![]() |
Robert
Schnakenberg, Büyük
Yönetmenlerin Gizli Hayatları, Domingo Yayınları, Çevirmen: Emre Gözgü, 287
Sayfa, 2. Baskı, 2014. |
![]() |
Robert
Schnakenberg, Büyük
Yönetmenlerin Gizli Hayatları, Domingo Yayınları, Çevirmen: Emre Gözgü, 287
Sayfa, 2. Baskı, 2014. |
Herkese merhaba. Geçen sene izlediğim filmlerin neredeyse yarısını bloğuma yazamadım. Kısa kısa da olsa söyleyecek bir şeyimin olduğu filmleri bloğuma yazmak istiyorum. Böylece size fikir verebilirim, ben de yıllar sonra bloğuma baktığımda bu filmler hakkında ne düşünmüşüm görebilirim. Hazırsanız başlayalım.
Uzun zamandır IMDB’nin En İyi 250 Film listesini tamamlama hedefim var. Şu an o filmlerin %79’unu izlemişim. Her sene listeye yeni filmlerin eklenmesi, listedeki her filme kolayca ulaşamamam ve film izlemeye çok fazla zaman ayıramamam gibi nedenlerle yıllardır bu hedefimi tutturamadım. Sorun etmiyorum ama. Yavaş yavaş, tadını çıkararak ilerlemek istiyorum. Listede yer alan filmlerin hepsi belirli bir seviyenin üstünde. Arada çok sevmediğim filmler oluyor tabii ama en kötüsü bile belli bir kalitede olduğu için şikâyet etmiyorum.
Asabiyim Ben (Orijinal adıyla Relatos Salvajes) bir Arjantin yapımı. Birbiriyle alakasız altı kısa filmden oluşuyor. Genelde bu tarz filmlerde bilirsiniz karakterlerin yolları bir yerde kesişir. Bunda öyle bir şey yok. Bölümler tamamen alakasız. Hepsinin ortak noktası öfke sorunu yaşayan insanların olması. Bazen bir sinirlenme, olayları bambaşka yerlere götürebiliyor. Spoiler vermeden her bölüm hakkında kısa kısa fikirlerimi yazmak istiyorum çünkü hepsi konuşulmaya değer. Yine de ben film hakkında hiçbir şey öğrenmek istemiyorum diyenler, direkt son iki paragrafa zıplayabilirler.
Aslında böyle bir niyetim yoktu. Yazın sıcaklardan dolayı hiç kitap okumuyorum. Elime iki aydır kitap almadım. Bu yüzden vaktimi film izleyerek değerlendiriyorum. Son zamanlarda bayağı film izledim. Hepsini yavaş yavaş yazmak istiyorum.
Fark ettim ki bir haftada üç Johnny Depp filmi izlemişim. Sonra bunu bir blog yazısına dönüştürmek istedim ve iki filmini daha izledim. Şimdi bu beş filmin yorumuyla buradayım.
Not: Filmler
beğeni sırama göre sıralanmıştır. İlk film en beğendiğim, son film en az
beğendiğim filmdir. Bütün filmleri Netflix’ten izledim. Hayalet Süvari
kaldırıldı ama diğerlerini siz de Netflix’ten izleyebilirsiniz.
Not 2: Bütün görseller IMDB sayfasından alınmıştır.
Herkese merhaba. Bloğuma film yorumu yazmayalı iki ayı geçmiş.
Halbuki bu sürede o kadar güzel filmler izledim ki. Bunları mutlaka yazmalıyım
dedim. İçlerinden en azından birkaçını sizin de beğeneceğinize eminim. Farklı türden
filmleri yazmaya dikkat ettim. Herkesin kendine göre bir şey bulabileceği bir
film listesi oldu.
Temmuz ayıyla beraber Adana sıcakları iyice kendini belli
etti. Ben yazın asla kitap okuyamıyorum. Birkaç sayfa okuduğum anda hemen
mayışmaya başlıyorum ve uykum geliyor. Bu yüzden eylüle kadar film ve dizi
izlemeyle zaman geçireceğim. Eğer sizin de bana önerebileceğiniz dizi ve
filmler varsa yorumlara yazmayı unutmayın. Ben izlediklerimi toplu olarak
bloğuma yazacağım.
