üzülüyorsunuz. Film yeteri kadar bunalım değilmiş gibi bir de öyle bir müziği var ki… Filmi izlemediyseniz bile müziğini illaki duymuşsunuzdur. Herhalde en çok dinlenilen, bilinen film müziklerinden biridir. Tekrar dinlemek isteyenler veya bu müziği bilmeyip öğrenmek isteyenler aşağıdaki videoyu izleyebilir.


Bu yazdıklarım sizi filmden soğutmasın.Bir Rüya İçin Ağıt çok güzel bir filmdir. Eğer izlemediyseniz kesinlikle tavsiye ederim. Sadece çok üzgün olduğunuz bir anda izlemeyin ki intihara meyilli hâle gelmeyin :-)

9. Gün sorusu: Repliklerini ezberlediğiniz bir film seçin.

Kibar Feyzo’yu yaklaşık 30 kez izlediğim için birçok repliğini ezbere bilirim. Zaten filmin kült replikleri var. Kibar Feyzo’nun Türk sinemasının en iyi komedi filmi olduğunu düşünüyorum. Filmdeki düğün sahnesinin ise dünya sinema tarihindeki en güzel düğün sahnesi olduğunu düşünüyorum :-) Bir kez daha izlemek isteyenler tıklasın (Kemal Sunal’ı da rahmetle anıyorum).



10. Gün sorusu: En sevdiğiniz yönetmen kim?


David Fincher ve Christopher Nolan’ı da çok sevmekle birlikte favorim Quentin Tarantino. Çektiği her filmi izledim, çekeceği her filmi de izlerim. Yönettiği filmlerin senaryosunu da yazması ona olan hayranlığımı arttırıyor. Artık imzası hâline gelen uzun diyalogları bayılarak dinliyorum. Eğer Tarantino yazacaksa iki insanın sadece bir masa başında sohbet ettikleri 3 saatlik bir filmi bile zevkle izleyebilirim. Filmlerinde kullandığı müziklerin de hastasıyım. Ben filmlerde müzik kullanımını çok önemserim. Bunu Tarantino’dan daha iyi becerebilen biri yok. Dünyanın farklı yerlerinden bazen popüler dahi olmayan müzikleri filmin içine öyle yerleştiriyor ki sahnenin etkisi 2 katına çıkıyor. Eğer hâlâ Tarantino ile tanışmayanlar varsa bugün bu iş için mükemmel bir gün. 

FİLM MEYDAN OKUMASI (5.6. VE 7. GÜN)

     Film meydan okumasını günü gününe yapmayacağımı biliyordum ama bu kadar geri kalacağımı da tahmin etmezdim. En iyisi ben soruları üçer üçer cevaplayayım anca yetişirim.

5. Gün sorusu: En sevdiğiniz drama filmi hangisi?

İlk aklıma gelen film Aile Şerefi oldu. Bir ara Star Tv’de her hafta çıkardı bu film ama ben izleyemezdim. Zengin Oktay ve babasının yaptıklarına dayanamazdım, ağlayasım gelirdi. Bu kadar dram ağırlıklı bir filmin tanıtımında oyuncuların hepsinin güldüğü bir fotoğrafın kullanılması çok ironik.

6. Gün sorusu: En sevdiğiniz komedi filmi hangisi?

Ben çok sevdiğim filmleri bile ikinci kez izlemem(İstisnalar hariç) Dondurmam Gaymak’ı bir haftada üç kez izlemiş ve her seferinde çok gülmüştüm. Filmi ilk izlemeye başladığımda oyuncuların ne dediğini anlamakta zorluk çektim ama sonra kulağım alıştı. Sadece başrol oyuncusu Turan Özdemir’in profesyonel oyuncu olduğu, diğer bütün oyuncuların Muğla halkından seçildiği bu filmi hâlâ izlemediyseniz en kısa zamanda izleyin. Doğal komiklik nedir bu filmde görebilirsiniz.

7. Gün sorusu: Sizi mutlu eden bir film seçin.

X-Men, Örümcek Adam, Batman gibi çizgi roman uyarlamaları beni çok mutlu ediyor. Bu filmler gösterime girdiği anda sinema salonuna koşuyorum. Çocukluğumda TV’de çizgi filmini izlediğim, şimdi sinema salonlarında filmlerini izlediğim süper kahraman filmleri beni hep mutlu etmiştir.

KİTAP MİMİ

sule uzundere blog yazıları

6 Mayıs 2015 Çarşamba

HAFTALIK (20-26 Nisan 2015)

     Haftanın 6 günü çalışıyorum ve 23 Nisan kutlaması boş olan o tek günüme geldi. Evde yatacağım saatlerde çocukları sıraya koymak, programı düzenlemek ve öğretmen arkadaşlarımın talepleriyle uğraşmak zorunda kaldım. İsyannnnn...

     23 Nisan’da çalıştırdığı koroya Yıldızların Altında şarkısını söyleten ama “Sevişmek ah ne hoştur!” kısmında çocuklar utandığı için “Kaynaşmak ah ne hoştur!” diye söyleten bir müzik hocamız var.

     Bazı öğrencileri gördükçe çocuk yapmaktan korkuyorum, benimki de böyle olur mu diye ama bazı çocuklara da bayılıyorum. Cidden aralarında mükemmel olanlar var. Hem çok güzel (veya sevimli) hem çalışkan hem de terbiyeliler. Anne babaları bugün verse onları evlatlık olarak alıp kendi çocuğum gibi bağrıma basarım.

     Ölen kişinin arkasından “Işıklar içinde uyusun.” Lafının söylenmesi size de çok itici gelmiyor mu? Hayatımda duyduğum en samimiyetsiz söz olabilir bu. Çok değil birkaç yıldır kullanılıyor ama ben şimdiden çok sıkıldım. İlk kim söylediyse bu sözü, daha söz ağzından çıkmadan ağzına kürekle vurmak isterdim.

     Facebook’tan çekiliş sonucu kazandığım Eylül kitabının (bu konuyu ayrıntılı olarak yazmıştım. Okumak için tıklayınız.) yazarının 20 yaşında olduğunu öğrenince ufak çaplı bir sinir krizi geçirdiğim doğrudur. Ben ki blog yazmaya 1 sene önce başladım, bloga düzgün yazılar yazmaya başlayalı ise 4 ay oldu, bu arkadaş 20 yaşında ilk kitabını çıkarmış, 2 kitabı da yoldaymış. Henüz kitabı okumadım ama bu bile onu kıskanmama yetti. O zaman ben de kendime söz veriyorum, 35 yaşına gelmeden (önümde 8 sene var) ben de kafamdaki kitabı yazacağım.

     Düzenli olarak takip ettiğim ve çok beğendiğim bir kitap blogunu bir erkeğin yazdığını öğrendim ve çok şaşırdım. Kitap okumayı çok sevince direkt kadındır diye kurmuştum kafamda, sanki erkekler kitap okumayı sevmezmiş gibi. Önyargılıyım diye bana kızmayın. Takip ettiğim 40 kitap blogu varsa bunun 2-3 tanesini erkekler yazıyor. Bu durumda ben de bir kitap blogu görünce kafadan “Kadın yazar” diye düşünüyorum.

     Einstein’a ilkokul öğretmeninin “Gerizekalı. Bir şey öğrenemez.” Dediğini bilmeyen yoktur. Ben de bazen “Bundan bir şey olmaz.” Dediğim öğrenciler acaba ileride iyi noktalara gelirler mi diye düşünüyorum ama bu, o kadar inanılmaz geliyor ki. Keşke gelseler ve beni yanıltsalar ama sanmıyorum. Einstein bir istisna bence.


BEN ÇOCUKKEN...