SULLY
Gerçek bir olaydan sinemaya uyarlanan filmde Tom Hanks
başrolde. Son iki yıldır Tom Hanks’i ne kadar sevdiğimi fark etmemle geçti. Bu yüzden
oyuncunun izlemediğim filmlerini izlemeye çalışıyorum. Bu filmi Netflix’te
görünce hemen başladım. Uçağın motorları yanınca pilot Sully, uçağı nehre
indirir. Bu olayı haberlerden hatırlayanlarınız vardır. 2009 yılında olmuş. Film,
uçağın nehre inişini ve sonrasında gelişen olayları anlatıyor. Bir an bile
sıkılmadan hatta uçağın inme sahnelerinde nefesinizi tutarak izleyeceğiniz bir
film. Tom Hanks’in oyunculuğuna ve gerçek pilotun soğukkanlılığa hayran olacaksınız.
O kısacık sürede hiç heyecanlanmadan yapılması gerekenleri yapabilmesi
inanılmaz.
BOURNE'UN
MİRASI
Bourne serisinin dördüncü filmi. Seri beş filmden oluşuyor ve
Matt Damon’ın oynamadığı tek film bu. Onun yerine başrolde Jeremy Renner var. Tabii
yanında başka ünlü oyuncular da var. Jason Bourne serisine hayran olanlar bu
filmi sevmeyebilir ama ben sevdim. Seriye özel bir hayranlığım yok. Yıllar önce
izlediğim için detaylarını da hatırlamıyorum. Bu filmi bir aksiyon filmi olarak
izledim ve sevdim. Son zamanlarda en büyük sorunum izlediğim filmlerden
sıkılmak. Dizilerin kısa süresine alışınca film izlemek zahmetli geliyor. Ya ileri
sararak izliyorum ya da hızlandırarak. Bu filmde ikisini de yapmadım ve baştan
sona izledim. Benim için bu, başarıdır. Tabii eksikleri de yok değil. Çok sevdiğim
Edward Norton’un filmde yeterince kullanılamaması, başroldeki oyuncuyu itici
bulmam (Bu tamamen kişisel fikrim), beklentinin çok yükseltildiği kötü adamın
hayal kırıklığı yaratması vb. konular çözülseymiş daha güzel bir film
olabilirmiş.
BLADE
RUNNER 2049
Listedeki iki Ryan Gosling filminden biri bu. Ben ilk Blade
Runner filmini yıllar önce izlemiştim. Filmle ilgili nerdeyse hiçbir şey
hatırlamıyorum ama sevmediğimi biliyorum. Beğenmemiştim ve işin kötüsü
anlamamıştım da. Sonunda ne oldu diye kafa yorduğumu hatırlıyorum. Devam filminden
önce ilk filmi bir daha izlesem mi diye düşündüm ama içimden gelmedi açıkçası. Ben
de direkt bu filmi açtım. İzlerken zorlanmadım çünkü gerekli yerlerde geriye
dönüş ya da açıklama yapıyorlardı. Distopya türünü pek sevmem ama bu filmi
sevdim. Uzun süresine rağmen bir an bile sıkılmadım. Senaryosu çok başarılıydı.
Sonu, devamı gelebilecek şekilde bitti. Umarım gelir. Ayrıca Ryan Gosling mimiksiz
robot rolünde çok başarılıydı J
UYANIŞLAR
Robert De Niro ve Robin Williams’lı kadrosuna rağmen bu film
pek bilinmiyor. İzlemeyenler, gözden kaçıranlar için yazmak istedim. Listede gerçek
hayattan uyarlama olan üç filmden biri. İnsana bir yandan umut veren, bir
yandan hayatı sorgulatan ve ne kadar küçük şeylere can sıktığımızı hatırlatan
bir film. Sadece Robert De Niro’nun oyunculuğu için bile izlenmeli.
İYİ
ADAMLAR
“Underrated” ne demek biliyor musunuz? Türkçesi “Gerçek
değerini bulamamış” demek. İşte bu film tam da bu kavramı karşılıyor. Filmi öneri
üzerine izledim ama açıkçası çok beklentim yoktu ama çok beğendim. Aksiyon-polisiye
türündeki bu dönem filmi aynı zamanda çok komik. Birçok yerde kahkaha attım. Özellikle
daha ciddi rollerle tanınan Ryan Gosling’in komedi performansı inanılmaz. Film boyunca
keşke daha çok bu tarz roller oynasa dedim. Bu film neden patlamamış ve
herkesin bildiği bir filme dönüşmemiş bilmiyorum ama bundan sonra herkese
önermek benim boynumun borcu. İzleyin, izlettirin.
NOT: Filmde +18 sahneler olduğu için
ailecek izlemeniz önerilmez.
SAHTEKÂR
Hani bir film izlersiniz ve filmdeki olaylar inanılmaz gelir. Sonra
bu filmde anlatılan olayların gerçekten yaşandığını öğrenir ve şoke olursunuz. İşte
Sahtekâr öyle bir film. Filmin heyecanını kaçırmamak için konusunu
anlatmayacağım ama herkese tavsiye edebilirim. Özellikle çocuk sahibi olanlar
filmden daha çok etkilenecektir. Angelina Jolie’nin performansı da çok başarılı
ama sanki bu film için fazla güzel kaçmış. Daha sıradan bir tipi olan bir
oyuncu seçilmesini isterdim.
Not 2: Bütün görseller IMDB sayfasından alınmıştır.
Bu listeden izlediğiniz film var mı? İzlemek istediğiniz? Çok beğendiğiniz ya da o kadar iyi değildi dediğiniz? Yorumlarınızı bekliyorum. Yeni yazılarda görüşmek üzere.
Not: Filmler beğeni sırama göre sıralanmıştır. İlk film en beğendiğim, son film en az beğendiğim filmdir.
![]() |
| Afiş çok iyi değil mi? |
ISTAKOZ
Bu filmi sevgili Gül’ün listesinde görmüştüm. Gül “2020’de İzlediğim En İyi 10 Film” diye bir liste yapmıştı. Ben o listedeki filmlerin sekizini izlemişim. Hepsi de beğendiğim filmlerdi. Hemen tümevarım yöntemiyle listede izlemediğim diğer filmleri de seveceğimi düşündüm ve not aldım. O filmlerden biri Istakoz’du. Film hakkında hiçbir şey bilmeden izlemeye başladım. Çok ilginç bir filmdi. Çok farklı bir dünyada geçiyordu. Her an farklı bir detay öğrenip şaşırıyordum. Bütün bu farklılıklar inandırıcı bir şekilde anlatılıyordu. Bu film berbat ve komik olabilecek bir senaryoya sahip ama bunun yerine gayet etkileyici bir iş olmuş. Sanırım bunda en büyük pay yönetmene ait. Bundan sonra diğer filmlerini de takip edeceğim. Farklı bir film izlemek isterseniz tavsiye ederim.
FORGOTTEN
Gül’ün listesindeki diğer izlemediğim film de buydu. Benim Uzak Doğu sinemasıyla pek aram yoktur. İzlediğim filmler en fazla on tanedir. Onlar da en popüler, en bilinen filmler. Bu filmi Gül önermeseydi asla izlemezdim. İyi ki onun tavsiyesini dinlemişim diyorum.
Film çok heyecanlı başladı. Aslında filmi üç bölümde inceleyebiliriz. İlk bölüm gizem ve heyecan, ikinci bölüm olanları anladığımız yer, üçüncü bölüm bütün gerçekleri öğrendiğimiz ve düğümlerin çözüldüğü kısım. Ben en çok ilk bölümü sevdim. Sürekli bir gerginlik, neler oluyor hissi ve olaylar nereye bağlanacak merakına bayıldım. Hele bir karakol sahnesi var, tüylerim diken diken oldu. Burayı nasıl açıklayacaklar diye merak ettim. Açıkladılar ve bence olayları güzel bağlamışlar ama filmin sonunun drama bağlamasını sevmedim. Daha farklı bir son olsaydı ya da bu kadar dram ağırlıklı olmasaydı bu film efsane olabilirmiş. Şimdi bile çok iyi. Mutlaka izleyin. Başroldeki iki erkek oyuncunun performansı da çok iyiydi.