     Ben çocukken bütün iyi yazarlar ve şairlerin 2 ismi olduğunu düşünürdüm. Ör: Orhan Veli Kanık, Halide Edip Adıvar, Melih Cevdet Anday, Reşat Nuri Güntekin, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Akif Ersoy, Sait Faik Abasıyanık vb... Eğer ben de çocuğuma 2 isim koyarsam yazar ya da şair olma şansı artar diye düşünürdüm. 

     Ben çocukken Edison'la Ediz Hun'u karıştırırdım ama sanırım bunu bütün çocuklar yapıyordu.

     Ben çocukken Demet Akbağ ve Yılmaz Erdoğan kardeş mi karı koca mı diye merak ederdim. Arkadaş olarak bu kadar yakın olmak mümkün değil sanırdım. Yalnız soyisimleri farklı olduğundan kafam iyice karışırdı. Bu durumda kardeş ya da evli olamazlardı. O zaman neydiler? (Bu konuda çok düşünmüşüm sanırım)

    Ben çocukken 2000 yılına girdiğimizde kıyametin kopacağını düşünürdüm. O zamanlar böyle bir dedikodu çıkmıştı ve sürekli dile getiriliyordu. Ben de buna inanmıştım :-( Nasıl olsa hepimiz öleceğiz diye o yılbaşında hiç eğlenmemiştim. Sonra Kral TV Vj'lerinden biri, benim bu düşüncemi biliyormuş gibi, "Avustralya 2000 yılına girdi bile. Bakın kıyamet kopmadı. Her şey hâlâ yerli yerinde." deyince çok rahatlamıştım.

     Ben çocukken Hababam Sınıfı filmlerini izlediğimde oradaki hocaların sürekli "Çıkarın kağıtlarınızı. Yazılı yoklama yapacağım." demesi sonucu "Demek ki lisede hocalar sınav yapacaklarını önceden söylemiyorlar, habersiz yapıyorlar. O zaman lisede çok çalışmalıyım." diye düşünürdüm.

     Ben çocukken siyah nokta temizleme bantları yeni çıkmıştı ya da ben yeni duymuştum, bilmiyorum. İşte bu bantların reklamında bir kız bandı burnunun üstüne yapıştırıyor, sonra bandı çıkarınca "İyykk" diye tiksinme sesi çıkarıyordu. Ben de bunun üzerine o bandın burnun içindeki sümüğü temizlediğini düşünmüştüm :-(

     Ben çocukken Emine'ye benzediği için Emile Zola'yı kadın zannediyordum. Üniversitedeyken de Berna Moran'ı kadın zannettim ama bunda bir suçum yok bence. Berna diye erkek ismi mi olur? 

     Ben çocukken soyismimden nefret ederdim çünkü benimle hep dalga geçerlerdi. "Kısadere kısadere" diye. Hatta bir çocuk "B.kludere" derdi :-( Ben de bunun üzerine ileride çok güzel soyismi olan bir erkekle evlenmeye karar vermiştim. O zaman soyismim değişecek ya. Eğer aşık olduğum adamın soyismi güzel değilse onunla evlenmeyecektim :-) (Çok şanslıyım eşimin gerçekten tam istediğim gibi bir soyismi vardı) 

     Ben çocukken televizyonda izlediğim dizilerde ve filmlerde düğün sahnelerinden sonra gerdek sahnesi gösterilirdi. Bunun dışındaki günlerde çiftler hep konuşur sohbet eder ve sarılıp uyurlardı. Ben de insanların sadece evlendikleri gün seviştiklerini, şevişmenin insan hayatında sadece bir kere yapıldığını, diğer bütün günler boyunca sarılıp uyuduklarını düşünürdüm. Çocukların nasıl yapıldığını düşündüğüme gelince, nasıl yapıldığını bilmiyordum ki :-)

     Siz çocukken nasıldınız? 

Edit: Ben çocukken yeşil gözlere bayılırdım. Ben olamadım bari yeşil gözlü çocuğum olsun derdim. Bu yüzden de yeşil gözlü biriyle evlenmeye karar vermiştim :-) Kısmet gidip kendim gibi kahverengi gözlü biriyle evlendim :-)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...