TELEFON
Gül’ün önerdiği Forgotten’ı bu kadar beğenince bu sefer arkadaşım Gülsüm’ün önerdiği Telefon’u izledim J Bu film de çok iyiydi. Forgotten’da iki erkek başrol varken Telefon’da iki kadın başrol vardı. İkisi de iyi performanslar sergilemişler. Yine olaylar hiç beklemediğim bambaşka yerlere gitti. Uzak Doğu sinemasındaki bu sürpriz olaylarını, tahmin edilememe durumunu sevdim. Yalnız bu filmde birkaç mantık hatası vardı. Birkaç yerde de karakterin neden öyle davrandığını anlamadığım sahneler oldu. Mesela çenesini kapatsa hayatına aynen devam edecek olan karakterin bir cümleyle her şeyi mahvetmesi gibi. Bir de filmin sonunda gösterilen sahneyi beğenmedim. Tam film bitti derken kısa bir sahne daha gösterildi. Artık ikinci filme mi hazırlık yapıldı yoksa böyle de bitebilirdi mi denmek istendi bilmiyorum ama o kısmı sevmedim. Yine de herkese öneririm.
AZİZLER
Dokuz Kere Leyla fiyaskosundan sonra bu filmden uzak durmam gerekirdi ama filmin yorumları bir nebze daha iyi olunca cesaretlendim. Zaten Dokuz Kere Leyla kadar kötü değildi ama çok iyi de değildi. Filmden aklımda kalan ve en çok güldüğüm sahneler çocuk oyuncu Caner’in olduğu sahnelerdi. İzlerken çok güldüm ama tabii gerçek hayatta öyle bir çocuktan koşarak kaçardım. O kadar olmasa da maalesef çevremizde Caner’e benzeyen çocuklar oluyor bazen. Bir de bu film bana Haluk Bilginer’in biraz yüzünü dinlendirmesi gerektiğini hissettirdi. Tamam, oyuncu canımız ciğerimiz ve çok başarılı bir isim. Ama tercihlerinde daha seçici olması gerektiğini düşünüyorum. Her sene bir ya da birkaç filmde oynamaktansa 2-3 yılda bir, bir filmde oynasın ama bu kaliteli bir film olsun. Ben böyle düşünüyorum.
BEST OF STAND-UP 2020
Netflix’te yayınlanan stand up gösterilerinden kısa kısa bölümlerin alındığı bir gösteri. Komedyenlerin çok azını tanıyordum ve çok az yerde güldüm. Gösteriyi izlerken aklıma şu geldi. Ağlamak, üzülmek evrenseldir. Dünyadaki bütün insanlar neredeyse aynı şeylere üzülüp ağlayabilirler. Komedi, gülmek ise daha yerel. Ülkelerin espri anlayışları o kadar değişiyor ki. Bırak ülkeleri iki insan bile çok farklı şeylere gülüyorlar. Bu yüzden bu gösteri beni umduğum kadar güldürmedi.
DOKUZ KERE LEYLA
Sosyal medyada bu film çıktığı ilk andan itibaren hep kötü eleştiriler aldı. Hiç beğenilmedi. Başka bir film olsa izlemeyi aklımın ucundan bile geçirmezdim ama oyuncu kadrosu beni cezbetti. Ben filmleri genellikle oyuncuları için izlerim. Eğer sevdiğim bir oyuncu oynuyorsa film kötü olsa bile çok üzülmem, en azından sevdiğim kişiyi izledim diye düşünürüm. Bu yüzden Dokuz Kere Leyla’yı da izledim. Gerçekten denildiği kadar kötüymüş. Filmleri yarım bırakmıyorum çünkü zaten 2-3 saat sürüyor, sonuna kadar izleyeyim diye düşünüyorum ama bu filmi atlaya atlaya izledim. Haluk Bilginer her bayıldığında ve dans edip şarkı söylediğinde başkası adına utanma duygusunu yaşadım. Hiç bulaşmayın derim.
![]() |
| Efsane sahne 😱 |